Bölgede yapılan kazılarda Hitit, Asur, Geç Hitit, Pers, Makedon, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler tespit edilmiştir. Huni’nin Anadolu’da M.Ö. 2000’lerden itibaren Asur koloni çağından bu yana yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir. Konum olarak Kaniş (Kültepe) ile Asurluların başkenti Ninova arasında, tüccarların uğrak noktalarından biri olmuştur.
Afşin ve çevresinde birçok höyük bulunmakta olup, Arıtaş’taki Huni Höyüğü, bölgenin en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Hitit, Roma ve Selçuklu kalıntıları bulunan höyükte bir de Aslan heykeli yer almaktadır. 130 cm yüksekliğinde, 160 cm uzunluğunda ve 44 cm genişliğinde olan heykelin bazı bölümleri parçalanmıştır. Kazı yapılması halinde daha birçok eserin ortaya çıkabileceği uzmanlar tarafından belirtilmektedir.
Roma ve Bizans dönemlerinde Huni, Kapadokya’nın doğusunda yer alan Katanonia bölgesine bağlı bir yerleşim merkeziydi. Arabissos da bu bölgedeki şehirlerden biriydi. Bölgedeki diğer yerleşim yerleri arasında Göksun, Huni, Arabissos, Hurman ve Tanır (Tanadaris) sayılabilir. 950’li yıllarda Huni ve çevresi, Bizans İmparatorluğu’nun Malatya theması içinde gösterilmiştir.
Malazgirt Savaşı sonrası, Ermeni asıllı Bizans komutanlarından Maraş kökenli Phileretos, Urfa, Maraş, Malatya ve Antakya şehirlerini ele geçirerek bir Ermeni feodal beyliği kurmuştur. Huni’de bir Katoligos merkezi açmayı planlamış, ancak planı gerçekleşmemiştir. Bölge, 1086’da Türklerin eline geçmiş ve Huni’de yaşam Türk hakimiyeti altında devam etmiştir.
Huni, Haçlı Seferleri sırasında Bizans’ın Kasiotis themasına bağlı bir hisar durumundaydı. 1096’da başlayan Haçlı Seferleri sırasında Huni, Hurman, Tanır, Izgın ve Arabissos, taraflar arasında yapılan anlaşmada isimleri geçen yerleşim yerleri olmuştur.
Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus, 1218 yılında Ey-yubiler üzerine yürüyüşü sırasında Huni üzerinden Halep’e ilerlemiş ve Tell-bâşir Kalesi’ni kuşatmıştır. Bu kalenin teslim edilmesinin ardından Huni Vilayeti, Selçuklu yönetiminde önemli bir yerleşim merkezi haline gelmiştir.
1277 yılında Sultan Zahir Baybars, burada Moğol ordusunu mağlup etmiştir. Huni, Dulkadir Beyliği döneminde küçük bir köy olarak varlığını sürdürmüş ve bu dönemde Eski Cami inşa edilmiştir. Camiye dair kitabede yapım tarihinin 1410 olduğu belirtilmektedir. Osmanlı döneminde nüfusu artan Huni’ye ikinci bir cami yapılmış; Pınarbaşı (Murtazalar) Camii, II. Selim döneminde 1571 yılında inşa edilmiştir.
1563 tarihli Maraş Tahrir Defteri’ne göre Huni, Elbistan kazasına bağlı Orta Niyabet nahiyesinin köylerinden biri olarak kaydedilmiştir. Nüfusun büyük kısmı Müslümanlardan oluşuyordu. Huni’nin Kuyucak, Kohuz, Göççü, Kara Ardıç, Kozcuğaz, Peknik, Gülistan Çatağı, Servi Ağacı, Kendin ve Kışlacık adında mezraları bulunmaktaydı. Cumhuriyet döneminde Elbistan kazasına bağlı bir köy olan Huni, 1944’te kaza haline getirilen Efsus’a bağlanmıştır.















