Kalp Döküntüsü/ Bulut Yolu
"Hoş geldin!" diyerek iyi karşıladığımız ne varsa bizde iyi kalabildi mi ya da giderken iyi gidebildi mi bizi de iyi bırakarak?
Kalmak iyi gelmiyorsa gitmeyi denemeli mi?
Güneşin batışı da doğuşu gibi iyi gelir mi sahiden(!) Bu batış, bu gidiş nasıl iyi gelir ki ruha?
İyi gelmeyen her yerden, herkesten, dünden; maziden, öyle güzel öyle iyi gidelim ki gidişimiz hem bize hem herkese hem de herşeye iyi gelsin.
Birbirinde güzel kalmayana, gitmenin güzelini, iyisini yaşatmalı mı ki güzel kalmayışından utansın?
Gitmek fikirde varsa bedeni olduğu yere mecbur bırakmak niye ki?
Gel gidelim hadi!
Güzel kalmayanlara nasıl güzel gidilir gösterelim; ruhu çekilmiş bedenimizi yanlarında emanet bırakarak. Ve tam da burada şu dizeleri yüzlerine çarparak;
"Nasıl gidilmemeliydi,
gidişin onu öğretti;
senin gibi,
el gibi,
hiçbirşey olmamış gibi,
gider gibi...
Nasıl gidilmemeliydi,
gidişin ders verdi!"
Gel gidelim hadi! Yürüyelim yine...
Ayağımızın yere basmayacağı, kalbimizin bir kuş gibi kanat çırpacağı yollara; gökyüzünde herhangi bir yere...
Gel hadi! Yanıma almadığım bedenimin ayak basmadığı ama kalbimin çocuklar gibi koşturduğu bulutlarda yürüyelim.
Hatırlar mısın, seni yollara ilk davet ederken; "Ayakların gelmese de olur kalbin gelsin benimle yeter!" demiştim.
Bugün tam da öyle yapacağız işte.
Gel hadi! Yürüyelim, gidelim.
Ne güzel gidiştir bu, yokluğu kendi varlığında kaybolan.
Ne güzel gidiştir bu, hem kalan memnun hem giden.
İstenilen bir çift gözse bırakmalı avuçlarının içine ve bakmayı alıp yine gitmeli, karşılıklı memnunken.
İstenilen bir çift el ise bırakmalı omzunun üstünde ve hissetmeyi alıp yine gitmeli, karşılıklı memnunken.
İstenilen bir ses ise dilini bırakmalı ve iç sesini alıp yine gitmeli, karşılıklı memnunken.
İstenilen sadece bir bedenin varlığıysa bırakmalı ve sadece kalbini alıp yine de gitmeli, karşılıklı memnunken.
Ne güzel gidiştir bu,
"Ayaklarının gittiği kadar değil, gönlünün gittiği kadar uzaksın ya da yakınsın!" dedirten.
Ne güzel gidiştir bu, dönüşünü bekletmeyen; kırmayan, dökmeyen, yaralamayan, sızlatmayan, acıtmayan ve kanatmayan.
Ne güzel gidiştir bu, gittiğini bile hissettirmeyen kaldığını zannedenlere.
Ne iyi gelmedir bu gidiş, birbirine iyi gelmeyenlere.
Ve işte bulutlara haykırıyordu kalbim nasıl gidilmesi gerektiğini;
Öyle bir git ki;
Ayrılırken vedalaşır gibi değil,
Son nefeste helalleşir gibi...
Öyle bir git ki;
Ardından bir tas su döktürür gibi değil,
Üstüne bir kürek toprak attırır gibi...
Öyle bir git ki;
Vuslata gözyaşı döktürür gibi değil,
Ölünün ardından ağlatır gibi...
Öyle bir git ki;
Tahammüle zeval getirecek gibi değil,
Yası tutulacak gibi...
Öyle bir git ki;
Dönme ihtimalini düşündürecek gibi değil,
Nasıl gittiğini unutturmayacak gibi...
Öyle bir git ki;
Gider gibi değil,
Gittiği yerde kalır gibi...
Öyle bir git ki;
Dönecek gibi değil,
Ölecek gibi,
Öldü gibi,
Dönmeyecek gibi!.. diyerek.
Sen de fark ettin mi gökyüzündeki ve bulutlardaki huzuru? Beyazın ve mavinin dışında hiçbir renk yok! Ama bu azlığın içinde muhteşem bir çokluk var huzuru çağıran. Hafif hafif esen rüzgarı hissediyor musun peki? Saçlarımızı okşarken sessizliği ninni gibi fısıldıyor kulağımıza. Hani bazen bulutlar yeryüzüne ayak basmış gibi sis çökerdi ve değil uzağı önümüzü bile göremez olurduk; ben o sisi o an öyle bir kucaklardım ki beni de görünmez etsin diye. Şimdi bulutlardayız işte! Olabildiğince de görünmeziz...
Sahi! Sen ne düşünüyorsun; bu iyi gitmeyen gelmeler ve iyi gelen gitmeler için? Bak mesela koskoca bir yıl daha geldi, geçti, gitti ömrümüzden. Güzel geldi, iyi kalmadı ama gidişi yine güzel ve iyi geldi ruhumuza.
Gidişi iyi gelen yılın son gününü de gördük ya buna da çok şükür! Biz onun son gününü görmeden, o bizim son günümüzü görebilirdi nihayetinde. Oysa ne güzel ne iyi karşılamıştık onu da "Hoş geldin!" diyerek. Ve bak şimdi gidişine "Çok şükür!" diyoruz. Bu ne yaman bir çelişkidir böyle(!) Hoş gelip hoş kalmayan ama gidişi iyi gelip şükrettiren. Ve yine burada şu dizelerin kulağını çınlatan...
Gidişinin iyi geldiği kadar
iyi gelmedin bana
iyi ki gittin ama!
Varlığındaki
yokluğu yaşamaktansa,
yokluğundaki
çoğalan varlığını
oturtmak daha kolay yanıma!
Hoş gelmedin ama
çok iyi gittin benden!..
Kim kimden gitmişti sahi(!) Ömür mü bizden gitmişti yoksa biz mi ömürden geçip gidiyorduk? Kim kimden geçip gidiyordu? Geçip gitmek derken; bak, görüyor musun ne kadar yol almışız bulutlarda?
Gel hadi! Pamuk gibi bembeyaz bulutları incitmeden, üzmeden, karalar bağlatmadan yürümeye devam edelim. Yanıma almadığım bedenimin kalbimdeki ağırlığıyla bulutları taşırmadan, ağlatmadan...
"Bu yol bitmese keşke!" dediğini duyar gibiyim. Evet bitmese keşke...
Kaç defa çıkmıştık ki bulutlara? Çok nadir de olsa; ayağımızı yerden kesip, bizi bulutların üstüne çıkaran mutluluklarımız olmuştu evet. Ama çok nadir!..
Gel hadi! Yormayalım bulutları daha fazla. Kalbim ağır gelmiştir bilirim. Ama önce biraz gözyaşı bırakalım bulutlara; yağmura susayanların avuçlarını dolduran ve iyi kalmayanların vicdanlarına damlayan. İyi insan olarak kalmayanların, öksüz ve yetimlerin masum gözlerinden, ürkek kalplerinden döktürdükleri gözyaşlarından bırakalım. Ve biraz da benim gözyaşlarımdan bırakalım; ben de hiç bitmeyecek nasıl olsa.
Ve yine bir şiir... Biraz gözyaşı ve bir damla şiir!..
Bundan sonraki yağmurlar öksüz ve yetimlerin, hakkı yenenlerin, zulme uğrayanların, kalbi kırılanların gözyaşları, ve benim gözyaşlarım olsun; bulutlardan şiir misali dize dize yağan, iyi ve güzel kalmayanları ıslatan!..
Başka bir yol ve başka bir şiire kadar kal sağlıcakla!...
O VAKİT
Yanındayken hissetmediğin varlığımı ve
hatta varlığımın yokluğunu da alır giderim;
O vakit! Elinden bir hayat alınmışcasına
bir ölüm sessizliği çığlık çığlık beni bağıracak sana.
Her şeye yetmeye çalışan hallerimi ve
hatta senin yetemediklerine de
yettiklerimi alır giderim;
O vakit! Ayağın ilk takılıp düştüğünde
başını çaldığın taş beni hatırlatacak sana.
Yormayan zahmetsiz sevgimi ve hatta
severken verdiğim tavizlerimi alır giderim;
O vakit! Kendinden vermeye başladığın
tavizlerin zahmetinin yorgunluğu beni aratacak sana.
Hep daha çok seven taraf oluşumu ve
hatta o tarafta karşılıksız kalan kalbimi alır giderim;
O vakit! Sevenlerinin varlığından
duyduğun şüphe, kalbini ince ince kırarken
o kırıklardan beni sızdıracak sana.
Bilmediğin iyi niyetlerimi ve hatta
niyetlerimdeki sebeplerimi alır giderim;
O vakit! Yaslandığın dağların, ardından
çekildiğini görürken, sırt üstü olduğunda
üzerine yıkılan o dağlar beni fısıldayacak sana.
Gözlerinin içine içine bakan gözlerimi ve
hatta gözlerimdeki sıkıldığın şefkatimi alır giderim;
O vakit! Gözlerin, sahte ışıkların derin
karanlığındaki acımasız boşluğa
düştüğünde medet umduğun gölgeler
ben olacak sana.
Bağırsam da sağır olduğun sesimi ve hatta
sesimdeki yakarışı alır giderim;
O vakit! Sessizliğin son ses olduğu,
kendi iç sesini, kalbinden ve aklından geçenleri
duymaya başladığın an,
o sesler beni dinletecek sana.
Selma Dolgun





Bunlar nasıl dizeler nasıl sözler kalemden değil kalbin en acısından diziler... seni okumak üzüyor insanı aynı zamanda da sabırsız***dırıyor...
Ahh Elifim! Bizim okuyup üzüldüklerimizi yaşayıp üzülenler var...
Ben beyendim selma
Teşekkür ederim Ayşe canım.