Üç parçadan oluşan bir taş olarak dünyaya geldiniz.
Birinci parçanız dış katmandır. Dışarıdan bakıldığında sert, güçlü ve kırılmayacak bir yapınız vardır.
İkinci parçanız, dış katmanın hemen altındaki; dışarıdan görünmeyen ama yakından fark edilebilen kısımdır.
Üçüncü parçanız ise sizi siz yapan; ne içinizle ne de sizinle doğrudan alakalı olan kısımdır.
Güç ve Dayanıklılık
Birey, alışagelmiş yaşamların sonuçlarında daima gücü benimser. Maddi ve manevi güç, birbirinden ne kadar farklı iki temel ihtiyaç gibi dursa da birey bunu diğerlerinden duyarken ya da gözlemlerken asla ayırmaz. Maddi güç ne kadar kazanç sağlamakla alakalıysa, manevi güç de neyi kaybettiğimizle orantılı ve paralel hareket eder.
Kazanç ve kaybın aynı kefeye konduğu bu güç, hiçbir zaman bireyin tek başına kazanamayacağı bir hayatın gösterisi hâline gelir. Nasıl çocukların süper kahramanları varsa, bireylerin de maddi ve manevi kahramanları hazırdır: “Diğerleri.”
Diğerleri ve Sen
Zamanın geçtiği topraklar, senin ve etrafındakilerin oluşturduğu bir kum havuzudur. Bu insanlar ya o toprakta ölür ya da o topraktan uzaklaşır; bundan başka bir sonuç yoktur. Kimileri şehirlerinden, kimileri kendinden uzaklaşır. Ama hikâyeler hep bir dönüş yolculuğuyla süslenir.
Hayatınızdaki her kum tanesi, sizi yeniden göreceği günü beklermişçesine hareket eder. Çünkü onların olayı budur: sadece beklerler ve bizlerin de onlar gibi beklemesini isterler.
İşte diğerleriyle senin seçeneğin arasındaki fark şudur: Senin hikâyelerin, geri dönebileceğin yerler ve insanlarken; onların hikâyeleri, senin geri döneceğin toprakları beklemektir.
Bir Dilim Ömür
Yetmiş ila seksen yıllık insan hayatları, oluşturulan dış katmanın yavaş yavaş sertleşmesiyle örtüşür. Yaşlanır, bunaklaşırsınız. Yüzünüz, kalpleriniz gibi ya iğrenç ya da pamuk gibi bir şekle bürünür. Bedenleriniz sizi taşımaz, ruhunuz kemiklerinize ağır gelir; artık zamanın geçmesini değil, bitmesini istersiniz.
İşte insanı en çok bu kısımda anlarız. Var olmanın ve yok olmanın arasında, karnı kötülüğe tok, gözleri görmeye aç bir hâlde son bulacak olan o zaman dilimine aitiz.
Ne anlamsızlıkların ağırlığıyla ne de anlamların kurtarıcılığıyla; sunulan ve yeni sunulacak olan yaşamanın özlemiyle ölürüz biz.
Süslenmiş Torbalar ve Yetişmeyecek Tohumlar
Zaman bitti ve geride kokmuş, çürümeye muhtaç bir hâl kaldı: sen.
Toprağın romantize edilmiş ana yemeğisin. Mumlar eşliğinde, taşlardan tabaklara konan; böcekler tarafından öğütülmeye hazır bir besinsin.
İnsancıklar doğar ve ölür. Ölülerin tek yaptıkları iyilik, yaşanılacak bir alan bırakıyor olmalarıdır. Zira ölüler umursayamaz; ama hâlâ canlı olan siz bunu hiç unutmazsınız.
Size bırakılan alanlar, zamanınız dolunca başkalarına devredilir ve zaman sizin için de akıcı ve iğrenç geçecektir.
Düşünebilen nesnelerin düşüncesizlikleri sizlere hiç yansımaması dileğiyle…





Kalemine sağlık