Her yıl Muharrem ayı Kerbela vakası anıldığında gözlerim yaşarır, boğazıma kocaman bir düğüm oturur, sıkar bütün benliğimi hilkatim lal kesilir. Yarab! Yarab! Yarab! Biz nankör kullarını affet Allah’ım. Ufacık bir yaraya gelip geçici acıya meğer bizim olmayacak bize kalmayacaklar için ne çok hak yemiş haksızlık yapmış ve manasız gözyaşı dökmüşüz. Dünyada iken cennetle müjdelenen Sevgili Peygamberim ve ehl-i beytinin çektiği açıları okuduğumda, Mülk suresi 2 ci ayetinde dünyana geliş gayemizin imtihan olduğunu bildirirken ‘’ O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için, ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. ‘’ arsızlığımıza nankörlüğümüze bakmadan bütün günahları bağışlarım diyen Rabbime hakiki kul sevgili peygamberime layık bir ümmet olamamanın utancını yaşıyoruz. Rabbim emrettiğin gibi dosdoğru yol üzerine iletip razı olduğu kullarından etsin inşallah.
“Ya Rabbi! Ben onu severim Sende sev. Onu sevenleri de sev.”
Sevgili peygamberimiz mübarek torunları Hasan ve Hüseyin efendilerimizi çok severlerdi. Fırsat buldukça onlarla ilgilenir, şakalaşır, gönüllerini hoş tutardı.
“Onları sevenler cennetliktir, onlara buz edenlerse cehennemlik tir,” “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir ulularıdır. Buyuran Efendimiz, onları omuzlarında taşır bağrına basar, öpüp koklar namazda bile onların kendileriyle oynamalarına, sırtına çıkmalarına müsaade buyururlardı.
Allah Resulü bir gün Hasan ve Hüseyin’in güreşe tutuştuklarına şahit oldu. Bunun üzerine onları ilgi ile izlerken bir ara “haydi Hasan, tut şu Hüseyin’i” deyince yanında bulunan Fatıma annemiz şaşırdı ve şöyle dedi. ”Ya Resurallah! Hasan kardeşinden büyük neden küçük olana yardım etmezsiniz diye buyurunca. Sevgili Peygamberimiz “ya Fatıma! Görmez misin Hazret-i Cebrail Hüseyin’e yardım ediyor. Allah’ın Resulü torunlarını çok sevmiş onarlın üzerine titremiştir.
“Onlar dünyada benim iki demet reyhanımdır. Buyururlar onlara “Oğullarım” diye hitap ederlerdi.




