Hayatı hakkında kapsamlı bilgi olmasa da, Tuhfetü’l-Vüzerâ adlı eseri sayesinde çağdaşları arasında Şâhinzâde-i Mar’aşî olarak tanındığı bilinmektedir (Süleymâniye Kütüphanesi, Tercüman Kolleksiyonu, nr. 24).
Ali Dilkesîr, sürekli olarak lügat ilmiyle ilgilenmiş, Arapça ve Farsça öğrenmiş ve özellikle aruz ve kâfiye bilgisi konusunda derin bir birikime sahip olmuştur. Tuhfetü’l-Vüzerâ, 1173/1759 yılında kaleme alınmış olup, müellif hattıyla Ankara Milli Kütüphanesi’nde (YZ. A. 726/3) korunmaktadır. Bu eser, Şâhidî’nin meşhur manzum lügatinin şerhi niteliğindedir ve çocukların ve yetişkinlerin dil öğrenimini kolaylaştırmak amacıyla hazırlanmıştır.
Eser, 27 kıta ve bir hatimeden oluşmaktadır. Mesnevî tarzında yazılan 61 beyitlik dibâcesinde Tuhfe ile ilgili bilgiler aktarılırken, sözlük kısmı 388 beyitten oluşmaktadır. Toplamda eser, 455 beyit ile okuyucuya sunulmuştur. Kıtaların sonunda kullanılan vezinler, beyitlerin Farsça ve Türkçe tercümeleriyle örneklendirilmiş, bahrin adı ve tef’il bilgileri belirtilmiştir.
Tuhfetü’l-Vüzerâ, 12 farklı vezin kullanılarak hazırlanmıştır; hezec, rezec, remel, muzârî’, mütekârib, hafi f, kâmil, müktezab, müctes, münserih, tavîl ve vâfîr gibi ölçüler eser içinde yer alır. Eserin son kıtalarında ise mastarlar ve deyimler üzerinde durulmuştur.
Ali Dilkesîr’in çalışması, mevlevîlerin mesnevîye verdiği özel önemi yansıtarak, çocukların ve öğrencilerin Arapça ve Farsça kelimeleri öğrenmesini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmiştir. Eser, hem Osmanlı dönemi dil eğitimi hem de edebiyat araştırmaları açısından değerli bir kaynak olarak kabul edilmektedir.















