Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon 300 bin kadının meme
kanseri olduğu varsayılıyor. Yaşla birlikte meme kanserinin görülme sıklığı da
artıyor. Her 8 kadından birinin yaşamının bir bölümünde memesinde kanser odağı
geliştiğini belirten anadolu sağlık merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Kemal
Raşa, “Kulaktan kulağa dolaşan şehir efsaneleri ve magazinsel yaklaşımlarla bu
hastalığın ciddiyeti hafifletiliyor. Deodorant, doğum kontrol hapları ve
balenli sütyen kullanımı meme kanseri riskini artırmıyor!” dedi.
Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Kemal Raşa,
meme kanseri hakkındaki şehir efsanelerine itibar edilmemesi gerektiğine dikkat
çekti. Her 8 kadından birinin, yaşamının bir bölümünde memesinde kanser odağı
geliştiğini dile getiren Dr. Kemal Raşa, “Halk arasında kulaktan kulağa dolaşan
ve doğru bilinen ‘şehir efsaneleri’yle bu hastalığın ciddiyeti hafifletiliyor”
ifadesini kullandı. Dr. Kemal Raşa, meme kanseriyle ilgili kulaktan kulağa
dolaşan şehir efsaneleri hakkındaki gerçekleri şöyle sıraladı…
Deodorantlar meme kanserine yol açmaz
Deodorantların terlemeyi engellediği, bu nedenle toksinlerin
ter yoluyla vücut dışına atılamadığı düşünülüyor. Bu biriken toksinlerin de
memede, özellikle de koltuk altına en yakın olan üst dış bölümünde kanserle
sonuçlanan değişikliklere neden olduğu iddia ediliyor. Bu kurgusal senaryonun
ne kanıtlanmış bir bilimsel karşılığı ne de gerçekliği var.
Balenli sütyenlerin olumsuz etkisi yok
Dar sütyenlerin, özellikle de balenli olanlarının meme
dokusuna fiziksel baskı yaparak meme kanseri riskini artırdığı söyleniyor.
Bugüne kadar yapılan hiçbir çalışma vücudumuzdaki dokulara uygulanan fiziksel
basının kansere neden olduğunu göstermemiştir. Dar kot giyilmesinin
doğurganlığı etkilemesi gibi balenli sütyenlerin de meme kanserine neden olduğu
bilimsel temeli olmayan bir çıkarımdır.
Doğum kontrol hapları kanseri tetiklemiyor
Uzun süredir doğum kontrol haplarının meme kanseri riskini
artırdığı kulaktan kulağa dolaşıyor. Güncel olarak kullanılan ilaçların hormon
içerikleri göz önünde bulundurulduğunda, bu düzeyde bir hormon kullanımının
meme kanseri riskini arttırdığını iddia etmek mümkün değil. Şu ana kadar
yapılan ve kanıt değeri yüksek hiçbir klinik çalışmada doğum kontrol hapı
kullanan kadınlarda artmış bir meme kanseri riskini göstermemiştir.
İğne değerse ya da bıçak dokunursa kanser yayılmaz
Memede şüpheli olarak kabul edilen bir kitleye iğne
biyopsisi yapmadan ve mikroskop altında adını koymadan tedavi planı yapmak
günümüzde artık tıbbi hata olarak kabul edilmektedir. Klinik veya radyolojik
olarak kanser riski taşıdığına inandığımız her kitleye ultrason, mamografi veya
MR kılavuzluğunda iğne değdirip tanıyı patologların koymasını tercih ediyoruz.
Ayrıca erken evre meme kanseri tedavisinin
ilk basamağı da cerrahi. Yani biz meme kanserinde tanıyı iğne ile koyup bıçak
ile tedavi ediyoruz.
Kanser tanısı konulan kadın memesini kaybetmez
Erken evre meme kanserinin en öncelikli tedavisi cerrahidir.
Yıllar içerisinde yaptığımız cerrahilerin boyutunda ciddi değişiklikler meydana
gelmiştir. Otuz yıl önce meme kanseri nedeniyle tüm memeyi, üzerinde ki deri ve
arkasında ki kas ile birlikte çıkartırken günümüzde yüzde 90’ın üzerinde
hastada artık meme korunabilmekte. Yalnızca kitle ile o kitlenin etrafındaki
sağlıklı meme dokusu çıkartılarak memeye yönelik cerrahi tamamlanabilmekte.Yani
artık özel durumlar dışında kanser tanısı alan kadının memesi korunabilmekte ve
bu hastalığın tedavisi kabul edilebilir estetik sonuçlar ile
gerçekleştirilmekte.
Mamografideki radyasyon miktarı uçak yolculuğuyla eşdeğer
Günümüzde kullandığımız mamografi cihazlarıyla kişinin çekim
sırasında maruz kaldığı radyasyon miktarı yaklaşık birkaç saatlik uçak
yolculuğunda alınan radyasyon miktarına eş değerdir. İnsanlar buradan kalkıp
Avrupa’ya seyahat ettiklerinde ne kadar radyasyon alıyorlarsa şu an kullanılan
mamografi cihazlarında da aldıkları radyasyon o kadar. Hem tarama hem de tanı
amacıyla kullandığımız mamografinin çok sayıda kadının yaşamını kurtardığı ise
artık tartışmasını bile yapmadığımız çok önemli bilimsel bir gerçek. Bu nedenle
kırk yaş üzerinde mamografiye alınan radyasyon dozu veya konforsuzluğu için
karşı çıkmak kadının kendine yapabileceği en büyük kötülüklerden biri.
Düşük yapmak, kürtaj yaptırmak ve tüp bebek tedavileri meme
kanserine davetiye değildir
Düşük yapmış veya kürtaj yaptırmış kadınların hormonal
dengelerinin değiştiği ve kaybedilen gebelik nedeniyle ortaya çıkan bazı
hormonların meme kanseri riskini arttığı da iddia edilir. Her ülkenin kanser
kayıt sistemi sayesinde elimizde çok ciddi bir ‘meme kanseri veri havuzu’
mevcut. Yapılan hiçbir demografik çalışma, düşük veya kürtajın meme kanseri
riskini etkilediğini göstermemiştir. Bilimsel anlamda elde en küçük bir ipucu
bile yokken düşük veya kürtajın meme kanseri yaptığını söylemek mümkün
değildir. Ayrıca tüp bebek tedavilerinin de meme kanseri riskini artırdığı
söylenir. Günümüzde tüp bebek tedavilerinde kullanılan ilaçların içerdikleri
hormon miktarı çok daha sınırlı. Doğurganlığı sağlamak için kullanılan bu
tedavilerin de meme kanseri riskini arttırdığını gösteren kanıt değeri güçlü
hiçbir veri yok.
Doğum yapmak ve emzirmek kadını meme kanserinden korumaz
İstatistiksel veri olarak 35 yaş altında doğum yapan ve
bebeğini uzun emziren kadınlarda meme kanseri riskinin daha az olduğu
görülüyor. Ancak unutulmamalıdır ki kadın olmak tek başına meme kanseri için
yeterli bir risk unsuru. Bu nedenle doğum yapmış ve emzirmiş kadınlar da meme
kanseri riski altında olduğunu bilmeli ve kontrollerini ihmal etmemeli.
Ailede meme kanseri yoksa da meme kanserine yakalanılabilir
Ailesinde meme kanseri hikayesi bulunmayan kadınlar,
kendilerinin meme kanseri açısından risk altında olmadıklarını düşünürler. Oysa
kalıtsal meme kanseri tüm meme kanserlerinin yüzde 5-8 gibi küçük bir bölümünü
oluşturur. Yani meme kanseri tanısı alan hastaların çok büyük bir bölümünde ne
aile öyküsü vardır ne de genetik bir bozukluk. Bu nedenle aile öyküsü olmayan
kadınların kendilerini korunaklı hissetmemeleri ve önerilen tarama programları
çerçevesinde meme muayenelerini yaptırmaları ve mamografilerini çektirmeleri
gerekir.
Erkeklerde de meme kanseri olur
Meme kanseri sadece kadınları ilgilendiren bir hastalık
değil. Çok daha nadir olsa da erkeklerde de meme kanseri görülebiliyor. Yapılan
çalışmalar erkek hastalarda kalıtsal meme kanseri oranının daha yüksek olduğunu
gösteriyor. Ayrıca bu hastaların tümörlerine biyolojik olarak baktığımızda
olumsuz özellikler gösterme olasılığının kadın hastalardan daha yüksek olduğunu
görüyoruz. Bu durum erkeklerde hastalığın daha hızlı büyümesine neden olabiliyor.
Bu nedenle erkeklerde de erken tanı koyabilmek çok önemli.











