• Künye
  • İletişim
  • Kişisel Verilerin Korunması
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Gündem
  • Dünya
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Spor
  • Sağlık
  • Kültür-Sanat
  • Bilim ve Teknoloji Eğitim Yerel Asayiş Genel Çevre
  • Ara
SON DAKİKA:
13:48
Vali Ünlüer Açıkladı: Kahramanmaraş'ta 2025'te Suç Oranları Geriledi
12:30
Dulkadiroğlu Belediyesinden Kan bağışı Seferberliği!
11:48
Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar’dan Miraç Kandili Mesajı!
11:10
Aydın’da görev yapan Kahramanmaraşlı polise akılalmaz mobbing! Tepki çeken olay Meclis'e taşındı
10:31
1 Haftada Büyük Temizlik! Kahramanmaraş’ta 25 Kişi Tutuklandı
10:27
Kahramanmaraş’ta define avcıları mezar taşıyla yakalandı!
10:15
Herkes Isınmayı Bekliyordu ama Kahramanmaraş buz kesecek!
10:01
AK Parti Kahramanmaraş İl Başkanı Gül’den Miraç Kandili Mesajı!
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Abdulkadir Karaboğa
  3. İnançsız Komedya
Yayınlanma: 16 Aralık 2025 - 21:28

İnançsız Komedya

16 Aralık 2025 - 21:28
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Abdulkadir Karaboğa
Abdulkadir Karaboğa

İnsan, varoluş ve yok oluş arasındaki boşlukta anlam ararken ahlakı, dini ve Tanrı’yı üretir; bu üretim korkudan, belirsizlikten ve korunma ihtiyacından beslenir. Bebekten yetişkine uzanan süreçte Tanrı, önce somut bir sığınak, sonra ulaşılamaz bir kavram hâline gelirken; toplumlar bu kavramı ahlak, düzen ve yargı araçlarına dönüştürür. Din, ilahi adalet vaadiyle insanı teskin ederken çoğu zaman korkuyu, itaati ve çelişkiyi yeniden üretir. Tarih ve kutsal anlatılar, insanın Tanrı karşısındaki güvensizliğini ve aracıya duyduğu bağımlılığı açığa çıkarır. Sanat ise bu döngünün dışında kalarak, günahın, yanlışın ve yasak olanın var olabildiği bir evren kurar; ne vaaz verir ne de kurtuluş sözü sunar. Tüm inanç sistemlerine rağmen, insana düşünme, sorgulama ve yaşama alanı bırakan yegâne miras olarak, Tanrı’dan değil insandan yana bir hakikat önerir.

Levhalar ve İnsancıklar

Bugün, uzun zamandır yapmadığımız şeyleri yapıyoruz: Sorguluyoruz. Yargılıyoruz. Öğrenmeye çalışıyoruz.

İki ayaklı, düşünceleri olan ve karamsarlığı dibine kadar yaşayan varlıklar; İnsancıklar…

Hiç var olmadan önce nerede olduğunuzu, neden var olduğunuzu sorguladığınız olmadı mı?

Doğduktan sonra etrafını sorgulamaya cüret eden nadir insancıklar, ailesinden, arkadaşlarından ve çevresinden aldığı etkileri kendi iç boşluğuna sığdırarak yürür. Dikkat edin: Burada mesele iyi, kötü, doğru veya yanlış değildir. Mesele, neyden etkilendiğiniz ve neyden etkilenmediğinizdir.

“Şey”, tek bir kelime gibi görünür; ama düşünce, yaşam tarzı, karakter, kişilik ve kimlik gibi doldurulması zor bir evrendir. Fakat insanın ister istemez aldığı, kaçınılmaz etkenler vardır: din, inanç ve şüphe.

Ve ilk sorumuz şu olsun:

1. İnsan önce dini mi yarattı yoksa Tanrı'yı mı yarattı?

Din ve Tanrı

Ahlak, toplum kuralları, yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler derken; insan, dini dokuz doğurur. Varoluş ve yok oluş dışında değişmeyen bir şey daha vardır: içsel yalnızlığımıza bazen sığdırdığımız, bazen sığdıramadığımız Tanrı.

Seslerin bazen kısıldığı bazen yükseltildiği dualar, Tanrı'ya ulaşır mı? Peki sizi duyar mı? Tanrı bizlerin şekil verdiği gibi mi? Yüceltildiğinden daha aşağıda ya da daha yukarıda ise ne yapabilirsiniz?

Tanrıtanımazlığı insan daha bebekken uygular ve benimser. Bebek için Tanrı annesidir. Açlığını giderir, yalnızlığına ilaç olur ve hiç annesinin bir gün yok olacağını düşünmez. Bebek, çocuğa dönüşür. Çocuk Tanrı’yı şekillendiremez ve kafasında Tanrı’yı barındıracak bir yer bulamaz. Duyar, benzetmeye çalışır ve hayal eder. Ama yetişkin bir bireyin aksine onu objeleştirir, nesnelere koyar kendi Tanrısını. Çocuk yetişkine dönüşür ve artık onun için Tanrı ulaşılamaz, görülemez ve dokunulamaz hale gelir. Onu evrimde arar, olmayan ruhunda arar ve bunu bir arayış bir anlam çerçevesinde yapar. Ve yetişkinler yaşlılığa dönüşür. Sadece olayı başa almak yeterli bir anlatım olur. Çaresizliğinden kurtulmak için bu kavrama ölesiye inanmak ister.

Neden insan ulaşamayacağı bir duruma, birine ve bir şeye bu denli bağlanır? Neden günlerini, haftalarını ve yıllarını bu duruma göre değerlendirir?

Ritmik Ritüel; Ahlak ve Din

21. yüzyılda hâlâ evrendeki yıldız ve gezegenlerin sayısını şaşırtıcı şekilde geçmemiş olan dinler, toplumsal tabular ve yargılar. Bazen kırmızı çizgiler bazen pembe yargılamalar, beyaz yalanlar derken; inanmaya ve inanç kavramına Sahra Çölü’ndeki Kutup ayısı kadar susuzluk ve açlık çeken insancıklar doğurduk.

Savunmak için korkmak mı gerekli? İnsan korkularıyla ahlak kurallarını belirlerken, bu korkuları kullanan dinler; bizlere masumluğu, sevgiyi, gerçeği ve farkındalığı mı öğretebilecek?

İnsancıkların var olmasıyla birlikte temel toplum sağlığı adı altında kişilerin ve şahısların hemen sonra ise mallarının güvende kalması için sinsice kurulmaya başlayan, ahlak ve ahlak teşhircilerinin kuruntularının fakir, aç, yoksul, kimsesiz diye ayırt etmeden yargı dağıtmasının topluma nasıl manevi zorunluluk haline gelmesinden bahsetmeyeceğim.

Bir küçük ukte, bahsedemeyeceğim bir gerçeği dilimin kemiği ve kalemimin ucu olmadan, uyuklarken ifade edeceğim. Dinlerin vicdani konforunu, şifa bekleyen hastalar, küçük yanlışlar yapan çocuklar, varoluş sancısı nedir bilmeyen ergenler, hayatının son nefesi hariç bencilce yaşamış ve bir halta yaramayan yaşlılarla beraber; milyonlarca insanı katletmiş katiller, pedofili olan ama inancına göre savunması hazır ve nazır olan dinci mahlukatı, dilinden şerbet kılığından zehir akan tüccarın da faydalanabildiğini kabuslarımda gördüm…

Bataklıktaki Taş

Her insancığın hayallerinde, yaşamında, dilinde ve diğerlerinin hayatında olmasını istediği, nadir seçeneklerden biri adalettir. Adaleti sağladığını düşünen toplumların, yastık altındaki dini değerleri; başkalarının pirinç taşlarını elerken daha acımasız olma içgüdüsü ile orantılıdır. Ortada ilahi adalete inanan ve bunu savunan bireyler varken, ilahi adaletin; eşitlik mi, adalet mi yoksa dışarı yansıtılmayan kinin ve öfkenin dışa vurumu mu? Sorgulamasını içinizde yapınız.

Üç insancıl ders verdiği düşünülen öğretmenlerimiz(Yaşat, Sev ve Oku) birçok coğrafyaya yayılmış ve kültür fark etmeksizin, hemen hemen her yaştaki bireylerin hayatında büyük roller oynamış olmasına karşı; dünyanın bu halde olması “öğrencilerin mi yoksa öğretmenlerin mi yanlışı?” sorusunu, kendi içinde dahi adaletli cevaplamayacak, vicdanını, duygularını ve o dört toynaklı keçilerin iki ayaklı insancıklara bulaştırdığı inatçılığı, aklın ve fikrin önüne set çekerek, alışılagelmiş yaşamına devam edecek olan bizlerin; adaleti istemesi, bataklıktaki taşa güvenmek kadar çelişki dolu olmaz mı?

On Emir’den Üç Kitap ve İlk Kelime Sanat

Tevrat’ta İsrailoğulları, Mısır'dan kurtarılmış ve Sina Dağı’na Tanrı ile anlaşma yapmaya gittiklerinden bahseder. Daha sonra İsrailoğullarının nasıl gaflete düştüğünden ve Hz. Musa’nın halkı için önce Tanrı’dan af dilediğini daha sonra halkını o gaflette kendi gözleri ile görür görmez; On Emrin yazılı olduğu levhaları sinirlenip kırdığını anlatır.

Hz. Musa, halkının çiğnediği emir için Tanrı’dan, halkını affetmesini ve öfkesinden vazgeçmesini ister.

Fakat buna rağmen, ilk öfkeye sarılan Hz. Musa olur. Anlaşmanın bozulduğunu görür görmez, levhaları, insanı doğru yola sürükleyecek olan o kıymetli değeri hiçe sayıp parçalar.

Bu kıssadan yola çıkacak olursak eğer, insanların yaratıcı sıfatına ve kendisinden kudretli bir varlığın olduğunun inancı ile gerçekliğin arasındaki farkı net olarak görebiliriz. Hz. Musa gerçekliğin farkında ve buna göre adım atıyor, halk ise hâlâ Tanrı’nın varlığına Hz. Musa’nın aracılığıyla emin olmaya çalışıyor.

Tanrı, insancıkların kendisinin varlığından şüphe etmemeleri için olayların ve peygamberlerin (aracıların), yeterli olmayacağını elbette ki biliyordu. Buna rağmen İsrailoğulları belirsizlik gibi güçlü bir olayla sınanmıştır. Bir Tanrı var ve yardım ediyor, insancıkları kurtarıyor ama aralarından aracı seçiyor. Kurtardığı ve yardım ettiği halkın, onu seçmiş olduğu aracının görebileceğini, sadece onunla konuşacağını, merak edip aksini yapacak olanı da öldüreceğini söylüyor.

Bu bahsedilen olayda insan, kıskançlıktan, zorlanmış olmaktan veya umursamazlıktan dolayı gaflete düşmüyor. Burada Tanrı insanı önce kendi varlığına inanmaları için kötü olaylara maruz bırakıyor, sonra o kötü olaydan insanların; yalnızca Tanrı’nın yardımı ile kurtulabileceğini yansıtıyor. Karşılık olarak;

İnsancıklar gidip altından yavru bir inek, bir buzağı yapar; ‘Bizim kurtarıcımız bu’ diyerek, otomatik ve sistematik bir şekilde güvenli hissettiği alana yönelir. Altından yapılmış olmasına değil; daha önce denenmiş olması, güvenli hissettirir ve şartlarını bildiği bir düzene sığınır. Seçiminin sonucunu düşünmeden, bir yavru buzağın annesine sevinçle koştuğu gibi ona koşar.

İnsan, belirsizliklerle dolu Tanrı’dan mı korkar; yoksa binlerce yıldır cezalandırılacağını beklediği cehennemden mi?

Sanat-Tetikleme ve Tanrı

Dante’nin İlahi Komedya üçlemesinin Cehennem kitabının belirli bir bölümünde, aşk bir günahı doğurur; eğer aşk bir zorunluluksa, günah da kaçınılmaz bir sonuç hâline gelir. Bu ima, günahı yalnızca ahlaki bir sapma olarak değil, tetiklenen bir süreç olarak okumamıza izin verir.

Edebiyat ve sanat dünyasında, karakterlerin ve onların oluşturduğu toplumların inançlarını ya da dinlerini aktarmak; sanatçıların, peygamberler gibi tebliğ etme arzusundan ya da bu yolla bir vicdan rahatlığı aramasından kaynaklanan bir durum olarak görülmemelidir. Sanat, onlarca dinle örülmüş bir toplum anlatısını, bir elin parmaklarını geçmeyen karakterler aracılığıyla, inançsızlıkla görünür kılabilir.

İlahi Komedya üçlemesi gibi toplumların inanç değerlerine katkıda bulunan ve hatta yeni inanç oluşumuna kadar etki yaratan eserleri görebiliyoruz. Sanat, insancıklara günahtan ve yanlışlardan korkmadan yaşaması gerektiğini söylemekle kalmayıp; günahların, yanlışların ve olmayacak şeylerin, var olduğu bir evren yaratabilir.

Üç büyük kitap ile Tanrı, insana bir şeyleri anlatmak ve sunmak istedi; sanat ve sanatkârlık, Tanrı’dan insana kalan bir miras oldu. Sistemler, insanlar, düşünceler ve oluşumlar ne kadar hatalı ya da yanlış olursa olsun, hâlâ anlayabilir, anlatabilir ve değişmeyen olguların kovanlarına çomak sokabiliriz.

İnsancıklar, değişimleri ve gelişimleri ile bugün daha çok anılıyor olabilirler. Tarih, geçmişimizi anlatır; dinler, geçmişimizin bizi takip ederek kor ateşlerde yanacağımızı tekrarlar. Sanat ise tüm bunlara rağmen, insana yaşanılacak bir alan bırakır; mutlu bir son olmasa bile, katlanılabilir bir gerçeklik sunar.

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Sunulan Hayat - 15 Ocak 2026
  • Mezarlıktaki Aidiyet - 07 Ocak 2026
  • Öteki Benliğin Varoluşu - 26 Kasım 2025
  • Bırakılamayan Yön: Kimliksizlik - 18 Kasım 2025
    Köşe Yazarları
    Abdulkadir Karaboğa
    Abdulkadir Karaboğa
    Sunulan Hayat
    Serpil Dağ
    Serpil Dağ
    Yeniliklere Yelken Aç
    Afşin Belediyesi önünde canına kıyan Nuh Mercimek'in ölümündeki ihmaller zinciri
    Kenan Onaran
    Afşin Belediyesi önünde canına kıyan Nuh Mercimek'in ölümündeki ihmaller zinciri
    Başkonuş Yaylası'ndaki anayasa ihlaline Fırnız ve Göksu Çayı'ndaki soyguna kim dur diyecek?
    Ramazan Yumşak
    Başkonuş Yaylası'ndaki anayasa ihlaline Fırnız ve Göksu Çayı'ndaki soyguna kim dur diyecek?
    Altı Şubat ve bir yıl geçti
    Ahmet Durmaz
    Altı Şubat ve bir yıl geçti
    Sözde Reddi Miras Yapıyorum
    Selma Dolgun
    Sözde Reddi Miras Yapıyorum
    Bana Gelen Kitaplar
    Mustafa Okumuş
    Bana Gelen Kitaplar
    Hettt ayağınızı denk alın! Kadın erkek eşittir!
    Büşra Demir
    Hettt ayağınızı denk alın! Kadın erkek eşittir!
    Çok Okunan Haberler
    Kahramanmaraş’ta Komşular Eve Girince Acı Manzarayla Karşılaştı! Ölü bulundu!
    Kahramanmaraş’ta Komşular Eve Girince Acı Manzarayla Karşılaştı!...
    Kahramanmaraş’ta eniştesini vurdu!
    Kahramanmaraş’ta eniştesini vurdu!
    Kahramanmaraş'ta Cezaevi Personelinin Yardımı Gündem Oldu, Bakan Tunç'tan Açıklama Geldi!
    Kahramanmaraş'ta Cezaevi Personelinin Yardımı Gündem Oldu, Bakan Tunç'tan...
    Ana Sayfa
    Gündem
    Dünya
    Siyaset
    Ekonomi
    Magazin
    Spor
    Sağlık
    Kültür-Sanat
    Bilim ve Teknoloji
    Eğitim
    Yerel
    Asayiş
    Genel
    Çevre
    Köşe Yazarları
    Foto Galeri
    Video Galeri
    Üye Paneli
    Günün Haberleri
    Arşiv
    Gazete Arşivi
    Anketler
    Hava Durumu
    Gazete Manşetleri
    Nöbetci Eczaneler
    Namaz Vakitleri
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Gündem
    • Kültür-Sanat
    • Magazin
    • Sağlık
    • Spor
    • Foto Galeri
    • Video Galeri
    • Köşe Yazarları
    • Üye Paneli
    • Günün Haberleri
    • Arşiv
    • Gazete Arşivi
    • Anketler
    • Hava Durumu
    • Gazete Manşetleri
    • Nöbetci Eczaneler
    • Namaz Vakitleri

    • Rss
    • Künye
    • İletişim
    • Kişisel Verilerin Korunması
    • Gizlilik İlkeleri

    Sitemizde bulunan yazı, video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

    Safransoft