Yayınlanmayan anı kitabında “Ben gayet sakin birisiydim.
Doğam sakinliğe yatkındı. Bu huyumun çok zaman işime yaradığını biliyorum.”(Göremediklerimiz, yayınlanmamış, s.60) diyen Doğan Arık'ta tanıyanlar
sakinliğin devam ettiğini gözlemler.
“Şehrin
doğusunda, merkeze çok
yakın bir mahallesinde doğdum.”
(Arık, Alkış, 2009, S. 46, s.20) dediği Kahramanmaraş'ın Şekerli Mahallesi'nde 1956
yılında dünyaya gelir
Doğan Arık. Erken yaş
dediğimiz çocukluk günlerini “Çocukluğum, Ahoolu Ahmet Usta'nın
belki hâlâ evlerin bir köşesini
süsleyen yüzlerce sandığı cilalarken, onu
hayran hayran seyretmekle geçti.”(Arık, Alkış, 2009, S. 46,
s.20) diye söyler.
Doğan Arık'ı çocukluğundan beri tanıyan, bilen Oğuz Paköz,
Doğan çocukluğunda çok
yaramaz biriydi, abisi yaşıtımız sayılır, kendisi bizden küçük olmasına
rağmen, birlikteliğimiz yetmişli yıllardan beri sürüyor, derken Doğan'la ilgili
hiç unutamadığı bir noktayı, çocukluğunda
yaramazlığından mı,
kızgınlığından mı, bana göre yaramazlığından, eline aldığı taşları bize
fırlatır, sonra da kaçar, gözden kaybolurdu, diye belirtir.
Eğitim öğretim hayatına 1962 yılında Kurtuluş
İlkokulunda başlar, 1970
yılında kahramanmaraş Ortaokulunu ve
1975 yılında Kahramanmaraş Ticaret Lisesini bitirir.
Kendisi ortaokul öğrencisi iken amcası Mustafa Arık, Oğuz Paköz, Biber Ali
üniversitede öğrencidirler. Yaz tatiline geldiklerinde, aynı mahalleli
gençlere, Fransızca ve
diğer derslerden soru sorar, okumalarını teşvik için ders
çalıştırırlarmış. Biber Ali, kabadayı görünümlü, bir siyasi hareketin
önünde gelenlerden olduğundan, gençler hem sever, hem imrenir,
hem de kendinden korkarlarmış. Bir gün Doğan Arık, onunla karşılaşır, Doğan'a
durmasını ister. Hangi okulda okuduğunu sorar,
okuyun, adam olacaksınız,
aferin, ülkeye faydalı
olacaksınız, ülkeye siz sahip çıkacaksınız, der Biber Ali. Doğan Arık'ın
unutamadığı bir hatırası ise Oğuz Paköz'ün abisinin, kendinin öğrenci iken velisi
olması. Okula gider, öğretmenlerden notlarını, sorar, takip edermiş Doğan
Arık'ı.
Adana İktisadi ve
Ticari İlimler Akademisi İşletme Bölümünü
kazanır, anarşi ve
terör olaylarından dolayı devam
edemeyince vatani vazifesini
yapmaya karar verir. Askerden 11 Kasım 1977'de terhis olur.
Kendine planlı yaşama
alışkanlığı kazandıran bankacılık
sınavına 1978 yılında girer ve aynı yıl T.C. Ziraat Bankası
Kahramanmaraş Şubesinde memuriyet
hayatı başlar. İlerleyen günlerde kendine başarı ve
korkuyu yaşatan bankacılık
günlerinde gayretli, müşteriyle çözüm odaklı, verilen görevleri
zamanında yapan Arık, aynı banka şubesinde şef olur.
Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini 1989 yılında
bitirince Arık'ın önü açılır artık. Üniversite mezunu olması ve bankadaki
başarılı çalışmasından dolayı T.C. Ziraat Bankası Mersin Çeşmeli Şubesine 1990
yılında Muhasebeci olarak atanır. İhtiyaçtan ötürü 1992-1993
yıllarında Gaziantep Nizip Şubesinde 8 ay, ardından Adana Ceyhan
Şubesinde 1994-1995 yıllarında 14 ay yine Muhasebeci olarak çalışır.
İlk göreve başladığı
T.C. Ziraat Bankası Kahramanmaraş Şubesine
1995 yılında Müdür Yardımcısı unvanıyla döner, 1998 yılına
kadar 3,5 yıl bu şubede hizmetini sürdürür.
Yazı hayatında da iz bırakan daha kısa geçici görevleri de
var. T.C. Ziraat
Bankası Şırnak Şubesinde (Şubat 1994) ve Bingöl Genç Şubesinde (1997)
birer ay müdürlüğe vekâlet eder.
Görevde yükselme yoluyla
1998 yılında
Kahramanmaraş'ın Afşin Şubesine
Müdür olarak atanır.
Türkiye, 2002 yılında,
finans krizinden aldığı yaraları sararken devlet bankalarını
bir çatı altında toplayıp yeniden yapılandırdı ve birçok özel banka kapatıldı.
Yapılanma gereği çalışanlar özel statüye geçirildiler. Özel
statüde çalışmak istemeyenlerse başka kurumlara aktarıldı.
Doğan Arık, yirmi beş yılını geçirdiği, “nerdeyse evim olan banka” dediği
bankacılığı Afşin Ziraat
Bankası Müdürü iken bırakıp kurum değişikliği yaparak 15
Mayıs 2002'de Kahramanmaraş Sütçü İmam
Üniversitesine Araştırmacı
olarak geçer. Halen
bu üniversitenin İktisadi ve
İdari Bilimler Fakültesinde Tedviren Şube Müdürü olarak görevini
sürdürmektedir.
Bankacılık
gönlerinin bitişi ve
yeni kuruma geçişini kendisi
şöyle açıklar: “Bankada dolu dolu yirmi beş yıl çalıştım. Hayatımın en güzel,
en zorlu yirmi beş yılıdır o günler. 2002 yılında Türkiye finans krizine
girdiğinde, bankaları yapılandırırken Afşin Ziraat Bankası
Müdürü olduğum sırada
kendi isteğimle
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine geçtim.”(Özel Görüşme
Ş.S.)
Faaliyetleri
Askerlik görevinden hemen
sonra, bankada çalıştığı günlerde
Dr. Oğuz Paköz
ve Kimya Mühendisi Hacı
Ali Özturan'ın da
aralarında bulunduğu yirmi, yirmi beş kişilik arkadaş grubuyla oturup
kalkmaya başlar. Bu grup doktor, mühendis, muhasebeci, müteahhit
gibi her meslekten
genç arkadaşlardır. Yaş ortalamaları birbirine yakın olan bu grupta,
Doğan Arık, onların çoğundan beş altı yaş küçük olmasına rağmen yadırganmaz,
yıllar içinde bu birliktelik çeşitli etkinliklere zemin hazırlar ve sosyal
faaliyetlerin içinde doğan arık da bulunur. Oğuz Paköz, Sigorta Hastanesinde
doktor iken aynı zamanda özel muayenehanesi
de var. Akşamları bazen bu
muayenehanede, çoğunlukla ise Kayabaşı'ndaki Çamlık Çay Bahçesinde bir
araya gelir, sohbetlerinde çok az siyaset olmak üzere genel kültür konuları yer
alır.
Belli bir ad koymadan bir araya gelen bu gruptan spora
ilgili Oğuz Paköz, Hacı Ali Özturan, Mustafa Aslantürk, Doğan
Arık ve arkadaşları, Kahramanmaraş Güreş
Halter İhtisas Kulübü Yönetiminde görev
alırlar. Dostozan mahlasıyla şiirler yazmayla
yetinmeyen ve Kahramanmaraş Turizm Derneği Başkanlığı da
yapan, gençliğinde mahalle arası
güreşlerde iyi bir pehlivan olarak adını duyuran Ziraat Mühendisi M.Hanifi
Sarıyıldız, güreş sevgisini 1976 yılında Güreş-Halter İhtisas Kulübü
Başkanlığına seçilmesiyle sürdürür. Doğan Arık'ın ifadesine göre genç, cesur,
gözü kara Oğuz Paköz, Güreş-Halter
İhtisas Kulübü yönetimine
baskıda bulunarak, hiç parası yokken, zarar etmesi halinde zararı kendisinin
karşılayacağını taahhüt ederek, Karakucak Güreş
Festivalleri kararını aldırır. Bölgede Karakucak Güreş Festivalleri
1978 yılında başlar. Dostozan'ın şiirleri eşliğinde er meydanında davullar
çalar, güreşler onun şiirleri ile başlar. Bu kulübün Kahramanmaraş'taki en
başarılı yönü, güreşçilerin organize
olmasıdır. Kulüpleşen güreşçiler,
yıllarca Milli Takıma güreşçi yetiştirir. Festivaller televizyondan
yayınlanır ve Kahramanmaraş'ın
tanıtımında büyük katkısı olur.
Karakucak Festivali için 1980 yılının başında, kış
bitmeye yakın valilikten
onay alırlar, hazırlık çalışmalarına başlarlar. Festival
afişlerinin basıldığı ve peyder pey asıldığı günlerde 12 Eylül Askeri darbe
olur, bütün faaliyetler durdurulur. Birkaç gün sonra Doğan Arık'ı çalıştığı
bankadan emniyet görevlileri alarak Sıkıyönetim Merkezine götürürler. Hacı Ali
Özturan da getirilmiş. Matbaa görevlileri, afişlerin asılması talimatını
bu ikisinin verdiğini söylediklerinden sorguya
çağrıldıklarını öğrenirler. İhtilalden önce asılması konusunu matbaadakilere söylediklerini, onlarında
ona göre astıklarını belirtirler, sıkıyönetim
komutanlığı gerekli
araştırmalardan sonra bu festivalin yapılmasına izin verir. Açılış
konuşmasını kimse yüklenmeyince, harcamalardan ve gelirden
sorumlu Doğan Arık'ı, başkan Hanifi Sarıyıldız arayarak, açılış konuşmasını
yapmasını ister. Doğan
Arık, güreş, yiğitlik, milliyetçilik ve hamaset dolu yarım
sayfalık metin hazırlar, Atatürk Meydanında,
kürsüye çıkarak karşısındaki
mülki erkâna ve halka bu metni okur. Kürsüden
indiğinde Osman İçen
Doğan Arık'ın kulağına eğilerek
“Ortasına kadar çok iyiydin.” der. Arık da onun kulağına “Aşağıya inebildim
ya!” der. Aynı günü hikâyeci Hacı Ali Özturan, “Başkanımız Hanefi Sarıyıldız'la
yardımcıları Oğuz Paköz, Mustafa Aslantürk,
Mehmet Kocaman, Enver Dalkıran hakem
heyetinin yanına oturmuşlardı.” (Özturan, Dolunay
dergisi, 1984) dediği Kahramanmaraş Karakucak
Güreşleri Tertip Komitesinde
muhasip üye ve genel sekreter olarak görev alan Doğan Arık'ın güreş festivali
gününde hesap işlerine baktığını
söyler. Hikâyenin gerçek kahramanlarından olan
Hacı Ali Özturan,
Kasap Kara Ali hikâyesinde o günü şöyle anlatır:
“Kahramanmaraş Karakucak Güreşleri Tertip Komitesi'ne ayrılan
masalardan birinde Doğan Arık'la
festivalin harcamalarını liste
yapmaya çalıştığımızdan,
kafamızı kaldırıp kimin
kimi tuş ettiğine bakamadık.
Tribünlerden kopan o müthiş uğultu
yüzünden arkadaşım bana
bağırarak konuşmak durumunda kalmıştı:
“Yüz beş lira da, davulculara kebap parası!”
“Yüz beş!” diye
bağırdım yanlış anlaşılma olmasın diye.
Öteki rakamların altına
ekledim. Doğan Bey:
“Yirmi lira da, Kara Ali'yi getirmeye gidenlere taksi
parası,” diye bağırıyordu.
Tribünlerden kopan uğultu azalınca arkadaşım da sesini
alçalttı:
“Taksi parası diye yazdın mı?” “Yazdım Doğan Bey!”
Doğan Arık'la güreş festivalinin harcamalarını kayıt altına
alırken, bir yandan
da az önce sonuçlanan güreşin
izleyicilerde nasıl bir
etki yaptığını, kopan uğultunun
hangi semtlerden
duyulabileceğini, duyulduğunda nasıl
bir yorum yapılacağını düşünüyor
ve böyle bir
komitede bulunduğumdan dolayı mutlu oluyordum.” (Özturan, Dolunay
dergisi, 1984)
Doğan Arık, iş ve aile sorumlulukları artması ve Oğuz Paköz'ün
uzmanlık eğitimi için
Adana'ya gitmesinden sonra bir
süreliğine sosyal etkinliklerden
uzak kalır.
Uzmanlığını tamamlayıp Kahramanmaraş'a 1984 yılında dönen ve
Özel Tıbbi Tahlil Laboratuvarı açan Oğuz Paköz'ün iş yeri aynı zamanda eski arkadaşların
toplanma ve sanat
merkezi olur. Oğuz
Paköz'ün toparlayıcılığı ve Tabipler Odası Başkanı olmasıyla
edebiyat, doğa gezisi
ve diğer sosyal
etkinlikler yeniden canlanır. Doğan Arık da bunların arasında yer alır.
Oğuz Paköz bir dönem de siyasete atılır. Bu sıralar Doğan Arık'a sorumluluk
yüklenir ve Turizm Tanıtma Derneği Başkanlığı (1995-1998) yapar.
Adı sanı konmayan ve edebiyat, musiki, kültür, sanat ve
spora ilgi duyan bu grup, Kahramanmaraş edebiyat dünyasında hikâyeci olarak
tanınan, Doğan Arık'ın “Hem biz hem Maraşlılar çok seviyordu, ondan çok
etkilendik.” dediği Şevket
Bulut için, ölümünün birinci
yıl dönümünde, 17
Eylül 1997 tarihinde Tabipler
Odasında anma programı düzenlenir. Bu durumu Doğan Arık
Şevket Bulut hakkında yazdığı bir yazıda “İlk ölüm yıl dönümü yaklaşırken, Oğuz
Paköz'ün bürosunda bir sohbet sırasında, arkadaşları olarak ona bir anma günü
düzenlemeye karar verdik. Paköz o sırada Tabipler Odası Başkanı
idi. Tabipler Odası
bahçesinde, 1997'nin Eylül ayında, yakın dostları ve ailesinin katıldığı
mütevazı bir anma töreni yapıldı.” (Arık, Alkış, 2007, S.33, s.18) der. O gün
bu anmanın her yıl yapılması için karar
alınır. Rahmetli Sıddık Elbistanlı, Hacı
Ali Özturan ve
Doğan Arık'tan oluşan üç
kişilik komisyon oluşturulur.
Birkaç toplantı yaparlar. Sıddık Elbistanlı'nın teferruatçılığı yüzünden
karar alınamaz ve bu çalışma başarısızlıkla sonlandırılır. Alkış dergisi çatısı
altında 2016 yılında, Şevket Bulut ve Tanyal Sümbül'ün beraberce anıldığı bir
program gerçekleştirilir. Bu yıldan sonra anma programları Alkış
dergisi toplantılarında başka şahsiyetler için de sürdürülür.
Yazı hayatı
Kahramanmaraş
ufkunda iz bırakma
gayreti, zaman zaman bir
araya gelen ve
henüz adı konamayan gruptan
bazı arkadaşları yazmaya yönlendirir. Yetmişli yılların sonuna
doğru Doğuş gazetesinde Yazı İşleri Müdürü Eshabil Karademir'in Karaozan mahlasıyla
şiirleri yayınlanır, kendisi saz da çalan halk şairidir. Gazetede Şevket Bulut,
Yalçın Özalp, Oğuz Paköz ve Hacı Ali Özturan'ın yazıları yayınlanırken Oğuz
Paköz'ün teşvikiyle Doğan Arık, ekonomi ve kültürel konularda köşe yazıları
yazmaya başlar. Bu yazılarda o günün gündemi olan banka, Kastelli, enflasyon,
faiz konularına ve
ekonomi terimlerine açıklık getirmeye
çalışır. Memur olduğundan siyaset
dışı kalır. Bankacılıkla beraber yazarlık onu zorlasa da “Çok güzel ve ciddi
yazılar yazıldı.”(Özel Görüşme Ş. S.) dediği ve yazılarıyla desteklediği Doğuş
gazetesini Sıkıyönetim sıkıştırır, birkaç yazar soruşturma geçirir. Günlük
olarak çıkan gazete, sahibi Doğan
Yozgatlı'nın genç yaşta vefatıyla kapanır.
Yazma işini ilerideki
yıllarda, Yılmaz Akçakale'nin çıkardığı Aksu ve daha sonra da Yorum diye
değişen gazetesinde devam ettirir.
Seksenli yıllarda Şevket Yücel, Şevket Bulut, Bahaettin Karakoç'u
tanıyan Doğan, kendi gruplarında yazmaya eğimli olan Oğuz
Paköz, Hacı Ali Özturan ve Eshabil
Karademir'le görüşmeyi sürdürür.
Gazete yazılarıyla yetinmeyen Doğan Arık, sanat ve edebiyata
yönelişini doksan sonrasına bağlıyor. Doksanlı yılların sonunda İstanbul'dan
gelen şair ve yazar Nihat Yücel'le
tanışır. Kahramanmaraş'a
yerleşen Yücel'le samimiyeti
sıkılaştırır. Arık, geçmişi
tanımlarken “Onunla hâlâ devam eden çok güzel
beraberliğimiz var. O
yıllarda bizler de güncellikten çıkıyor,
sanat ve edebiyata
doğru yöneliyorduk.”(Özel Görüşme Ş. S.) demeyi ihmal etmez.
Doğan Arık'ı yazmaya
yönlendiren, yazarlar
arasında kılan, kültür
alışverişini önemsemesi, insanlar
arasında diyalog kurma ve bildiğini bildirme ilkesidir. Kitap ve dergi
okumalarıyla yetinmeyip yazmaya yönelir. Bu yazma merakı, bir aylık geçici
Şırnak görevini yazıya döktürür. Bu anı kitabına; görevlendirilme şeklini,
yolculuğunu, Şırnak'ta
gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini, bankada ve ilçedeki
diğer memurların ve
idarecilerin tutumlarını,
dönüş yolunu, terör
günlerinin insan hayatındaki izlerini
velhasıl bir aylık
günlerini psikolojik
tahlillerle yorumlama, irdeleme
ile yazarken duygularını, kızgınlıklarını, sevinçlerini de cümlelerinin içine
yerleştirir. (Göremediklerimiz,
yayınlanmamış)
Hikâyeciliği ve
hikâyeleri
Kendi hikâyeleri ve hikâye geleceği için “Ben de
öykülerimde, gerçekler arasında düş ve hayalleri dolaştırmasını seviyorum. Ne
kadar istemesem de içine
duygusallık da giriyor.
Ben daha yolun başındayım. Belki olduğu yerde
bırakabilirim de. Çünkü çok zor. Ciddi eser yazmak çok emek istiyor. Ayrıca
çevre ve imkânlar yetersiz geliyor. Rastgele yazmaksa yarar
yerine zarar bana
göre. Haktan hayırlısı demek
şimdilik en doğrusu.”(Özel Görüşme Ş.S.)
diyen Arık, hikâyelerinde
Kahramanmaraş'ı esas alıp yaşadığı
günlerden izlenimler,
dinlediklerini yorumlama yoluna
gider. Aslında hikâyeleri,
çocukluğudur, gençliğidir. Yaşanılmışlık bariz bir şekilde kendini gösterir
hikâyelerinde. Ahır Dağı'nda Bir Yaz Tatili hikâyesinde, on iki on üç
yaşlarında yüzmeyi öğrenme
serüvenini anlatır. (Arık, Alkış,
2016, S. 87, s. 11-12)
Hikâyelerinde
tasvirlere ağırlık veren
Arık, “Bankadan ayrıldıktan sonra
sudan çıkmış balık gibiydim. Bankacılığın hızlı temposuyla
dış dünyaya kapattığımız gözümüzü tekrar
açtığımızda, her şeyden çok geri
kaldığımı gördüm. Biraz da kurum değiştirmenin yarattığı olumsuz psikolojiyle
kendimi okumaya verdim. Okumanın
sonu yok. Hala okuyorum.” (Özel
Görüşme Ş.S.) deme
erdemini gösterir. Arık'ın hikâyeleri
Alkış ve Usare dergilerinde yayınlanır.
“Öykü ve roman
türünün Türkiye'de gelişmediğini,
bunun da sebebinin ülkeye geç girmesi yanında Türk insanının öyküsel ve romansı
bir hayat yaşamının olmadığını ileri
sürenler var.”(Özel Görüşme Ş.S.)
diyen Arık, buna rağmen Türkiye'de roman
ve öykü üzerine
ciddi eserler verildiği kanaatindedir. O
“Ben olaya, yazma
veya hayat zenginliği olarak
değil de, Doğu'nun daha doğrusu Şark
dediğimiz genellemenin kendi
karakteristiği diyorum. Şark insanının olaylara bakışı ve düşünce
sistemi biraz duygusal, biraz da düşsel bakmasıdır. Somuta karşı soyutu seçmesi
hayal ve macera gücünü zenginleştirdiğini düşünüyorum. Masal ve mitler bu
yüzden önemli bir yer tutar doğuda.”(Özel Görüşme Ş.S.) şeklinde düşüncesini
açıklar.














