Kitabın asıl ismi,
“ kahramanmaraş Şehrengizi”; tali ismi, “Bir maraş Güzellemesi.”
Yazarı, Kâmil Uğurlu;
Türk Edebiyatı Vakfı Yayını,
360 sayfa, 2018-İstanbul. Sponsorluk, MADO'dan.
Karaman ve Konya şehrengizlerinden sonra Uğurlu'nun kaleminden
okuduğum bu üçüncü şehrengiz. Belli ki yazar, bu sahada
bir rekora gidiyor.
Kâmil Uğurlu ismi ile ilk karşılaşmam çok eskilere gider.
Yeni Fırat'ın Haziran-1964 sayısında onun “İğci Baba” diye
bir şiiri çıkmıştı. Bu şiirin başında, “Yeni Fırat” imzasıyla Fikret Memişoğlu
merhumun övgü dolu şu cümleleri yer alıyordu:
“Kâmil Uğurlu, İstanbul'da
okuyan Anadolulu genç bir şair. Aşağıya aldığımız şiiri, ilk kitabı 'Yemenimde
Hare Var'dan. Daha
ilk kitabında gücünü ispat eden şairi kutlarız.”
Bu meyanda kaydedelim;
Uğurlu'nun, Kahramanmaraş Şehrengizi'nin başlarında sözünü ettiği Arap
şairi Mütenebbi'nin Maraş üzerine şiiri bize
yine Yeni Fıratdergisi
sayfalarında okuduğumuz (sa.24, s.31) Arap şair ve seyyahı İbni Üsame'nin
Harput için yazdığı
kasideyi hatırlattı.
Bu kasidenin eline
geçen kısmını Fikret Memişoğlu, manzum olarak Türkçeye
çevirmiş ve dergisinde yayımlamıştı.
Esasen biz, yakın
zamanda, bir Maraş şehrengizi değilse de bir Maraş şehir
kitabı daha okumuş ve Günışığı gazetesinde hakkında bir de yazı kaleme
almıştık. O kitap, Dr. Oğuz Paköz'ün, “Maraş Senin Nazın Var”ı idi.
Paköz'ün kitabında adı geçen Güdük Hakkı, Fırıldak Ökkeş
gibi kimi kişilere
Uğurlu'nun kitabında daha genişçe
yer verildiğini gördük. Ayrıca Oğuz Paköz'ünTürkülerle Giden
İlbey adlı eserinde okuduğumuz Türkülerle Giden İlbey, Taş ile Değişen
Yazgı, Vurun Dinsize
gibi bazı yaşanmış öykülerin
az-çok farklı anlatımlarını da Kâmil
Uğurlu'nun şehrengizinde okumak mümkün.
Kahramanmaraş
Şehrengizi, girizgâh sayfalarını saymazsak,
“Maraş'ın Etrafı Kınalı
Dağlar”başlıklı
deneme ile başlıyor. Hatırlıyoruz, Uğurlu'nun
Konya Şehrengizi de
“Konya'nın Batısı Takkeli Bir Dağ”
başlıklı bölümle başlamıştı. Şöyle
bir göz önüne
getirecek olursanız,
Anadolu'da hemen birçok
şehrin başucunda nöbet tutan bir dağ yahut dağ silsilesi
göreceksinizdir.
İlaveten şunu söylemek
lazım; Maraş'ın başında nöbet
tutan dağın ismi Ahır Dağı'dır ve sırtındaki birçok tepelerle, tepeciklerle
gözcülük etmektedir şehrine. Yine Oğuz Paköz, bir kitap dolusu Ahırdağı Destanı
(2014) yazmışken Yasin Mortaş az bir değişimle sayfa dolusu Ahir Dağı Destanı
(Türk Edebiyatı dergisi, sa.622, Nisan- 2017) demiştir.
Kâmil Uğurlu'nun, dağlarla ilgili şu tespiti pek hoşuma
gitti; altını çizdim okurken:
“Türk mitilogyasında dağlar canlıdır. Onlar bir ailedir.
Birbirlerini kollar, gözetirler. Küçük dağlar
evin küçük oğullarıdır.
Ulu'lemre itaat ederler.
Büyükleri ne söylerse ona uyarlar, ittibâ ederler.” (s.21)
Söz, destanlar vadisine
ayak basmışken, Uğurlu'nun
kitabında okuduğumuz Sütçü İmam bahsi de bizi destanlar şairi –hemşehrimiz–
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun Sütçü
İmam destanına götürdü, diyebiliriz:
Sütçü İmam…
Alınlarımızı ağartan gurur.
**
Bizi Maraş'tan alıp
Kahraman Maraş'a yükselten şuur.
Destanlar Burcu'nu açıp o şiiri bir kez daha okudum. Açıp
bir kez daha okuduklarımdan ikisini de
yazıvereyim şuraya. Biri,
141. sayfada Şeyhoğlu Satılmış,
diğeri ise 149.
sayfadaki Muharrem
Bayezid-Halide Nusret (Zorlutuna) ilişkisi. Birincisi,
bana Mehmet Kaplan'ın
Şiir Tahlilleri'ni açtırıp hemen kitabın başındaki Han Duvarları tahlilini;
ikincisi ise kitaplığımın zulasında istirahate
çekilmiş Zorlutuna'nın Bir Devrin Romanı hatıratının ilgili
sayfalarını okuttu. Keşke Serdar Yakar'ın,
bu hususta Uğurlu'ya ilham veren
yazısını da bir
yerlerden bulup okuyabilseydim.
Kâmil Uğurlu, yazmasını
ve yazdıklarını okutmasını bilen
usta bir kalem.
Bir yazımda demiştim galiba;
yazılarına şiirden maya çalıyor o. Yeri geldikçe ağlatıyor, güldürüyor,
sevdiriyor, düşündürüyor.
Mesela, s.177-181'de Davulcubaşının Tokmağı hikâyesi. Bu
hikâyenin öznesi abdallardan davulcu Halil Ağa. Halil Ağa'nın, onca muhtaç
zamanında Ermenilere ve Fransız
işgalcilerine karşı gösterdiği insanı
ağlatma derecesindeki onurlu duruşu, davranışı…
Bu hikâyeyi okurken hatırladım ki ben bunu, başka bir
kalemden bir yerlerde yine okumuştum. Sonra,
30 Nisan 2016
tarihli Yeni Şafak'tan kestiğim İsmail Kılıçarslan'ın
“Halla” (Halil Ağa) başlıklı o kupürü,
abdallarla ilgili birçok hikâyesinin yer aldığı İmdat Avşar'ın,
Çiğdemleri Solan Bozkır sayfaları arasında buldum. Bir daha okuduktan sonra
bu kez de
Kahramanmaraş Şehrengizi'nde
Davulcubaşının Tokmağı
sayfalarına emanet ettim.
Şunu da söylemeden geçmeyelim. Uğurlu'nun Karaman ve
Konya şehrengizlerinde de (s.298/s.103) abdallarla
ilgili bölümler okumuştuk. Bu
sahada yine İmdat Avşar'ın ödüllü Şehnaz Hanım Koleji hikâyesi ise gerçekten
bir şaheserdir. Tatlı komedi, acı mizah iç içe. Bulup okumanızı öneririm.
Bilir misiniz; Maraş, bilâd-ı isnâ aşer'dendir. Yani12 şehirden
biri; Adana, Antep,
Bağdat, Beyrut, Bosnasaray, Çankırı,
Diyarbakır, Erzurum, Maraş, Rusçuk, Sivas, Trablusgarp.
“Şehir yaşadığını unutmaz” diyor Uğurlu bir yerde. Şehirle
birlikte Maraşlı da,
Maraş Şehrengizi'ni kaleme çeken Kâmil Uğurlu da bu vefalı
unutmazlardan. Şehri unutmamış, şehirliyi, şehre hizmet
edeni unutmamış. Şehrin coğrafyasını, dağını, doğasını,
delisini, dâhisini, tarihini, efsanesini; -daha daha- aşını-ekmeğini; hatta
otunu unutmamış.
“Kadınlar ve Kahramanlar”a özel bahis açmış yazar. Kara
Fatma'yı yazmış. Gülten
Akın'ın “Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı”na getirmiş sözü ve Oğuz Paköz'ün
“Maraş Destanı”nda Senem Ayşe ve Hacey Hatun ile bağlamış bahsi.
Evvelki şehir monografilerinde olduğu gibi bunda da Kâmil
Uğurlu Türkçe'nin en yumuşak, tatlı, anlaşılır olanını kullanmış. Dediğimiz
gibi, güldürmüş, üzmüş, ağlatmış hatta yeri gelende. İmaret dergisinin
Nisan-Mayıs-Haziran 2010
sayısındaki Karaman Şehrengizi
ile ilgili makalesinde Turan
Karataş'ın dediklerine hak verdim. Karataş'ın bu görüşünü Uğurlu'nun
her kitabı için genelleyebilirsiniz:
“Dr. Kâmil Uğurlu'nun içtenlikli bir anlatımı var. Rahat,
dingin bir ifade kudreti. Dupduru bir dil, anlatılanlar gibi sade ve samimi.
Keşke her şehrin böyle bir kitabı olsa.”
Bizim de keşkemiz;
Keşke “Harput Şehrengizi”ni de
yazsaydı Uğurlu.
***
Sözün hitam faslına
geçmeden, birkaç tespitimizi de
kaydetmeyi unutmayalım şuracığa:
*İlki şu; ara ara da olsa yazım yanlışları göze
çarpıyor Kahramanmaraş Şehrengizi'nde. Kitap basıma
verilmeden bir kez
daha gözden geçirilseydi bunlar
olmazdı. İkinci baskıda düzeltilebilir şeyler.
*Bizim
buralarda, “deli sevilir,
densiz sevilmez” diye bir
söz vardır. Maraş'ın
kimi delilerinin
densizlikleri de doğrusu
sevilmiyor. Mesela bkz. s. 76, 79, 80.
*Bazı sayfalara derkenar ettiğimiz notlar var. Olduğu
gibisini alıyoruz buraya. Biri, 74. sayfada: “Elazığ'da da
fare kapanına fak
denir. Fakat bizdeki fak, yazarın
burada anlattığı gibi değildir” demişiz. Kapısı bacası yoktur bizdeki fakın.
*Sayfa 238: Bu sayfadaki “Arasa Camisi”nin “Arasa”sına bir
ok çekmiş ve “herhalde Arasta olacak” notunu düşmüşüz.
*Sayfa 245'teki “kelle paça çorbası”na ise “çorbası fazla”
yazmışız. Sadece “paça”
yahut “kellepaça” meramı ifadeye kâfidir sanırız.
*Sayfa 261'de geçen
“kuru ekmek”e çıkardığımız okun
ucuna “tandır ekmeği” notunu kondurmuşuz. Yanlış olmasa gerek.
*Son olarak, kitapta 135. sayfanın sonlarında bir annenin
oğluna bir ifşaatı
var ki dilin söyleyeceği, kalemin
yazacağı gibi değil.
Biz, yarım sayfa tutan o satırları küçük makasımızla kesip atmadan rahat
edemedik. Siz ne yaparsınız, yazar ne eder-ne der bilmeyiz. O cümleler, bir
annenin evladına söyleyebileceği sözler
değil çünkü.
***
Kâmil Uğurlu'nun Maraş
Güzellemesi hakkında farklı bir
yazı tasarlamışken, Serdar Yakar'ın, Alkış'ın 101. sayısındaki
yazısını (s.24-25) okuduktan sonra, nasıl olduysa tasarladığım o yazı işte böyle
“metinlerarası / kitaplararası” bir okumalar metnine dönüştü.
Serdar Yakar deyince azıcık durmak gerek. Kahramanmaraş
kitaplığına Yaşar Alparslan'la en çok eser kazandıran iki isimden biridir o.
Oğuz Paköz'ün çıkardığı Alkış dergisinin de en kıdemli ve daimî kalemlerinden
biri.
Kimin yazısında, nerede
okumuştum; mahallenin yaşlı amcalarından biri; “Şehir benden sorulur
yeğenim” dermiş. Galiba bu gidişle, Kâmil Uğurlu da –mimarlık mesleğini öne
çıkararak ve elbet haklı olarak– “Şehir benden sorulur ey kari” deyiverecek.
Onun, ardarda bu bilâdiyeleri bunca güzel yazdığını görünce,
bu kadarcık övünmek
de hakkıdır, demek geçiyor içinden insanın.
Yazımızı, Serdar Yakar'ın Atilla Sarıyıldız'la birlikte
hakkında kitap hazırladıkları Dostozan M. Hanifi Sarıyıldız'ın bir dörtlüğü ile
bitirelim:
Karacoğlan gibi düşüp yollara
Şu Maraş ilini gezek seninle.
Mevla'mın ilhamı neymiş kullara
Defter açıp bir bir yazak seninle.
Bir bir yazanlara
selam olsun efendim.














