Gündemi 'Asrın Felaketi’ olarak noktalayan, 6 Şubat depreminin üzerinden günler, aylar geçiyor. Özellikle deprem bölgesinde yaşayanların ‘Küçük Kıyamet’ olarak nitelendirdiği bu olay bir çok sorumluluğu beraberinde getirip kucağımıza bırakmıştır. Tüm dünyanın önceliğinde enkaz altında kalan yardım eli bekleyen canların kurtarılması oldu.
Zamanın durduğu bu anlarda sağlık hizmetlerinin sağlanması, barınma, gıda ihtiyacı, depremzedelerin depremden etkilenmeyen illere sevki, depremde hayatını kaybedenlerin defni,maddi ve manevi ihtiyaçların karşılanması dışında, ruhen ve psikolojik olarak da desteğiyle yanımızda olan tüm insanların var olması insanlığın ölmediğini gösteriyordu.
Bu felaketin unutulması bir yana bıraktığı izlerle yaşamak bile başka bir devri başlatıyor. Yıkılan evler değil hayaller, yarılan yollar değil yüreklerimizdir. Bir kez daha anladık kimsesiz olduğumuzu. Kimsemizin, elini üzerimizden çekmeyenin Allah olduğunu. Bize düşen sabır çiçeğimizi sulamak, büyütmek. Sabrımız arttıkça alabiliriz derin bir nefes. Keza göz göze geldiğin insanda görüyorsun yıkılmışlığın, yarım kalmanın ne demek olduğunu.
Kelimelere gerek duyulmayan yer oldu bu şehirler. Her manzara kalplerden geçeni anlatıyor. Hızla yaralarımızın sarılmasını niyaz ederiz. Öyle büyük laflara da gerek yok. Çünkü adına doğal afet dense bile kendi elimizle kendi sonumuzu hazırlıyoruz. Bu sona biz hazır halde mi yakalanacağız? Bu soru mechuldür.
İnsan ne beklemekten vazgeçer ne de tam anlamıyla kaldığı yerden devam eder. Bazı ikilemi, gel-gitleri yaşamak, eksiklerimizi benimsemekse yaşarken yürümemizi kolaylaştırır. Bizim bildiğimiz hayr ve şerde nice müjdeler gizlidir. Umudumuzu diri, tefekkürümüzü salih yaptığımız sürede ihlas sahibi kullar olabiliriz. İhlaslı kişilik hayatımızın cennete döneceğini belirtmese de her olaya daha katlanabilir olabileceğimize işarettir. Hayatlarımızın "razıyım kulum" denmesine vesile olmasını temenni ediyorum.
Dua ile kalın, vesselam!




