İnsanlar maddi ihtiyaçlarını öyle ya da böyle bir biçimde karşılamaya yatkındırlar. Ama ruhsal gereksinimlerini hep askıya alırlar. Belki de ekonomik koşullar böyle yönlendirir onları. Mutlu, anlamlı bir yaşam için bu yeterli mi, değil. Her türlü olanağa sahip kimi insanlar mutsuz olduklarını saklamazlar, onca varlık içinde olmalarına karşın. Peki, eksik olan ne? Ruhsal doyuma ulaşamamaktan
doğan bir boşluğun, sıkıntının yol açtığı açmazdır bu. Yaşama erincini alıp götürür, çoğu kez gerginliklerimiz.
İnsanın insana olan boşluğunu hiçbir somut değerin doldurması düşünülemez. İnsan düşünen, ilgisi, zevki, acısı, aklı, sevgisi olan bir varlıktır. Maddi yanınca manevi yanı da doyum bekler. Burada iletişimin önemi ortaya çıkar. Ancak iletişim kurmak öylesine kolay mı? Öncelikle kafa, gönül birliğini yakalamak zor iş… Bunu başaramadığımızda bir yanımız boşta kalır.
Günlük yaşamda nice kişilerle karşılaşırız yakın, uzak çevremizde. Kimileyin bunlarla iletişim kurmakta zorlandığımız olur. Bakarsınız hep dinlemede kalır, ilgilenir, anlamış görünürler konuşulanları. Tek söz etmez, tepki vermezler. Oysa ilgilenen, anlayan kişinin katılımda bulunması gerekmez mi? Konuşulan onca ayrıntıdan beğendiği, katıldığı ya da beğenmediği, katılmayacağı bir şey yok mu? Olmaz olur mu? İyi bir dinleyici olmak, iletişim kurma anlamına gelir mi? Bence gelmez. Tek yanlı iletişim doyurmaz kişiyi.
Beki de bu suskunların düşünceleri, sözleri yok ya da bedenleri orada ruhen başka yerde, ilgileriyle uzaktadırlar. Şöyle bir anekdot anlatılır:
Bir baba oğluna bilgi aktarıyor, ona yol gösteriyormuş. Çocuk ilgiyle dinliyor gözüküyormuş. Baba sözlerini bitirdiğinde çok kıvançlıymış.
- Aferin oğluma, güzel güzel dinlediği için. Söyle bakalım neler anladın? Çocuk yutkunmuş, gözlerini şöyle bir devirmiş:
- Baba, şu ağaca bir sürü kuş kondu, sonra da uçup gittiler. Ne de güzel cik cik öttüler!
İletişimde kişilerin ilgi alanları öne çıkıyor burada. İki yanlı ilgi duyulmayan konular üstünde iletişim kurma çabasının bir işe yaramadığı ortada. Bir de tam tersine tanık oluruz. Bunlar her taşın altından çıkar. Bildiği, bilmediği her konuya girer, ahkâm keserler. Boşluklarının, çalçeneciliklerinin bilincine varamazlar bir türlü. Böyleleri daha da çekilmez olurlar.
İnsanın kendisini bilmemesi ne kötü değil mi? Halk arasında bir deyiş var: “On para verdik konuşturduk, yüz para verdik susturamadık.”Koca Yunus da bunlar için: “İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin/ Ya nice okumaktır,”diyor. Başka olumsuz tiplerle de karşılaşırız zaman zaman. Bunlar sürekli karşıdırlar. Kendi kendileriyle bile çatışırlar, özleriyle barışık değiller. Ortak yanları yok, hep aşırı uçlarda dolaşırlar. Bunlarla iletişim kurmayı, düşünce üretmeyi başarmak çok güçtür.
Bu nedenlerle tartışmaz, kavga ederler. Anlamaz, suçlarlar. Hep duygusallıkları, önyargıları öne çıkar. Kolayı seçerler. Doğruları yanlışlarla birlikte algılamayı, yanlışları eleyip doğrularda buluşmayı bir türlü başaramazlar. Ön yargılar aklın, mantığın önünü tıkar. Önyargılı olmak ya iletişime kapar ya da iletişim yoluyla boşalıp rahatlayacağı yerde yeni doluluklar, gerginliklere düşürür kişileri. Olumlu iletişim için dinlemeyi, dinletmesini öğrenmeliyiz hoşgörünün saygı ikliminde…
Dinleyicilik, salt suskunluk anlamına gelmez elbette. İyi bir dinleyici, iyi bir yorumcu, katılımcı olmalı: Karşı düşünler, karşı tepkiler üretmelidir. Karşının doğrularını, benimsemede hoşgörü gösteremeyenlerin kendi doğrularını benimsetmeye yönelmeleri çok doğaldır. Yapıcı eleştirilerde, tepkilerde karşının artılarını iyi anlamak, içtenlikle kabul etmek gerekir. Eleştirimizi olumlu temele oturttuğumuzda ortak paydalarda buluşma, uzlaşma kolaylaşır, iletişim de amacına ulaşır; zevke, hoşlanıma, boşalıma, bilgi alışverişine dönüşür, değil mi?
Kendilerini, kimi öğretilerin saldırgan sözcüsü durumuna düşüren, taşıdığı yükün emanetçisi nice kişiler de vardır. Bunlarla iletişim kurmak kolay olmaz. Çünkü karşı düşüncelere kapatırlar kendilerini. Varsa yoksa kendi doğrularını öne çıkarmak, benimsetmek tek erekleridir. Bu yaklaşım, taraflara tartışma, düşün alışverişinde, uzlaşmada zaman, emek yitirmeden başka bir şey kazandırmaz. Başarmak, beğenilmek, kazanmak ilgi çekmek istiyorsak başkalarının da buna hakları olduğunu baştan kabul etmek zorundayız. Ne bekliyorsak onu karşımızdakine sunduğumuzda beklentilerimiz bize yansır, değil mi?
Nedeni ne olursa olsun, insanlar kendilerini iletişime kapamamalılar. İletişim boşalımda, paylaşımda kullanıldığı ölçüde insanı rahatlatır. İnsanın insana gereksinimini hiçbir maddi değer karşılayamaz. İletişim bozukluğu bir eksiklik, yalnızlık ve mutsuzluktur, demeye çalışıyorum…
---
. İki yanlı ortak ilgi ve bilgi sahibi olamayanlar iletişim kurmakta zorlanırlar.
. İletişim toplumsallığın olmazsa olmazıdır.
. Önyargılar daha baştan iletişimin önünü tıkar.




