Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Suyu, yeşili, Anadolu ovası, dağı
El değmemiş Afrika ormanları
Denizler, nehirler, mümbit araziler
Anladım düştüğünde gözüme
Neden kıskanır her biri seni?
Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Maruz cezaya iki ten
Azgın nefis mi kovdurucu şeytan mı?
Tedip ve edep bir de talim
Gönle çizilen ferman
Kaç an geçti sormak gerek
Dokunulan yasaklı
Öyle olmasa olur muydu,
Sırrı arayan eşrefi mahlûk?
Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Ekinin bitmediği vadi
Oğul yakarışta ve anne
İster Filistin, Urfa yola çıkış ister
Tükenen azık, su ve dizde derman
Serinleme, duyumsama, hayat
Yine de umutsuz değil bakışlar
Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Duraksız kervan yolu
Sütsüz göğüs ve ağlayan bebe
Üç dönüş, dört gidiş
Kaynağı ırmaksız hazine tükenmez
Koku alan kuşlar akını
Konağa müsaade Cürhüm kabilesi
Bir soy büyür Haliliyet mekânı
Kutsallık artık her peygambere
Dini üzere ibadet İbrahim
Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Artık mümbitlendi hurmalar,
Artık büyüdü şehirlerin anası
Artık dokunuş kalbe ritim, inanca ritim
Artık nağme titreyen rükû, huşuyla secde
Artık yağmurda ben olacak çocuk
Artık güneş vakte sevinç çığlığı
Artık yarışmak gök ekiniyle yürek
Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Geldim ayak izine ey resul
Gelecek misin makamına ya resul
İzini izime doladım mum olayım
Yanan çıranda hemhal olayım
Erdi mi “destbusiarzusiyle” Fuzuli
Huzurundayım, buyuruna talibim
Gökte Ahmet, yerde Muhammet
Sen olmadan yaratılmazdım elbet
Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Doğan gün, batan gün sen için bilirim
Yaratılan eşrefi sen olduğun bilirim
Sığındım mücrimce kapına ey haznedar
Gecende gündüzünde titreyen ben olaydım
Düşen, konan her tanede ben olaydım
Yüzüne hece okunan ben olaydım
Sohbetine sunulan ben olaydım
Dokunduğun yerde ben olaydım
Doyar mıydım, diner miydim?
Dağlarda ilk şehir
Her metrekare topraksız
Yıkmaya geldim
Yıkmaya geldim içimden putu















