Bunlardan birine göre, Maraş şehrini Hitit komutanlarından
Maraj adlı birisinin kurmasından dolayı şehre Maraj adı verildiği
belirtilmektedir. Yine Sümerlerde de Naras ve Maraş gibi isimlere
rastlanmaktadır. M.Ö. 2000–1200 yılları arasında Anadolu’da hâkimiyet süren
Büyük Hitit İmparatorluğu zamanında Maraş bu devletin önemli şehirlerinden
biriydi. Bundan sonra başlayan Geç Hititler zamanında da Maraş, Gurgum adlı bir
şehir devletinin merkezi olmuştu. Hititler’den kalan yazıtlarda şehrin adı
Maraj ve Markasi şeklinde yazılmıştır.
Maraş adının Hititlerden geldiğini doğrulayan Asur
kaynakları, M.Ö. IX. ve VIII. yüzyıllara kadar gitmektedir. M.Ö. IX. yüzyıl
ortalarında Asur krallarından Tiglatplazer zamanından itibaren başlayan ve II.
Sargon zamanına yani M.Ö. VIII. yüzyıl sonlarına kadar bu krallığın her yıl
Anadolu’da yaptığı askeri seferlerden bahseden yıllıklarda Maraş’tan
bahsedilmektedir. Bu yıllıklarda Gurgum krallığı ve buranın merkezi olan Markas
veya Markasi adı geçmektedir. M.Ö. 858 yılına ait III. Salmanasar’ın yıllığında
kralın Gurgum ve Kumuh’u (Adıyaman tarafları) fazla zorlamadan haraca bağladığı
anlatılmaktadır. II. Sargon’un M.Ö 711 yılına ait yıllığında ise Gurgum’da
karışıklıklar çıktığı, Asurlulara bağlı Prens Tarkhulara’nın kendi oğlu Mutallu
tarafından öldürüldüğü, bunun üzerine Asurluların bölgeyi istilâ ederek Markasi
halkını sürgüne gönderdiği ve şehre yeni bir vali atandığı belirtilmektedir. Bu
bilgilerden Maraş’ın Geç Hitit devletlerinden biri olan Gurgum’un merkezi
olduğu anlaşılmaktadır. Gurgum kelimesinin ise Anadolu’nun ilk bilinen halkı
olan ve Hititlerin akrabası olan Luvilerin dilinden geldiği ileri
sürülmektedir.
Hitit Kralı I.Şuppililumma’nın zamanına (M.Ö.1370–1335) ait
bir metinde geçen Uru-kar-kum-ma sözcüğünün zamanla veya Asur kaynaklarında
Gurgum’a dönüştüğü kabul edilmektedir. Luvilerin ise tarihleri M.Ö. 2300’lere
kadar çıkmakta olup Toros dağları ve kuzeyi ile Maraş bölgesine hâkim olmuşlardır.
Maraş, Asurlular ve Hititler zamanında önemli stratejik yollar üzerinde
bulunmaktaydı. Aynı zamanda verimli ovaları ile zengin de bir bölgeydi.
İran’da Maraş adı ile bilinen bir de şehir vardır. “Maraş
Tarihi ve Coğrafyası” adlı bir eser yazan Besim Atalay, Yemen’de M.Ö. II. ve I.
yüzyılda hüküm süren Himyeriler Devleti’nin hükümdarlarından birinin adının da
Mer’aş olduğunu yazmaktadır. Günümüzde de Yemen’de Mer’aş’ın erkek ismi olarak
kullanıldığı ve bunun manasının ise Aslanpençesi anlamına geldiği
belirtilmektedir. (Ankara Üniversitesi DTCF Coğrafya bölümüne gelen Yemenli bir
coğrafyacının adının “Meraş” olması ve bunun anlamının sorulması üzerine
verdiği sözlü bilgi)
M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu Maraş’ı ele geçirince
adını Germanicia’ya çevrilmiştir. Ermeni, Süryani ve Roma kaynaklarında da bu
doğrulanmaktadır. Hatta Süryani tarihçisi Abu’l-Faraç, Maraş’a Romalıların
Germenika dediklerini belirtir. Urfalı Mateos adlı Ermeni tarihçi de şehri
Germenika olarak anar.
Maraş’ın adının Germenika’ya çevrilmesi konusunda da
muhtelif rivayetler vardır. Buna göre; şehrin adı Romalılar zamanında
“Kaisereia Germanikeia” biçiminde değiştirilir. Roma İmparatoru Kaligula
zamanında, yani M.S. 37–41 yılları arasında bu isim değişikliği olmuştur. Tam
adı Gaius Caesar Augustus Germenicus olan bu şahsın Germanicus’tan Germanikeia
ve imparator kenti anlamındaki Kaisereia sözcükleri birleştirilerek Maraş’a,
“Kaisereia Germanikeia” denmiştir. Bazı kaynaklar ise Maraş’a bu adı M.S. 17
yılında ve Kaligula’nın ricasıyla İmparator Tiberius zamanında verildiği ileri
sürülmektedir.
Romalılar tarafından Maraş, Malatya, Adıyaman ve Antep
arasında bulunan Kommegane bölgesinin krallığı IV. Antiokhos’a verilmişti. Bazı
kaynaklara göre de Maraş’a asıl bu adı veren kişi IV. Antiokhos olup, Roma
İmparatoru Kaligula’nın gözüne girmek amacıyla şehrin adını değiştirmiştir.
Bazı tarihçiler ise IV. Antiokhos’un dedesi olup Nemrut tümülüsünde gömülü
bulunan I. Antiokhos’un (M.Ö. 54–M.Ö. 37) Maraş’a kendi adını verdiğini ileri
sürülmektedir. Buna göre Maraş, Antiokheia yani Antakya olarak anılmış ve diğer
Antakya’dan ayırmak içinde Toroslardaki Antakya (Antiokheia Pros Tauro)
denmiştir.
Charles Texier, Küçük Asya adlı eserinde coğrafyacılara göre
şimdiki Maraş’ın eski Antiochia Taurum şehrinin bulunduğu yerde olduğunu
belirterek, Bizanslı Etienne’nin aynı adla söz ettiği altı şehirden, Ceyhan
üzerinde Kilikya Antiochesi unvanıyla kaydettiği yerdir demektedir. Müellif
ziyaret ettiği Maraş’ta eski eserlerden pek bir şey kalmadığını yazmaktadır.
Bunun sebebini ise Maraş’ın öteden beri pek çok hareketli halkın merkezi
olduğundan, eski eserlerin hep yıkıldığına bağlamıştır. Gerçekten de Maraş
bulunduğu coğrafi mevkii sebebiyle pek çok halkın uğrak ve istila alanı
olmuştur.
Bizans kaynaklarında Maraş’ın adı Marasin veya Marassion
olarak görülmektedir. Yine bir iddiaya göre Haçlılar zamanında işgal edilen
Maraş bir Haçlı komutanın adından dolayı Marassion ismini aldı dense de bunun
gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Köklü bir kültürü olan ve tarihi M.Ö. 5 binli
yıllara kadar giden, adı ise bundan 3 bin yıl öncesine dayanan Maraş’ın zamanla
Hititler devrindeki adını tekrar aldığı görülmektedir.
Maraş 637’de Müslümanlar tarafından fethedilince tekrar
Hititler zamanındaki adıyla anılmaya başlanır. Ancak Maraj kelimesi Arap
alfabesinde “j” harfi olmadığından Mer’aş şekline dönüşür. Bunların yanında
Maraş adının Arapça “titredititreme” anlamına gelen “R.A.Ş” fiilinden türeyerek
“Mer’aş” olduğunu da iddia edenler de var. Maraş ovasında çok fazla pirinç ekimi
yapıldığından dolayı da şehrin sıtmalık alan haline geldiği bu sebeple de bu
hastalığa yakalananların titremesi nedeniyle titreme alanı anlamına gelen Maraş
adı verildiği söylenmektedir. Ancak bu görüşlerin hiçbir ilmî bir kıymeti
olmayıp sadece rivayetten, benzetmekten başka bir şey değildir. Elbistanlı
dilbilimci Hasan Reşit Tankut da kaynak belirtmeden “kutlu güneş” anlamına
geldiği için Maraş’a bu adının verildiğini belirtmektedir.
Osmanlılar döneminde şehrin adı bölgede Dulkadiroğulları
Beyliği’nin kurulmasından dolayı Maraş’ın yanı sıra Zülkadir, Zülkadiriye gibi
isimlerle de anılmıştır. XVII. yüzyılda Maraş’ı ziyaret eden Evliya Çelebi
Maraş’ın adının nereden geldiği konusunda bir efsaneden bahsetmektedir. Buna
göre bir Ejderha şehrin tüm ahalisini yediği için Mâr-ı iş’ten galat
olarak Maraş olmuştur.
Maraş’ın kazalarından Elbistan, Afşin, Andırın, Pazarcık,
Göksun gibi yerlerin isimleri eski olup bunların tarihi anlamlarının ne olduğu
konusunda da bilgi vermeyi faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Elbistan
Tarihte pek çok ad alan Elbistan’ın Ablasta, Abulustain,
Plasta, Plastentia, Ablastha, Ablastayn ve Ablistan gibi adlar aldığı
görülmektedir. Bu kelimenin Hititlerin atası olduğu kabul edilen Luvilerin
dilinden geldiği, su geçidi, gür su, bol su gibi anlamlara geldiği tahmin
edilmektedir. Arap kaynaklarında ise Elbistan, Bilistin, Eblıstan, Elbostan vs
şeklinde geçmekte olup bu ad bağ, bahçe ve bostanlık anlamına gelmektedir.
Elbistan’ın ilk kurulduğu yer şimdi Karaelbistan denilen yerdir. Burada bir
deprem veya başka bir felaket neticesinde yıkılıp harap olması nedeniyle şehir
şimdiki yerinde yeniden kurulmuştur.
Göksun
Tarihi Roma İmparatorluğu’na çıkan ve Bizans Dönemine ait
kaynaklarda sıkça görülen Göksun’un eski isminin Latin kaynaklarında Cocussos
(Kokkussos-Kukusos), Coxon, Coxa, Cos(a)or ve Kosor gibi isimlerle anıldığı
anlaşılmaktadır. Bu ismin sonunda olan ussos, sssos ya da assa kelimesinin köy,
kasaba ve kent anlamlarına gelmektedir. Ancak gerçek anlamda Cocussos veya
Coxon kelimesinin ne manaya geldiği bilinmemektedir.
Andırın
Kahramanmaraş’ın batısında bulunan ve pek çok tarihi mekâna
sahip olan Andırın adının aslı Andurana olup, And(a)-ura-(wa) na “Yüce Ana
Tanrıça Yurdu” anlamına gelmektedir. Günümüzde Andırın isminin Osmanlılardaki
Saray mektebi olan Enderûn’dan geldiği iddia edilse de bu doğru değildir. Güya
Andırın mıntıkasından Saray mektebi Enderûn’a talebe alınması ile ilgili bir
rivayetten bu ismin oluştuğu gerçeği yansıtmamaktadır.
Afşin
Afşin’in adına gelince, eski ismi Arabissos olup daha sonra
da Türkler tarafından Yarpuz denmiştir. Buranın eski isimlerinden biri de
Efsus’tur. Bu ismin aslı Araw(a)-İssos kelimelerinden birleşmiştir. Arawa kent
demektir. İssos’un ise “Yerleşim” buradan: Kent anlamımda olduğu bilinmektedir.
Arawa ise “ Sunak” anlamına gelmektedir. Yarpuz kelimesi ise Türkçede bir bitki
adıdır. Afşin adına gelince 1060’larda bölgede fetihler yapan Sultan
Aparslan’ın komutanlarında Afşin Bey’in hatırasına 1944’te dönemin Maraş
Milletvekili Hasan Reşit Tankut ve tarihçi Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç
tarafından verilmiştir.
Pazarcık
Eski yeri Bağdanasır köyünde bulunan Pazarcık Kazası’nın
adına gelince, Kayseri- Elbistan-Akçaderbent-Hades (Göynük- Bozlar) Halep
tarihi ticaret yolu üzerinde bulunmasından dolayı burada küçük bir pazar
kurulmaktaydı. Büyük Pazar ise Kayseri’nin doğusunda Pınarbaşı’nın batısında
Yabanlu ovasında (Pazarören) kurulurdu. Pazarcık adı ilk defa Memlûk
tarihçilerinden (ö. 1441) el-Mısırlı el-Makrizî’nin Kitabü’s-Sülük adlı
eserinde geçmektedir.
Türkoğlu
Bu ilçenin eski adı İloğlu olup halk ağzında Eloğlu olarak
telaffuz edilmekteydi. İloğlu, ilçeyi kuran Tecürlü aşiretinin bir obasının adı
olup 1866’da devlet tarafından buraya iskân edilmiştir. İloğlu aşiretinin bir
kısmı Çukurova’ya yerleşmiştir. 11 Şubat 1960’da Maraş Kurtuluş Bayramına
katılmak üzere Eloğlu istasyonuna gelen dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in, istasyon
tabelasındaki isim dikkatini çekmiştir. Bu ismin Türkoğlu’na çevrilmesini ve
buranın da kaza olmasını istemiştir. 20 Nisan 1960’da TBMM’nin aldığı kararla
Eloğlu adı Türkoğlu ve nahiye de kaza hâline getirilmiştir.
Çağlayancerit
İlçenin ismi bölgede yaşayan Oğuzların bir boyuna mensup
olan Cerit aşiretinden gelmektedir. Osmanlı kaynaklarında Maraş bölgesinde
yaşayan Cerit Türkmenleri Çağlayancerit ve Kuşçu Ceridi diye ikiye
ayrılmaktaydı. Kuşçu Ceridi Pazarcık taraflarında yaşarken, Çağlayan Cerit Türkmenleri
ise şimdiki ilçenin bulunduğu bölgede yaşamaktaydı. Çevrede yaşayan Cerit
Türkmenlerinin toplanması ile bu yerleşim birimi kurulmuştur. Günümüzde bölgede
Cağlayancerit’ten başka Küçükcerit ve Yumaklıcerit gibi köyler de
bulunmaktadır. Osmanlı Döneminde Göynük nahiyesine bağlı olan Çağlayancerit bir
köy statüsündeydi. 1800’lerdeki arşiv kayıtlarına göre burada Kezban Hatun
Camii vardı. 1805’te bu camiye imam tayini yapılmıştır. Caminin tarihi daha
eski dönemlere gitmekte olup günümüzde hala ayaktadır. Cağlayancerit 1986’da
köy halindeyken dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından kaza hâline
getirilmiştir. Türkiye’de kasaba olmadan doğrudan kaza olan nadir yerlerden
biridir.
Nurhak
Nurkak ismi kazanın arkasında bulunan ve eski ismi Nur-ı hak
olan dağdan gelmektedir. Rivayetlere göre bu dağda geceleyin bulunan bir
madenin parlamasından dolayı bu ismi almıştır. Kayseri üzerinden Elbistan’a
gelen tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Nurhak’tan Selçuklu ve Osmanlı
dönemlerinde Malatya, Hısn-ı Mansur, Samsat, Ayıntap ve Halep taraflarına
ticaret yolları geçmekteydi. Nurhak çevresinde Ortaçağ’dan kalma kervancıların
kaldığı hanlar bulunmaktadır. Yine bu kervanları korumak için kaleler
yapılmıştır.
Ekinözü
XVI. yüzyıl Maraş Tahrir Defterinde Elbistan kazasının Nergele
nahiyesine bağlı bir köy olan Celâ adı XVII. yüzyılda Osmanlı Arşiv
belgelerinde de geçmektedir. 1958’de Celâ adı ile nahiye olmuş ve 1983’te
Ekinözü olarak değiştirilmiştir. 1991’da ilçe haline getirilmiştir. Kanaatimize
göre yeraltından kaynayarak çıkan içme suyundan dolayı bu isim verilmiştir.
Bölgenin Roma ve Bizans’tan beri yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Ekinözü
ismi ise sulak yer anlamındadır. Buranın sulak ve verimli olması sebebiyle bu
isim verilmiştir.











