Geçmiş ve geleceğimizi ilgilendiren hepimizin içine işleyen bir vefâ mevzumuz var. Vefâ, fikir olarak kişiden kişiye değişen hislerle donanımlı anlam yüklü kervandır. Dost edindiğimiz kimselere çokça pay veriyoruz bu vefadan. Dostun da üç türlüsü mevcuttur:
Birincisi, salih ameldir. Çünkü salih ameller hem kabir karanlıklarında kişiye nûr hem de mahşerde onun ebedi saadeti kazanmasına yol olur.
İkincisi, seni Allah rızası için seven bir din kardeşindir. Bunun da peygamberlerden diğer mü'minlere kadar uzanan çeşitli mertebesi vardır.
Üçüncü dost ise, bizzat Allah Teâlâ'dır. En hakiki dost ,Allah'tır. Çünkü diğer iki dostluğun bahşedicisi de Allah'tır. Ancak bu güzel dostluktan nasiplenmek için azim ve gayret gerekmektedir.
Vefa, İslam'ın şiarlarından en esaslı olanıdır. Zira vefa, ahde riâyet, yapılan iyiliğe sadâkat göstererek unutmamak demektir. Var olmasının güçlüğü kadar zedelenmesi de güçtür. İtina ister, samimiyet içerir, sorumluluğunu bildiğimiz sürece hayatta tutunduğumuz en sağlam direğimiz oluverir.
İnsanları, kâinatı ve manevîyatımızı temiz tuttuğumuz ve perdesi kalkan gözlerle takip ettiğimiz sürece yolumuz doğrudur diyebiliriz. Nitekim Mevlânâ Hazretleri; zahiri kitap okuma dönemine "hamdım", kâinatı okuma devrine "piştim", İlahi evrelerin sırlarına ve hikmetlerine ulaşma anlarına da "yandım" ifadeleriyle her aşamayı bizlere anlatmıştır. Asıl okumanın kalp ile olduğunu unutmayalım. Teffekkürün devamlılığı bizlerin ilahi berekete, huzura ulaşması için en güzel gerçektir.
Kalbimizin gerçekleri algılamaya başlaması yüreğimize müthiş bir ürperti verir. Bu ancak Kur'an da geçenlerin kalbimiz ve aklımızla var olduğunu görünce oluşan bir teslimiyettir. Hayatımızın en güzel ölçülerle, kısmetlerle, imtihanlarla donatıldığını bilerek dengeli ve huzurlu bir yaşam bizlerin gayret ve çabasına bağlıdır. Niyetimize de baharların gelmesini temenni ediyorum.
Dua ile kalın, vesselam




