Burası şehir insanının yaylağı olarak bağlar ve çeşitli
meyvelerle bezenmiştir.
Kışın genelde evlerde ve kahvehanelerde vakit geçirilirken,
bahar gelince mesirelere gidilir, gezintiye çıkılırdı. Ayrıca yaz ayı bağı
olanlar için ayrı bir eğlence olur, burada farklı bir hayat yaşanır.
Kahramanmaraş’ın sırtını yasladığı Ahır Dağı, yerleşime ve
yazlık kullanıma müsait olduğundan, yüzyıllardır şehir insanının bağlık alanı
olmuştur. Dağ, kayalık değil toprakla kaplı olduğundan meyve üretimine,
hayvancılığa, yaylacılığa, bağcılığa, ormancılığa, karcılığa, arıcılığa,
avcılığa müsaittir. İnsanlar buraya çeşitli meyve ağaçları dikmişler ve bağ
yapmışlardır. Şehir insanı bu bağlardan elde ettikleri ürünlerle kışlık
zahiresini çıkarmıştır. Böylece Ahır Dağı, halkın ev ekonomisine ve ticari
mallara dayalı üretim tarzının alanlarından biri haline gelmiştir. Ahır
Dağı’nın dışında, çevre köylerde bağı olanlar bağa göçerlerdi. Özellikle
günümüzde ekonomik imkânların iyileşmesiyle birlikte, çevre köylerden şehre
taşınıp burada yaşamaya başlayan ahali arasında da kendi köylerine yazlık evler
yapanların olduğu bilinmektedir. Bunun yanında başka şehirlerden gelerek buraya
taşınan ve burada yaşamını sürdürenler arasında da bağ hayatı önemli yer
tutmaktadır.
Bağ Evi:
Eskiden, ekonomik geliri az olanlar bağlara Huğ denilen
etrafı taş ve çubukla, üzeri çalı çırpı ile kapatılmış barınak tipi kulübeler
yaparlardı. Bu barınakların üst kısmı zamanla tenekelerle örtülürdü. Zenginler
ise yine güçleri nispetinde şehirde ne yapıyorsa öyle yapardı. Nitekim
şehirdeki insanların bugün ekonomik geliri artmıştır. Herkes gücü nispetinde
huğların yerine betonarme, bir ve daha çok katlı evler yapmaya
başlamıştır. Ahır Dağı ve çevre köy ve ilçelerdeki bağlarda son zamanlarda
muhteşem yazlık evler inşa edilmiştir. Bu sayfiyeler, özellikle kadınlar ve
çocuklar için bir eğlence ortamı sağlamaktadır.
Bağ Hayatı:
Anadolu Türk halkı, ekonomik ve doğal imkânlar elverdiği
sürece yaz aylarında yazlık alanlara taşınır. Bu gelenek çerçevesinde Kahramanmaraş halkı
da imkânları ölçüsünde bağlarıyla meşgul olur.
Bağcılık para kazanma amacıyla yapılmazdı. Hem ev
ekonomisine katkı sağlamak hem de yayla havası almak amacıyla at, katır veya
eşek sırtında bağa göçülürdü. Havaların durumuna göre, mayıs ayından ekim
ayının sonuna kadar buralarda kalınırdı. Orta öğretim eylül ayının ilk
yarısında başladığından, talebesi olanlar, hafta arası şehre iner hafta sonu
tekrar bağlara giderlerdi. Çünkü sonbahar mevsimi şire (1.Üzüm ve öteki
meyvelerin suyu, 2.Üzüm suyu ve nişasta kaynatılarak yapılan kuru tatlıların
genel adı. 3.Her çeşit tatlı) çıkarma mevsimidir. Şehirde şire yapılmazdı.
Yapılırsa arılar ve sinekler çok rahatsızlık verirdi. O yüzden şire bağda
yapılırdı.
Kahramanmaraş’ta eskiden beri bir gelenek olan bağcılık ve
canlı bağ yaşamı, yaz aylarının vazgeçilmez bir unsurudur. Şehirde Yörük
Türkmen kültürü ağır bastığından, bağı olanlar yaz ayları gelince, şehrin
sırtını dayadığı Ahır Dağı, Bertiz ile şehrin güneyinde bulunan Hopurlu,
Zeytindere, Fatmalı, Önsen’deki gibi bağlara taşınırdı. Bu gelenek hâlâ devam
etmektedir. Hemen hemen Ahır Dağı’nın bütün bir çevresini işgal eden bu yazlık
alanlardan bazılarının isimleri şöyledir: Kozludere, Güzlek, Kerhan, Kazma,
Sulu Tarla, Tömek, Gandıl, Sarıkaya, Ağyar, Bertiz (Eskiden burada şehirli
bağları çoktu), Bulek, Bulanık. Bu yaylalardan ceviz, badem, üzüm, incir, elma,
hacı veli kaysısı, kiraz, nar, armut gibi meyveler elde edilir.
Bertizde şehirli bağları vardı. Bertiz bağcılığı biraz
farklıdır. Oraya gidenler daha çok şire yapmak için gider. Toplu ocak halinde
otururlar. Bertiz’de 29 Ekim’in ertesi günü mâsere kaynar, şire yapılır.
Şirenin yapıldığı mâsere büyüktür. Şire zamanı 24 saat şire yaparlar. Buraya
gidenler toplu giderler, toplu inerlerdi. Bağ evlerinin önlerinde etrafı meyve
ağaçlarının gölgesiyle kaplı bir seki bulunurdu. Bağın suyu olmazsa, su taşımak
gerekirdi. Su taşıma eskiden kalaz, tuluk denilen deri tulumlar yapılırdı. Daha
sonraları tenekelerin kullanılması başlamıştır. Bu tenekeler en yakın pınardan
doldurularak, hayvanın sırtındaki üstü ve önü açık iki yükleme sandığına ikişer
ikişer konarak su nakli yapılırdı. Yani her seferinde dört teneke su taşınırdı.
Normal günlerde her huğun 10-12 teneke, şire yapılacağı zaman 15-16 teneke suya
ihtiyacı olurdu.















