Yetinmemek insan doğasına
ters düşen bir kavram mı sorusu takılır kimi zaman
aklıma. İnsanoğlu var olduğu günden bu yana hep arayış içinde olmuştur. Bu
arayış, buluş ve sonuçları onu olduğu
yerden bugünlere taşımıştır.
Sürekli yenilenme, değişim, gelişim ve üretim onun hayat felsefesinin temelini
oluşturmuştur. Bu temel üzerinde kat ettiği aşamayla
yetinmeyerek, daha ileriye,
bilinmeyene doğru doğasını
zorlaya gelmiştir. Önüne çıkan
gizleri çözmeye çalışmıştır. Her
gizin çözümü, yeni gizlere kapı aralamıştır. Bilinmeyene karşı merakın içinden
gelen ilgi, hep diri kalmış, genişlemiş, çözüm ve doyum aramıştır. Bu çabanın,
bu ilginin sonu var mı? Şimdilik yok.
Çünkü bilinenler hep bilinmeyenleri çoğaltıyor. O nedenle de
bir türlü yolun sonu görünmüyor.
Yaşadığı
dünyanın bilinmeyenlerini çözme dürtüsü, onun
fıtratında vardır. Her
çözdüğü bilinmeyen onu yeni bilinmeyenlere yöneltiyor. Bu ilgi ve merak
alanı sonsuz bir süreç başlatıyor, onun önünde. Her ne kadar inanç ve etik
değerler yetinmenin bir erdem olduğunu söylese de bu öğreti ego önünde yetersiz
kalıyor. İnsanoğlunun her alanda elindekiyle
yetinmeyip ihtirasının
güdümüne girmesi, onu
birçok risklere sürükleyip mutsuz
etse de bu tutkuyu frenlemede aciz kalıyor.
Diğer yanda hayvanlar âlemine baktığımızda insandaki
donanım, onlarda olmadığı için orada içgüdülerle sınırlı kalıyor gelişim.
Dünden bu yana insanın dışında kalan varlıkların yaşamında (hayat tarzında)
bir yenilenme, değişim
ve gelişim gözlenmiyor. Bir aslan, avlanıp karnını doyurduktan sonra yanından
geçen ava bakmıyor bile; tokluğu geçinceye değin.
Oysa insan öyle
mi? O anda
gereksinimi olmasa bile her fırsatta egosunun, güdümünde olan insan
ihtirası, ona doyumsuz
bir alan oluşturuyor ve
kazanımları, yetinme yerine tutku ve ihtiraslarını kamçılıyor. Daha iyisi, daha
çoğu, daha güzeli onun
doyumsuzluğunu azdırıp
tetikliyor. İnsanoğlu bu doyumsuzluğu nedeniyle bir hayvandan
daha çok zararlıdır,
dersek kendimizi aşağılamış olur muyuz? Bilemem…
İnsan akıllı bir
varlıktır. Akılsa bencildir.
Aklın önüne sevgiyi
ve erdemsel değerleri koyamadığımızda akıl insana zarar
da verebilir. Bu nedenle ki
insanın kendi kendine
yaptığı kötülüğü ona, hiçbir
nesne yapamaz… İnsanoğlunun, birbirine,
yaşadığı doğanın eko sistemine, ekolojisine
verdiği zarar doyumsuzluğun ürünü
değilse ya nedir?
Aslında yaşam ortamlarını günübirlik çıkarlar uğruna
duyarsızca, arsızca bozan insanoğlu bu zararın kendisine döneceğini bilse de
egosunun güdümünden ne yazık
ki kurtulamıyor. Tarih boyunca insanlık çıkarları için kendi
geliştirdiği tüm değerlerle çelişmiştir.
Ben, diğer benlere geçit vermemek için ne gerekiyorsa
yapmıştır. Bu nedenle tarihin derinliklerinde ne yıkıntılar, ne vahşetler
yaşanmıştır. İnsanlığın ilk cinayetinin bile bu ego yüzünden işlendiğini
hepimiz biliriz. (Âdem Baba'nın oğulları
Habil ve Kabil meselesi)
Koloniler ya da
sürüler halinde yaşayan hayvanlar arasında bile sıkı bir
dayanışım, bir paylaşım vardır. İnsanoğlu adaletli bir paylaşıma hiçbir zaman
yanaşmamış. Onun egosuna
ne inançlar, ne etik değerler, ne de yasalar engel olabilmiştir. Bugün
bile uygâr dünya
diye nitelediğimiz şu insanlığa
bakınız. Aileden- ülkeye, oradan evrenselliğe
kadar uzanan bir çizgide egolar nedeniyle ne sıkıntılar
yaşıyoruz.
Bireysel ve evrensel
bazda yetinmezlik olumsuzluğu,
uygârlığı ve sosyal barışı tehdit etmeye
devam ediyor. İnsanoğlunun
yaradılış doğasının değişimi olası olmadığına göre, insan insanın kurdu
olmaya devam edecek, sanırım. Kimse elindekiyle yetinmeyecek, sürekli azgın bir
bencillik, tatminsizlik, başkasının hakkına göz koyma açlığı
sürecektir. İnsanoğlu, elindekine daha fazlasını katma isteğinin
azdırdığı iç dürtüye engel olmada aciz kaldıkça, yetinmenin sağladığı mutluluk ve
huzurdan da yoksun
kalacaktır, elbette… Ataların dediği türden: “Görünen köy kılavuz
istemez. Büyük balık küçüğünü yutar. Adaletin olmadığı yerde hak güçlünündür.”
İstesem de istemesem
de, karamsarlığı sevmesem de
gerçeğin çirkin yüzü bu… Baştan beri
sözünü ettiğimiz nedenler,
insanoğlunun özlediği bir yaşamı, hakça bir bölüşümü öne alan adil, barışçıl
bir dünyanın önünde
en çetin engeldir, demeye
çalışıyorum…















