Çeşmeden akan buz gibi suyun altında ellerini keyiflendirirken yüzünü de nasiplendirir bu serinlikten. Su tenini serin serin okşadıkça keyiflenir. Derin bir nefes çeker ellerini iki yana devirip gerile gerile... Tam bu sırada gözü çeşmenin yanındaki meyve ağacına takılır. Etrafına bakar, dikkat kesilir. Meyve ağacının bir sahibi yok gibiydi. Belliki çeşmeyi oraya yaptıranın bir ikramıydı bu meyve ağacı. Yine de tereddüt eder. Durur, düşünür biraz. Çekimser adımlarla yaklaşır meyve ağacına. Bir de bakar ki ağacın dibinde bir merdiven. Çekimser adımlarının üstüne tebessümlerinin gölgesi düşer. Mutlu olur içten içe.
Adam bir heves meyve ağacının dibinde duran merdiveni alır, tam ağaca yaslayıp çıkacakken merdiven dile gelir.
"Hey! Dur bakalım. Sen kimden izin aldın bu ağaca çıkmak için?
Bana sordun mu?"
Adam neye uğradığını şaşırır. Merdivenin dile gelip konuşması onu şaşkına çevirir. Ne boşlukta kalan diğer ayağını ikinci basamağa götürebiliyor ne de geriye adımlayıp yere basabiliyordu. Öylece kalakalır ilk basamakta.
Merdiven: "Çabuk in üzerinden." deyip adamı üzerinden atar. Adam yerde ve adam şaşkın!
"Sen biliyor musun bugün kaç kişiyi çıkardım şu ağaca? Zaten ben de olmasam kim nasıl yiyecek şu meyveden?" diye böbürlenip yakınırken adam ilk şaşkınlığını üzerinden atar. Evet, karşısında konuşan bir merdiven vardı. Merdiven sesini yükselterek devam eder: "Bugün çok yoruldum ben. Git, sonra gel ye! Bana dokunma."
Merdiven nasıl konuşurdu. Hadi konuştu, nasıl böyle konuşurdu. Çünkü o merdivendi. İşi buydu. Adamın şaşkınlığının üstüne bir de kendi düşünceleri eklenince daha da şaşırır. Rüyada değildi. Zaten rüya olsa bile buna kabus denirdi. Çeşmeye gider ve eline yüzüne su serper. Tekrar ağacın yanına gelir. Merdivene yaklaşır. Sağ ayağını kaldırır ve merdivene doğru bir hamle yapar.
"Ne laftan anlamaz şeysin sen be adam!" der merdiven ve daha da hiddetlenir. "Çekil git!"
Merdivenin aşağılayıcı, ukala üslubundan sebep adamın gururu incinir. Öyleki şaşkınlığından eser kalmaz. İncinen gururuyla hırslanır ve merdiveni bırakıp ağaca tutunarak tırmanmaya çalışır. Tırmanır, tırmanır... Tam elini uzatıp bir meyve koparacakken kayıp düşer. Düştüğü yerden kalkar. Canı yanar ama merdivenin attığı kahkahalar daha çok canını yakar. İncindiği yerden kırılır da kırılır gururu. Adam daha büyük bir hırsla tutunur ağaca. Ve başlar tırmanmaya. Tırmandıkça ağaç uzar sanki. Öyleki kolları bacakları titrer. Alnından boncuk boncuk terler akar. Başı döner, gözleri kararır. Ama vazgeçmez. Vazgeçemez! Çünkü merdiven aşağıdan ona bakmakta. Bakıp kıs kıs gülmekte...
Adam yorulur. Çok yorulur. Gözü meyveyi görmeyecek, görse de koparıp yiyemeyecek kadar yorulur. Yine de uzatır titreyen elini. Ama yapamaz. Yine kayar ve düşer. Bu defa kayarken elleri parçalanır. Ağaca tutunmaya çalıştığı için tırnakları kırılır. Avuçlarına ağacın tırmıkları batar. Kolları, bacakları ince çizikler halinde parçalanır. Düştüğü yerden bu defa kolay kalkamaz adam. Canı bir öncekinden daha fazla yanmıştır. Gururu ise paramparça... Merdiven ise hâlâ gülmekte.
Adam ağaca tutunarak kalkar. Kalkarken de yerden bir taş alır. Kırılan gururunun acısından ayak bileğinin kırıldığını üstüne basınca anlar. Acıyla inler. Sendeler. Tam düşecekken omzunu ağacın gövdesine çarpar. Elindeki taşı düşürür. Taş ayağına isabet eder. Ayak parmakları da kırılır. Kırıldıkça kırılır adam. Merdivenin kahkahaları ise cabası... Hırsından ağlamaya başlar. Can havliyle yerdeki taşı tekrar alır ve ağaca fırlatır. Sonra bir taş daha... Bir taş daha bir taş daha derken ağacın dibi meyveyle dolar. Adam çok yorulur, çok kırılır. Ama yere döktüğü meyvelerden bir tane bile almadan kırılan ayağını, kırılan gururunu sürüye sürüye gider. Ardına bile bakmadan...
Merdiven güya ağaçtan yapılmıştı. Özü ağaçtı ama yaptığı tam bir odunluktu.
Merdiven odunluk yaptı ağaç taşlandı. Ağaca da yazık oldu yerdeki meyveye de...
(Bu lügata bakarak dön bir daha oku haydi! Sonra yine burada buluşalım.)
Ağaç; Makam, mevki sahibi kişiler, kurumlar.
Meyve; Hizmet ve itibar.
Merdiven; Makam mevki sahibi kişinin en yakınındakiler.
Adam; Herkes.
Taş; İntizar, kötü söz, karalama, yakınma.
Bugün de böyle oldu. Davetsiz, selamsız sabahsız başladım anlatmaya. Yola adım atmadan. Yolun başında döküldü içim dışıma. Ayaklarımın üstüne yığıldı kalbim. Gel haydi şu hikayeden payımızı alarak revan olalım bugün yola. Belki bir çeşmeye denk geliriz. Daha da şanslıysak meyve ağaçlarına...
Ya da gel boş verelim bugün yolu... Meyve ağacı dolu bahçelere gidelim. Merdivenlere ne hacet! Birbirimize sırt verip çıkalım ağaçlara. Dökülmesin boşuna meyveler yerlere. Kırılmasın gururlar!
Gel haydi gidelim odundan merdivenleri kırmaya!..





İnsanın özü de topraktı ama ilk toprağı kirlettiler
Zaten ne olduysa ondan sonra oldu ya!..