Mistisizm;
sözlük anlamı gizemciliktir. Gizemciler, halvet
gibi uygulamalarla, iç dünyalarında Tanrı bilgisine ulaştıklarını,
hayatın gerçeğini kavradıklarını ve Budist terminolojiye göre Nirvana'ya
ulaştıklarını iddia ederler. Yaklaşık yüz
yıl kadar önce,
Fransızlar bu kavramdan “mistifikasyon” terimini
türettiler. Mistifikasyon,
insanları “gizemlerle aldatmak” anlamına gelir.
Mistik, önce etrafında
mistik bir “hale” oluşturur. Böylece insanları, onlardan
farklı, daha yüce biri olduğuna
inandırır. Daha önce
bilim adamı olan Celaleddin-i Rumi, Şems ile ikinci kez görüşmesinden
sonra mistik bir tutum takınmaya başlar.
Bunun ilk işaretlerinden biri
kendisine “Mevlana” ve “Hüdavendigar” dedirtmesidir. Müzik ve şaman dansı da hiç
şüphesiz bu amaçla kullanılan araçlardır.
Sultan Veled buyurdu
ki: “Bir gün
babam: 'Tanrı velisi bu Dünya'dan göçtüğü zaman onun koruması,
sağlığındaki korumalardan yüz bin kere daha fazladır. Çünkü artık O Tanrı da
korur. Bunun artık sonu yoktur. Bu Veli'nin mürid ve âşıklar üstündeki
tasarrufu kıyamete kadar sürer' dedi.”(1)
Sultan Veled buyurdu
ki; Dostlardan biri babama: 'Danişmendler, Mevlana Mesneviye
niçin Kur'an diyor?' diye benimle münakaşa ettiler. Ben kulunuz onlara
cevaben: 'Mesnevi Kur'anın tefsiridir' dedim.” diye şikâyette
bulundu. Babam bunu duyunca bir müddet sustu. Sonra: “Ey köpek! Niçin? Kur'an
olmasın? Ey eşek! Niçin? Kur'an olmasın?
Ey kahpenin kardeşi!
Niçin Kur'an olmasın? Peygamber
ve velilerin sözleri içinde ilahî sırların nuru dışında bir şey yoktur.
Tanrı'nın kelâmı onların yüreklerinde kaynamış, dillerinden ırmak gibi
akmıştır.”(2)
Bir gün Mevlana'nın
damadı Hoca Şahabeddin'in evinde
toplanmıştık. Birdenbire Mevlana
kalktı ve: “Merhaba ey Tanrı'nın kandili” deyip tekrar oturdu. Biz hiç kimseyi
görmedik. Hüsameddin Çelebi ve
Sultan Veled bunun sebebini sordular. Mevlana: “Daima
ruhanilerin ve kerimlerin ruhları 'Tanrı erleri'nin ziyaretine gelir. Onlardan
biri Tanrı'nın kandiliydi. Gökteki bütün kandiller ondan nur alır.” diye
buyurdu.(3)
Bu
mistifikasyonda insanların ona
şüphe etmeden bağlanması gerekir.
İnsanlar akıldan yoksun, gönüllü
köle olacaklardır;
“Zahiri his yolu eşeklerin yoludur, yani onlarda da his
vardır. Ey hevâ ve his merkebine binmiş ve eşekler arasına katılmış süvari,
utan.”
“İnsanın şu zahiri beş duyusundan başka beş duyusu daha
vardır ki onlar kırmızı altın, ilk beş duyu ise onlara nispetle bakır
gibidir.”(4)
“İtizal
mezhebinde bulunanlar, his
zebunu olmuşlardır. Sapıklıklarından kendilerini
Sünni gösterirler.
Histe kalan kimse Mutezili'dir. Ben sünniyim demesi ise
cahilliğindendir.”(5)
“Bir şeyh kavminin
arasında, ümmetinin arasındaki
peygamber gibidir. Şeyhi olmayanın dini olmaz.”(6)
“Allah ile bulunmak ve oturmak isteyene söyle Evliya'nın
huzurunda otursun.
Ey salik eğer
Evliyaullah huzurundan ayrılırsan
helak olursun. Çünkü sen bir cüzsün, kül değilsin.”(7)
Bu ifadelerden sonra adeta felç olan halka nasıl mesaj
verilecektir dersiniz? İşte verilen mesajlar; Bu mesajların Moğol işgali
altındaki Anadolu'dan verildiğini unutmayın!
Moğollar
önceleri insanlardan uzak,
fakir, çırılçıplak ve acınacak halde çölde yaşarlarken onlardan bazıları,
ticaret yapmak için
Harezm vilayetine gelerek elbiselik
keten alıyorlardı. Harezm-Şah bunu
yasaklıyor ve tüccarlarını öldürtüyordu. Ayrıca onlardan
haraç alıyor ve tüccarların bütün ticaretini engelliyordu.
Bunun üzerine Tatarlar, padişahlarının yanına giderek dert yandılar ve
“Mahvolduk” dediler. Padişahları on gün mühlet istedi. Bir mağaranın kovuğuna
girdi ve vecd içinde ibadet etti, Allah'a yalvardı. Ulu Tanrı'dan: “Senin dileğini,
yalvarışını kabul ettim, dışarı çık. Her nereye gidersen muzaffer ol.” diye bir
ses işitti. Tanrı'nın buyruğuyla çıktıklarından, karşılarına çıkanları yendiler
ve bütün yeryüzüne yayıldılar.(8)
Moğollar ne kadar da masummuş da haberimiz yokmuş. Bu parçaya
göre Cengiz Han bütün zulüm ve cinayetlerini de Tanrı istediği için işlemiş.
Tarih, ancak bu kadar
saptırılarak sıradan insanlar kandırılabilir.
Mevlana buyurdu ki;
Hülagu Han 1257'de Bağdat'a geldi
ve büyük savaşlarda
bulundu. Ancak Bağdat'ı alamadı. Bunun üzerine Hülagu Han: “Üç gün
boyunca kimse bir şey yemesin, atlara da yem verilmesin (Vislat orucu), herkes
Hanı'nın zaferi için Tanrı'ya yalvarsın” dedi. Üç günlük oruç bittikten sonra
Hülagu Han veziri Hoca Nasredin-i Tusîyi yanına çağırıp; “Halifeye bir mektup
yaz teslim olsun,
isyanı ve inadı bıraksın” dedi.
Bunun üzerine Tusî
şöyle bir mektup yazdı:
Tanrı'ya hamd ettikten sonra, biz
Bağdat'a konduk. Biz seni bize itaate davet ederiz. Eğer gelirsen
“O'na rahat ve
güzel nimeti bol cennet
vardır.” ayetinde buyurulan
kimse gibi olursun. Eğer gelmeyi
reddedersen kuvvetlerimi sana karşı harekete geçiririm. Tırnağıyla ölümünü
arayan ve burnunun ucunu avucuyla sakatlayan kimse gibi olma! Selamlar…”
Hülagu Han mektubu
Ketboğa Bahadır'a vererek bir
toplulukla birlikte gönderdi. Ancak halife teklifi kabul etmedi. Hülagu Han ve
ordusu aynı gün Bağdat'ı alıp halifeyi de esir aldı. Bağdat alındıktan sonra
halifenin elleri ve
boynunu bağlayıp Hulagü Han'ın yanına getirdiler. Hülagu, onu içeri
kapatıp üç gün yemek vermedi. Sonra altın, gümüş ve inciden bir tabak getirerek
zorla halifeye yedirdi. Halifeyi
bir çuvala koyup askerlerin atlarının önüne attı.
Halifenin vücudu atların ayakları altında parça parça oldu.(9)
Mevlana, Baycu Noyan
hakkında defalarca “Baycu Noyan
Veli'ydi, fakat o bunu bilmezdi.” derdi.(10).
Moğollar, bütün vahşiliklerine rağmen masum, Allah dostu;
yaptıkları vahşetleri ise masum ve Tanrı'nın izni olarak gösteriliyor.
Peki bu çabanın amacı nedir? derseniz, işte size cevabı;
“Vatan
sevgisinden dem vurma,
Çünkü asli vatan oradadır, burada
değil.”(11)
Mevlana
Celaleddin-i Rumi'nin onbinlerce beyitlik şiir
külliyatında, mektuplarında,
sohbetlerinde ve konuşmalarında Anadolu'nun işgalini kınayan bir tek cümle
bulunamaz. Ancak halkı işgale hazırlayan, işgali meşru gösteren ve halkın isyan
etmesini önleyen yüzlerce ifadeler görürsünüz.
Bugüne kadar hiçbir
aydın, hiçbir bilim adamı
maalesef işin bu
yönüne dikkat çekmemiştir.
Çalışmalarımdan
çıkardığım sonuç,
Mevlana'nın özel olarak
görevlendirildiği, bir
psikolojik harp unsuru
olarak kullanıldığı doğrultusundadır.
O, halkı işgale hazırlamak ve oluşacak
direnci kırmaktan başka
hiçbir şey yapmamıştır. Aydınların, düşünce
insanlarının biraz da bu
açıdan bakması gerekir.
Bu bizim toplumumuza karşı asli
görevimizdir.















