“Sanatçı bağımsız olmalıdır. Ulusal olmayan bir sanatın
sınırları aşacağı düşünülemez. Sanatçının dili
yaşayan dildir. Her
alanda batı taklitçiliğine karşı
çıkılmalı, gelenekler tümüyle reddedilmemelidir. Sanat
siyasetin aleti olmamalıdır. Dildeki
kargaşaya son verilmelidir.” diyen
Bahaettin Karakoç değişik
ekollerce değerlendirilse de kendine özgü bir büyük şair ve yazardır.
“Ben Bahattin Karakoç
Arkam kalam Salavan
...............................
Şairim
Parmaklarım kalem tutar, çiçek tutar
Bin kurşunu değişmem bir beyaz güle
Çamlıbel'de Köroğlu, Salavan'da ben”
Soyca şair bir ailenin ilk çocuğu olan Bahaettin Karakoç
1930 yılında Kahramanmaraş'ın Elbistan İlçesine bağlı Cela Köyünde doğmuştur.
Babasının ve anasının ailesi görece olarak varlıklı ve hoca takımından olduğu
için çok küçük yaşlarda okuma yazma öğrenmiş ve küçük yaşta kendisini kitap
dünyasında bulmuştur. Babası hem hocası hem de örnek aldığı
bir kişidir. Bu
konuda kendisini “Bahaettin
Karakoç en belirgin çizgisiyle Ümmet Karakoç'un
oğludur. Çünkü benim
için babam yalnız bir biyolojik
olgu değildir. Fikir ve sanat bakımından vücudumun uzuvlarında, genlerinde
yazılı ne varsa
gün ışığına çıkmasına
sebep babamdır” diye tanımlamıştır. Doğduğu köy Cela 1958 yılında
belde, 1983'te ise
Ekinözü adını alarak Kahramanmaraş'ın bir
ilçesi olmuştur.
İlköğrenimini köyünde tamamlamış
arkasından Düziçi Köy Enstitüsünde
sonra da Hasanoğlan Köy Enstitüsünde
okuyarak buradan mezun olmuştur. Ben
onu son görev
yeri olan Kahramanmaraş Verem
Savaş Dispanserinde çalıştığı sıralarda
1976 yılında tanıdım. Kahramanmaraş'ta yayımlanan
Kahramankent Gazetesinde
Şevket Bulut ile
yazılar, şiirler yayımladığı günlerde
ben de yeni
yeni aynı gazetede haftada bir
Çağşak adlı bir köşede yazı yazmaya başlamıştım.
“Bir nehir geçeceksen önce soyunmalısın
Bir dağı çıkacaksan soluklu olmalısın
Mademki niyetlisin seferin kutlu ola
Caydırmayı düşünmem ama derim ki sana
Azıksız
çıkma yola!...”
Bahaettin Karakoç şiir
dünyasına güçlü bir biçimde azığı bol olarak yalnız başına
çıkmıştır. Sevgi Turnaları yeni
yayımlanmıştı. Onunla birlikte Seyran'ı da okumamıza almıştık. Ben onun
düz yazılarını da
çok seviyordum. Konuyu dillendirince onun 1962'de Akşam
Gazetesinde Türk Kadınları Birliğinin ülke genelinde açtığı hikaye yarışmasında
“İsa ile İshak” adlı eseri ile ikinci olduğunu öğrendim. Ne yazık ki o öyküyü
okumuş değilim.
“Söz odur ki kavi dura mıh gibi
Matkap olup kurcalaya gaibi
Sana fırsat vermiş mülkün sahibi
Sevgi başak tutmaz haram riyada”
Daha sonraları Bir
Çift Beyaz Kartal
ile başlayarak gerçek şiirlerle
dolu şiir kitapları yayımlanmaya başladı. 37 sayıya
ulaşan Dolunay Dergisini çıkarttı. 16 yıl boyunca Dolunay Şiir Şölenini yaşattı.
Bu yönüyle Anadolu'da şiir şölenlerinin yaygınlaşmasına öncülük
etmiştir diyebiliriz. Bir kültür
elçisi olarak 1989'da Strugua'da, 1993'te Almaatı'da
bildiriler sunarak ülkemizi temsil etmiştir. Seviye Dergisi 1998'de onu
günümüzün Dede Korkut'u, Mefkure Dergisi ise Türk Şiirinin Aksakalı olarak
değerlendirmiştir. Tarsus Belediyesince Karacoğlan Onur Ödülü ile
ödüllendirilmiştir. Daha pek çok ödülün sahibidir.
“Yıldızlar kınalı keklikler gibi suya iner
Korkarım ürkütmekten
Zayıfım gidecek yeri bilmem
Saçların gözlerin davet eder
Durulmaz
Burası Anadolu'dur
Zaman yorulur gönül yorulmaz
Ama sen
Sen Uzaksın
Sen uzaksın balam gönül özler
Beklerim beklerim sabah olmaz”
O şiiri “Mutlak
gerçeğe, mutlak güzele yönelmenin dillenişi
ve kalbin dirilişidir” kendisini de “Varlıkları var
eden, dilediğinde yok eden Mutlak Varlık'a
imanım tamdır“ diyerek tanımlamıştır. “Kalbin
bir zikir aracı
olan şiir tirajik bir iç yangını,
aşkın sıcak kanatları altında doğan
bir kutsanmış sözler
armonisi ve dört kelimeyle özetleyecek olursak evrensel
bir dua biçimidir” demiştir. 1991 yılında
Diyanet Vakfınca düzenlenen Münacaat Yarışmasında “Beyaz Dilekçe” şiiri
ile birinci olması da onun inancının şiirini beslediğinin en güzel kanıtıdır.
“Rahman ve Rahim olan adına sığınarak,
Açtım iki elimi, Kor gibi iki yaprak.
Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç,
İşte dünya önünde, benim ruhum sana aç
………………………………………………
Senden önce bir sen yok, kâinatta ilk,
Sen'sin! Bu kâinat bir meta, hepsine Malik Sen'sin!
Benden önce esirge, Muhammet ümmetini,
Esen gitsin her kervan, en sona ula beni!
Kâinat bir mozaik, her şeye sahip Allah!
Ey gizli ve aşikâr, her derde tabip Allah! ...
Bahaettin Karakoç “Ben şiiri yazdığım zaman o şiir
bitmiştir. Tekrar o şiire dönüp dönüp saçını taramakla uğraşmam, yeni şiirleri
ararım” diyor
Bu nedenle hep bir yeni aramış ve hemen her yıl bir
şiir kitabı ile
okuyucularına seslenmeyi sürdürmüştür.
Bahaettin Karakoç Osmanlıcaya da Öztürkçeye de pek sıcak bakmamıştır. Ona göre
şair konuşulan dil ile şiir yazmalıdır. Onun için şiir anlam, ahenk, ritim ve
estetik yönünden varsıl olmalıdır. Şiirinin konuları gelenek, ahlak, kültür
yozlaşması, ruhsal çöküntü,
bunalımlar ve teknolojinin yan
etkileri gibi çok çeşitlidir.
“Sevda ırmağına bir köprü kurdum
Herkes geçti benim yârim geçmedi
Kuru yere bağdaş kurup oturdum
Eller döşek açtı yârim açmadı”
………………………………………….
Yurtluk diye yüreğimi sunduğum
Gece gündüz hasret ile andığım
Çıkın çıkın dert doldurur sandığım
Her kuş uçtu benim turnam uçmadı”
Bahaettin
Karakoç yazarımız Mehmet Gözükara ile yaptığı bir söyleşide
“Maraş şiirini bilmiyorum. Maraş'ta şair
var mıdır onu da
bilmiyorum. Bunu açık
söylüyorum. maraş kiminle
övünüyor? ….Onlar Yedi Güzel Adam diyorlar, bense “yedi kokarca” diyorum”,
devlet tarafından beslenen –ki
hala besleniyor ve korunuyorlar-…” diyerek sanatçının bir
yerlerce beslenip korunmasına her zaman karşı çıkmıştır.
Arkasından da “Ben
yeryüzünde yalnız Allah'tan
korkarım. O'nun emirlerine uymamaktan O'na
karşı ters davranmaktan
korkar, utanırım. O'nun rızasını
güderek iş yapıyorsan
da hiç korkma. Darağacına
götürseler dahi gözünü kırpmadan git. Bu senin için bir
şereftir” demiştir.
“IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN
..........................................
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman”
Onun hakkında dergimiz
yazar ve şairlerinden rahmetli
Sıddık Elbistanlı Alkış'ın 93. sayısında İncirlik'i konu alan “Evimiz İpotekli”
şiiri için şöyle bir
saptama yapıyor. “Değme
solcu sanatçılara taş çıkartacak denli antiemperyalist bir şiirdir Karakoç'un
bu şiiri. Ne
de olsa Bahaettin Karakoç Usta
da eski bir
Köyenstitülüdür ve doğuştan
Kuvayı Milliyecidir.”
Sonuç olarak Karakoç kendisine şucu bucu gibi
yakıştırmalara gülüp geçmiş
ve kendi bildiği doğruları yalın olarak okuyucusuna
aktarmıştır. İşte o şiirden birkaç dize:
“Ülkemiz işgal edilmiş
Evimiz ipotekte
Özgürlüklerimiz de öyle
Çağdaş uygarlık düzeyi demişiz
Bahtımızın boyası olmuş en kara
Borçlanmayı sevmişiz Amerika'dan
Demode silahlar gelmiş
Zehirli dolarlar gelmiş
Gümrüksüz viskiler gelmiş
Yemiş ve yudumlamış Ankara
Daha daha daha demiş”
Büyük usta 5.
Kahramanmaraş Kitap ve Kültür
Fuarına katılmış, sevenleri
ve okurları buluşmuş ve
kitaplarını imzalamıştı. Yaşlı bedenini o gün çok yormuş olacak ki akşam
rahatsızlanarak hastaneye
kaldırıldı. 16 Ekim
2018'i 17 Ekim Çarşamba gününe bağlayan gece yarısı
yaşama veda etti.
Güle güle git
Durağın cennet olsun
Huzur içinde uyu
Durağın cennet olsun
Ülkemizde şair çok
Senin gibi az usta
Orda da şiirler yaz
Görklü şiirler usta
Şiir oku orada
Tüm cennette duyulsun
Sana rahmetler olsun
Durağın cennet olsun














