“Mevlana, Şems ile halvetten sonra kendi yolunu değiştirdi.
Namaz kılma, vaaz meclisi yerine,
semâ'a girdi. Çarha,
raksa başladı. Medresenin, bahis
sahiplerinin dedikodusu yerine,
ney in can yakıcı nağmesine, Rebabın ruh okşayıcı sesine
kulak verdi”(1). Mevlana Celâleddin ile Şems'in görüşmesine
iki denizin birleşmesi denir. Konya'da
ki ilk görüşmeleri dokuz farklı efsanevi menkıbe ile
anlatılır. Bu görüşme sırasında, Selçuklular tarihlerinin en zor günlerini
yaşamaktadırlar. Önce Babai isyanları olmuş, ordu on iki kez Babailerle
karşılaşmış, her seferinde
Babailere yenilmiş, sonuçta Avrupa'dan paralı
askerler getirtip, Babaileri durdurmuş, yaklaşık
kırk bin Türkmen katledilmiştir(2). Zayıflayan
Selçuklu ordusunu fırsat bilen Moğol
ordusu, önce Erzurum'a saldırmış, Erzurum'u yağmalamış,
yakmış, sonra Kösedağı savaşıyla Selçuklu ordusuna büyük bir yenilgi yaşatmış,
padişah taşıyabildiği kıymetli eşyalarını
yanına alarak gizlenmek
üzere kaçmıştır. Anlaşılacağı
üzere devlet başsızdır. Ordusu dağılmıştır.
Kayseri ve Sivas'ın yağmalanmasıyla da
halk endişe ve
panik halindedir. İşte bu psikolojik ortamda iki deniz(!) birleşir. Şems
ve Mevlâna görüştükten
sonra halvete girerler. Normalde Halvet kırk gün sürer. Bu ikilinin
halveti bazı rivayetlere göre altmış, bazı rivayetlere göre doksan gün sürer.
Halvetten sonra Mevlana büyük bir değişim yaşar. Daha önce müziğe ilgi
göstermeyen Mevlâna dört telli rebabı altı telli haline getirtip ney ve def
eşliğinde çalmaya ve şamanlar gibi dans etmeye başlar. Kendisine “Mevlâna”
ve “Hüdâvendigar” dedirtmeye
başlar. Kendisi de Şems'i bu isimlerle çağırmaya başlar.
Daha önce medresede
ders veren bir bilgin
iken öğrencilerine açıklama gereği duymadan dersleri bırakır. Selçuklularda
sokaktan geçen bir
insanın kıyafetine
baktığınızda o'nun ne
iş yaptığını anlardınız. Âlimlere özgü kıyafetini çıkardı,
sufilere özgü kıyafet giymeye başladı.
Daha önce ücret karşılığı müftülük
yapıp fetva veriyordu.
Müftülüğü bıraktı.
Selçuklularda halk çarık giyerdi. Yöneticiler, varlıklılar
meşin çizme giyerdi. Devlet
yöneticileri sarı renkli
çizme giyerdi. Mevlâna daha
önce çarık giyerdi. Halvetten sonra sarı renkli meşin
çizme giymeye başladı. Bu tarihten
sonra şiir yazmaya
ve terennüm etmeye başladı.
Her dinden, her kesimden
insanlara kapısını açtı.
Okuyucu kitaplarda anlatılan gerçek
üstü rivayet ve ifadeleri bırakıp bir anlık bu toplantı ve
halvetin siyasi bir projenin alt yapısını hazırlamak için, hazırlık toplantısı
olarak baksın, o zaman
Mevlâna Celâleddin'de ki metamorfozun değeri anlaşılır.
Mevlana Celaleddin çok zekiydi. Hafızası çok güçlüydü.
Empati yeteneği vardı. Tartışmalarda karşısındaki insanı
mutlaka ikna ederdi. Çok iyi demagoji yapardı. Çok etkileyici ve açık
konuşurdu. Kelimenin tam anlamıyla, tam
bir liderdi. Her
ortamda arkadaş ve müridlerini korurdu; “Pervane bir sema
tertip etmişti. Bütün müridleri içeri girinceye
kadar Mevlana içeri girmedi ve kapıda bekledi. En son içeri girdi. Pervane her
kes dağıldıktan sonra en son içeri girmesinin hikmetini sordu. “Eğer biz
önce saraya girseydik,
bizden sonra gelen arkadaşlarımızın içeri girmesine
nöbetçiler engel olabilirdi. Bunu önlemek için kapıda bekledim”. Dedi(3)”
Celaleddin daha çok
alt tabaka, fakir
ve zaruret içindeki insanlarla
düşüp kalkıyordu. Müridlerinin
çoğu alt tabakadan, hor ve hakir görülen kimselerden oluşuyordu. Çekemeyenleri
“Celaleddin nerede bir terzi, bakkal, manifaturacı varsa onlarla
düşüp kalkıyor” derlerdi.
O bu sözlere hiç aldırmazdı.
Derdi ki “Eğer benim müridlerim iyi olsalardı,
ben onların müridi olurdum. Fena oldukları için ben
onları müridliğe kabul ettim. Ta
ki değişsinler, iyi
olsunlar.” Böylece, kısa sürede, yaklaşık yetmiş bin nüfuslu Konya'da
yirmi bin kadar müridi olmuştu. Her akşam
toplantılarına yaklaşık binbeşyüz
kişi katılıyordu. Bu da
Mevlana'ya halk desteği sağlıyordu, kısa
sürede toplumun en
güçlü, organize örgütü oldu.
Ekonomik Kaynakları
Bu denli büyük bir örgütlenmenin ekonomik faturası yüklü
olur. Organik bir faaliyet içinde olan bir cemaat veya örgütün ekonomik
sorunları çözülmeden ayakta kalması mümkün değildir. Mevlana bu
ekonomik giderlerini nasıl karşılıyordu?
Babası Konya'ya ilk
geldiğinde Alâeddin Keykubat
kendi gül bahçesinden
bir parça bağışlayarak dergâh,
ev ve medreselerini yaptırdı. Ekonomik sorunları
için adlarına bir vakıf kurdurdu. Mevlana Celaleddin bu vakfın yönetimini
Hüsamettin çelebiye verdi. Kendisine gelen
bütün para ve
akarın yönetimini Hüsamettin'e
bırakmıştı. Ayrıca Selçuklu sarayı bütün bilginlere olduğu gibi Mevlana'ya da,
rahat geçinmesi için, maaş bağlamıştı.
Rivayet edildi ki:
“Mevlana'nın Muhip ve Mutekitleri bazen gümüşler ve dinarlar
getirirler, keçenin altına koyarlardı. Mevlana onları kırmaz hiçbir şey
söylemezdi(4)”. Eflaki dede'nin
bu ifadesinden anlaşıldığı gibi,
Gelen müridleri bağış yaptığında
kabul ederdi. Medrese eğitiminden ücret alırdı. Ayrıca
fetva verir bunun karşılığını da alırdı. Anlaşıldığına göre ekonomik durumu
oldukça iyiydi. Bu dönüşümden sonra maaş, medreseden gelen gelir ve fetva
karşılığı gelen gelirinin kesilmesi
beklenir. Ancak bu tarihten sonra
Mevlana adeta bir para dağıtma kaynağı
gibi davranır. İşi
bozulan tüccarlar, borçlular,
ekinden yeterli hasat alamayan çiftçiler Mevlana'ya başvurur,
karşılıksız olarak istedikleri
paraları alırlardı. Bu suyun kaynağı nedir derseniz? Kalenderi şeyhi Şerefü'd
din el- Masvıli Anadolu Moğolları'nın hazinedarıydı. Belli aralıklarla
Mevlana'ya tahsisat getirirdi(5). Bu paraları dergâhın giderleri için
kullanırdı. Bu durumu Ahmet Eflaki şöyle ifade eder; “Mevlana bir gün
medresesinde dolaşıyordu. Sultan Veled, Celaleddin Feridun
ve bir gurup
arkadaşlarla yukarıdaydılar.
Birden bire yabancı
bir emir geldi. Bir torba altını
Mevlana'nın önüne koydu. Mevlana'ya
bunun helal kazançtan
olduğunu söyleyip bırakarak çıktı.
Bu ziyaretçi gözden kaybolunca, Mevlana
bunları döküp saçarak dışarı çıktı. Arkadaşlar aşağı
inip paraları topladılar(6).” İlerde değineceğimiz
için detaylarına girmeden şunu da söylemek gerekir; Moğollular
Anadolu'nun çeşitli illerini yağmaladıktan sonra, elde ettikleri ganimetten
Mevlana'ya da pay verdiler.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Bu değişim ve siyasi
yapılanmadan sonra Mevlana Celaleddin'in giderlerini Moğollular
finanse etti.
Bu değişim, ekonomik çözümler ve halk ile ilişkisi göz
önüne alındığında, Mevlana Celaleddin'in tam
anlamıyla siyasi bir örgütlenme içinde olduğu görülür.















