Hoşgeldin!
Gel hadi yürüyelim!
Söylesene! Arada yollar olduğu için mi uzaklar var? Ve gurbet...
Söylesene! Arada yollar olmayınca gurbet olmuyor mu? Uzaklar olmuyor mu?
Söylesene! Yollar ecele bahane olur mu?Söylesene! Yolların varlığımı daha çok yorar yoksa yokluğumu?
Söylesene! Yolu yürümek mi zor yoksa yolu aramak mı?
Gel hadi! Aklımızdaki sorularla bugün öyle bir yolda yürüyelim ki; elimiz yüreğimizin üstünde, gözümüzde tutamadığımız korku dolu damlalarla, dilimizde dualarla...
Şimdi öyle bir yol düşün ki oradan geçenin ve oradan geçeni bekleyenin yüreğini ağzına getiren...
Öyle bir yol düşün ki yolcu otobüsü tam oraya yaklaşınca yolcusunun dilini dualara döndüren...
Öyle bir bir yol düşün ki "kısığa gelmişler" "kısıktan geçiyorlamış" heberini alan herkese el açtırıp dua ettiren...
Gel hadi! Bir çocuğun gurbette ekmek parası için çalışıp evine çocuklarına dönen cefakar, fedakar babasını beklerken "Baban yolda geliyor, şimdi kısıktaymış, dua et!" diyen annesiyle oturup ağlayarak dua ettiği, korktuğu ve içinde bu korkuyla büyüdüğü o Kısık Yolunda yürüyelim.
Bir yol! Bu öyle bir yol ki bir can alıp bin can yakan.
Bir yol ki gurbete mecbur bırakan.
Bir yol ki çocukları baba hasretiyle, babasız büyüten.
Bir yol ki yeni gelinleri, çeyiz dizen nişanlı kızları gözleri yollarda gurbetteki yari bekleten.
Bir yol ki çaresizliğin dibine vurduran.
Bir yol ki yıllarca kanayıp duran.
Bir yol ki sızım sızım sızlatan...
Bir yol ki sılayı cümleten ağlatan...
Gel hadi! Yürüyelim şu bizim Kısık Yolunda...
Korktun mu sen? Korkma! İki kişi yanyana yürüyünce birşey olmaz; dört tekerlekliler yanyana gelince korkmalı bu yoldan(!)
Yolumuz çetin, yolumuz; korku ve endişeden darlaşan yüreğimizden daha dar ve daha sıkıntılı...
Velevki yolumuz yol gibi değil!
Bir yanımız dağların sırtı bir yanımız dibi yemyeşil uçurum...
Ama korkma! Yürürken çok masum bu yol. Uzun, dar ama masum...
Yol masumsa masum olmayan kaderimiz miydi öyleyse?
Niye bitmezdi ki bu yolun ve bu yoldakilerin çilesi?
Kısık Yolu niye kanayan yaraydı içimizde?
Gel hadi! Şu kısık yolunda yaralarımızı kanata kanata yürüyelim. Bak yara dedim de aklıma ne geldi(!) Kısık yolunun açtığı yara kanadı bak işte... Küçüktüm, kış yine beyazlar içinde kara yüzünü göstermiş, zaten zor geçen hayatımızı daha da zorlaştırmış, dertli yolumuzu; yolcumuzu daha da derde koymuştu.
Vakit akşamüstüydü; herşey, herkes, hergünkü halinde... Bir ses olağan düzeni bozdu bir anda. Bir ambulans sesi...
Halen olmuş kulağımda çınlayan yeri göğü inleten ambulans sesini hiç unutmuyorum. Her ambulans sesi duyduğumda o günü tekrar yaşıyorum sanki...
Adam boyunda yağan karlar bize; küçük büyük demeden, adam gibi, adamakıllı hayat dersi veriyordu sanki...
Hastalık değil, doktoru olmayan hastaneler, geçit vermeyen yollar öldürürmüş insanı; bunu öğrendim küçük yaşta acı bir kayıpla.
Ambulans almış hastayı, yeri göğü inlete inlete, karanlığı yara yara yetiştirmeye çalışıyor yine. Ellerimiz yüreklerimizin üstünde dilimizde dualar, yalvar yakar olmuş cümlealem...
Varmış ambulans kısık yoluna, yol zaten çetin bir de kar bastırmış daha da çetin olmuş. İzin vermemiş kısık yolu ordan geçmeye; kara kış da karların arasında bir ambulansta bir can geçip giderken göklere.
Duyduk ki ambulans kalmış yolda, yetişememiş hastaneye; son nefesini orda vermiş hasta.
O günden sonra tüm millet yasta...
Bak yol ecele bahaneymiş işte(!)
Ah Kısık Yolu! Ne çok yordun, ne çok ağlattın bizi.
Ne o bakıyorum da senin de gözlerin dolu dolu olmuş. Böyledir bizim kısık yolu, ağlatır her gelen geçeni ve geçemeyeni...
Gel hadi! Sil gözünün yaşını biraz daha yürüyelim.
Şimdi sen söyle yüreği geniş insanların yürekleri kadar geniş olmayan yolda perişan olması reva mıdır? Küçücük çocukların baba hasretiyle büyümesi reva mıdır? İnsanlar bir telefonun iki ucunda birbirlerine yakın olabiliyorken onları biraraya getirecek olan yol niye bu kadar uzun ve zor ki? Ağaçlarında altın yetişen bu cennetin yolu niye cehennem gibi ki?
Bu yol kimin ayıbı, kimin suçudur ki?
Yordum yine seni; bugün biraz da fazla sordum fazla konuştum sanki.
Gel hadi bitirelim artık bu yolu. Sende yoruldun bende. Ama unutmadan gel hadi! Şu dağın sırtına, yemyeşil uçuruma, şu kısık yoluna kalemimizden bir hatıra bırakalım; onun bizde bıraktığı hatıralara dem vurarak.
Şiirimiz bir yol olsun; kısık yolunda dara düşenin gönlünü ferahlatsın inşallah.
Başka bir yol ve başka bir şiire kadar kal sağlıcakla...
KISIK YOLU
Annem dedi;
Babam geliyormuş
Bizi çok özlemiş
Bana kalem almış
Kardeşlerime oyuncak...
Aylar var ki görmedim yüzünü
Şimdi gelmiş, kısıktaymış!
Geçit ver kısık yolu.
Komşu teyze dedi;
Oğlu terhis olmuş
Vatan borcunu ödemiş
Çarşıya çıkmış
Herkese hediye almış
Baba ocağı burnunda tütmüş
Şimdi gelmiş, kısıktaymış!
Geçit ver kısık yolu.
Çapacılar dedi;
Pamukçular işi bitirmiş
Çadırlar toplanmış
Hasılatlar alınmış
Çarşı pazar yapılmış
Taa! Şafaktan yola çıkılmış
Şimdi gelmişler, kısıktalarmış
Geçit ver kısık yolu.
Okuntucu dedi;
Haftaya düğün varmış
Damat çok çalışmış
Çeyizini kendi almış
Düğünün de kendi yapacakmış
Ana- babasının hayır duasını almış
Kız çok şanslıymış
Şimdi gelmiş, kısıktaymış
Geçit ver kısık yolu.
Öğretmenimiz dedi;
Bizim tek şansımız okumakmış
Çapacılık, pamukçuluk bitecekmiş
Biz daha iyi şeylere layıkmışız!
Çok çalışırsak yaparmışız!
Bize kütüphane kuracakmış
Özel ders de verecekmiş
Kitaplar şimdi gelmiş, kısıktaymış!
Geçit ver kısık yolu.
Eczacı abla dedi;
Yeni doktor gelecekmiş
Ettiği yeminin arkasında duracakmış
Zoru, eksiği görünce gitmeyecekmiş
Her geleni sevk etmeyecekmiş
Çok cevvalmiş kendisi yetecekmiş
Şimdi gelmiş, kısıktaymış!
Geçit ver kısık yolu.
Muhtar dedi;
Yolumuz yapılacakmış
Hem kısalacakmış
Hem de genişleyecekmiş
Gurbet sılaya yakınlaşacakmış
Kurul toplanmış karar vermiş
Bir de yerinde tespit yapılacakmış
Şimdi gelmişler, kısıktalarmış!
Geçit ver kısık yolu.
Hayallerim dedi;
Herşey güzel olacakmış
Çocuklar babalarıyla büyüyecekmiş
Bu yol çilesi birgün bitecekmiş
İş ayağımıza gelecekmiş
Hayaller bir umut yola çıkmış
Şimdi gelmiş, kısıktaymış!
Geçit ver kısık yolu.
Selma Dolgun





Kalemine yüreğine sağlık
Teşekkür ederim
N e güzel anlatmışsın öyle arkadaşım, tebrik ederim... düğünüme farklı illerden gelenler o yolda şoföre yalvarmış yavaş git diye, kendi aracıyla gelenler bir daha gelmeyiz dediler gülerek... Düğünden sonra beni görenler yolunuz yapıldı mi diye soruyor... :(
Canım benim teşekkür ederim. Biz aynı yolda, aynı yolun çilesini çekerek büyüyen çocuklardık. Bizi biz anlarız; onu da güzel anlarız, nasıl anlatırsak anlatalım...