Kahramanmaraşlı bir gazeteci olarak, geçtiğimiz hafta göğsümü kabartan, kelimelerle tarif etmekte zorlandığım çok özel bir gururu yaşadım.
Kültür ve Turizm Bakanlığı himayelerinde 19 Haziran’da İstanbul’da gerçekleştirilen “UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş Uluslararası Tanıtım Toplantısı” ve hemen bir gün öncesinde tarihi Galata Kulesi’nin duvarlarına vuran şairlerimizin siluetleri ve Kahramanmaraşlı şairlerin şiirlerinin, boğazın serin rüzgarına karışırken oluşturduğu atmosferi yaşamak harika bir duyguydu.
Burada yalnızca bir tanıtım organizasyonuna şahit olmadım.
Aslında yıllardır Anadolu'da sessiz sedasız büyüyen bir kültürün, ilk kez dünya sahnesine çıkışını izledim.
Kahramanmaraş artık sadece kendi hikâyesini anlatan bir şehir değil, dünyanın dinleyeceği bir hikâyeye dönüştü.
Çünkü biz çocukluğumuzdan beri bu şehrin "Edebiyatın başkenti" olduğunu biliyorduk.
Biliyorduk ama bunu çoğunlukla biz söylüyorduk.
Şimdi ise bunu UNESCO söylüyor.
İşte asıl değişen budur.
Bu unvan, Kahramanmaraş'ın edebiyatını oluşturmadı.
Sadece dünyanın dikkatini, zaten var olan büyük bir mirasa çevirdi.
Ve bana göre artık asıl hikâye şimdi başlıyor.
Galata Kulesi'nde gerçekleştirdiğimiz röportaj sırasında, sürecin arkasında çok yoğun bir mesai harcayan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel'in kullandığı iki cümleyi özellikle not aldım.
Çünkü bu iki cümle yalnızca bugünü değil, önümüzdeki yılların yol haritasını da anlatıyordu.
İlki şuydu:
"Kahramanmaraş'ın UNESCO Edebiyat Şehri olması sadece Kahramanmaraş'ın değil, bütün şehirlerimizin gurur duyacağı bir hadisedir."
UNESCO'nun verdiği bu unvan herhangi bir belediyeye verilmiş bir ödül değildir.
Türkiye'nin kültürel hafızasına verilmiş uluslararası bir tescildir.
Bugün Kahramanmaraş'ın elde ettiği başarı; Konya'nın, Erzurum'un, Bursa'nın, Sivas'ın, Diyarbakır'ın ve Anadolu'nun bütün kültür şehirlerinin de moralidir.
İkinci cümle ise belki de daha önemliydi.
Başkan Görgel şöyle dedi:
"Bu süreç belediyelerin çalışmasıyla sınırlı kalmamalı. Herkes sahiplenmeli."
İşte tam da burada mesele değişiyor.
Çünkü mesele UNESCO tabelası asmak değil, onu yaşatmaktır.
Başkan Görgel’in gözlerinde, bu unvanı sadece kağıt üstünde bırakmayacak o vizyonu ve hayali gördüm: Kahramanmaraş’ı; Edinburgh, Manchester, Barselona, Dublin ve Prag gibi dünya çapında parmakla gösterilen bir edebiyat metropolüne dönüştürmek.
Edebiyat alanında heybemiz dolu, tecrübemiz derya deniz. Ancak UNESCO tesciliyle birlikte "Dünyaya açılma" noktasında henüz yolun başındayız.
Uluslararası arenadaki bu yeni yolculuğumuzda, katıldığımız her küresel organizasyon bize vizyon katacak ve şehrimizi evrensel edebiyatın merkezlerinden biri haline getirme sürecine katkı sağlayacaktır.
Bu inançla, şehrimizin önünde açılan bu yeni kapıyı sonuna kadar aralamak için hepimize büyük görevler düşüyor.
Evet, UNESCO unvanını almak büyük bir başarı.
Onu her dört yılda bir yeniden hak edecek faaliyetleri sürdürebilmek ise çok daha büyük bir başarıdır.
Bugün birçok şehir bu unvanı aldıktan sonra beklediği uluslararası etkiyi oluşturamadı.
Bazıları şehirler, unvanı ekonomik kalkınmanın merkezine yerleştirirken; zazı şehirler de ticarileşme kaygıları nedeniyle yürüttükleri faaliyetlerin sonunda halkı edebiyattan uzaklaştırdı. Denge güdemediler.
Aradaki fark yalnızca etkinlik yapmak değildi.
Şehrin tamamının aynı hedefe yürümesiydi.
İşte burada Kahramanmaraş'ın önünde çok büyük bir fırsat bulunuyor.
Çünkü biz aslında sıfırdan başlamıyoruz.
Yüzyıllık bir edebiyat birikiminin üzerine yeni bir uluslararası kimlik inşa ediyoruz.
Necip Fazıl'ı dünyaya yeniden anlatacağız.
Nuri Pakdil'i farklı dillere taşıyacağız.
Zarifoğlu'nun şiirlerini yeni nesillerle buluşturacağız.
Ama bunun yanında yeni yazarlar da yetiştireceğiz.
Çünkü UNESCO geçmişe verilen ödül değil, geleceğe verilen sorumluluktur.
Bugün Edinburgh denildiğinde insanların aklına yalnızca tarihi sokakları gelmiyor.
Kitap festivali geliyor.
Roman kahramanları geliyor.
Yazar rotaları geliyor.
Şiirin sokaklara işlendiği kaldırımlar geliyor.
Dublin denildiğinde sadece James Joyce hatırlanmıyor.
Her yıl düzenlenen uluslararası edebiyat festivalleri, dünya çapındaki ödüller, çocuklara yönelik okuma projeleri ve uluslararası çeviri çalışmaları da akla geliyor.
Melbourne ise yayınevleri, bağımsız kitabevleri, edebiyat ekonomisi ve yaratıcı endüstrileriyle bu unvanı şehir ekonomisinin bir parçasına dönüştürmüş durumda.
İşte Kahramanmaraş'ın da önündeki esas soru budur.
UNESCO unvanını bir plaket olarak mı göreceğiz, yoksa şehrin geleceğini değiştirecek bir kalkınma modeline mi dönüştüreceğiz?
Ben ikinci ihtimalin mümkün olduğuna inanıyorum.
Çünkü Kahramanmaraş'ın sahip olduğu en büyük avantaj, edebiyatının yapay değil doğal olmasıdır.
Bu şehirde edebiyat sonradan üretilmedi.
Bu şehir zaten şiir, hikaye, roman yazıyordu.
Bu şehir zaten fikir üretiyordu.
UNESCO bunu sadece tescilledi.




