Tüm dünyada olduğu
gibi ülkemizde de diyabet yani şeker hastalığının görülme oranı her geçen gün
hızla artıyor. 1999‘da nüfusun %7,2’si diyabet hastasıyken; 2010’da bu oranın
%13.7’ye çıktığı görülüyor. Diyabet, birçok hastada hiçbir belirti vermeden ortaya
çıkarken bazı durumlarda da sık idrara çıkma, yorgunluk ve aşırı kilo verme ya
da kilo alma belirtileri ile ortaya çıkıyor. Teknolojik gelişmeler ile diyabet
hastalarının kan şekeri kontrollerinin takibinde büyük kolaylık sağlanırken,
hastaların yaşam tarzındaki değişiklikler de tedavide büyük önem taşıyor.
Memorial Hizmet Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları
Bölümü’nden Doç. Dr. İdris Kuzu, diyabetin belirtileri ve tedavi yöntemleri
hakkında bilgi verdi.
Hastaların önemli bir kısmında hiçbir belirti görülmüyor
Birçok hastalığa davetiye çıkaran diyabet, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de
her geçen gün hızla artmaktadır. Günümüzdeki diyabetli hastaların oranını
belirlemek için geniş kapsamlı araştırmalar sürmektedir. Diyabet, hastaların
yarısına yakınında hiçbir belirti vermeden ortaya çıkarken, geri kalan kısımda
ise aşağıdaki belirtiler ortaya çıkmaktadır:
Sık idrara çıkma
Yorgunluk
Yaraların geç iyileşmesi
Aşırı acıkma ve susama
Cinsel sorunlar
Bulanık görmek
Ellerde ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma
Sık sık enfeksiyon geçirmek
Cilt kuruluğu ve kaşıntı
Gereğinden fazla su içmek
Ani kilo kaybı veya ani kilo almak
Diyabet kontrol altına alınabiliyor
Diyabet, insülin salgısında veya hem salgısında hem de etkisindeki bozukluk
sonucu oluşan ve kan şekeri yüksekliği ile ortaya çıkan metabolik bir
hastalıktır. Diyabetin tanısında açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri, şeker
yükleme testleri kullanılmaktadır. Diyabet hastalarında kan şekeri 300’ün üzerinde
olduğunda veya kan şekeri 65’in altına düştüğünde acil müdahale gerekmektedir.
Diyabet hastalığının ameliyat dışında iyileşmesi mümkün değildir. Bu nedenle
ameliyat kalıcı tedavi olarak uygulanmaktadır
Yaşam tarzınızı değiştirin
Teknolojik gelişmeler diyabet hastalarında sürekli kan şekeri takibinde büyük
kolaylık sağlamaya başlamış durumdadır. Ayrıca insülin pompaları da vücutta
deri altına takılarak kontrolsüz Tip 1 diyabet hastalarının tedavisinde önemli
rol oynamaktadır. Diyabetin kontrol altına alınması için yaşam tarzında
değişiklikler de yapılması gerekmektedir. Hastalıkla mücadele için; kilo
verilmesi, glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi, doymamış yağ
asitlerinin olduğu besinlerin alınması ve fiziksel aktivitede bulunulması gerekmektedir.
Diyabet tedavisinde insülin; ilaçlarla kontrol altına alınamayan diyabetlilerde
kullanılmaktadır. Ayrıca kan şekerleri aşırı yüksek giden diyabet hastalarında
şekerin zararlarından korunmak için yine insülin tedavisi verilir ve ilerleyen
zamanlarda da uygun görülürse kesilebilir. Açlık şekerinin 100’ün altında;
tokluk şekerinin 140’ın altında olması normal kabul edilmektedir.
Gizli şekeri hafife almayın
Kan şekeri oranları normalin üzerinde olan ancak diyabet tanısı konulacak kadar
yüksek kan şekeri olmayan kişilerin rahatsızlıkları gizli şeker hastalığıdır.
Bu nedenle gizli şeker hastası olan kişilerin yaşam şekli ve belli aralıklarla
yaptıracakları takipler önemlidir. Çünkü gizli şekeri olanların zamanla şeker
hastası olma riski vardır. Diyabet hastaları; insülinin kendilerinde bağımlık
yapacağı, çocuk sahibi olamayacakları, diyabetin bulaşıcı bir hastalık olduğu
gibi yanlış bilgilere sahip olabilmektedir. Tüm bu yanlış bilgiler, diyabet
hastalarının tedavi süreçlerini olumsuz etkilemektedir. İnsülin bağımlılık
yapmaz ancak diyabet hastası çocuk ve gençler rahatsızlıkları nedeniyle genel
olarak ömür boyu insülin kullanmak zorunda kalır. Bu kişiler, genelde kilo
verirler. Bu hastaların takiplerinin daha sıkı yapılması gerekir. Diyabet
hastalarının beslenmeleri ve fiziksel aktiviteleri de çok önemlidir. Beslenme
için düşük karbonhidratlı ve düşük yağlı, kalorisi kısıtlanmış diyetler
uygulanmalı; glisemik indeksi düşük besinler tüketilmelidir. Diyette
karbonhidrat; meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar kurubaklagiller ve düşük yağlı
süt ürünleri tercih edilmelidir. Ayrıca fiziksel aktivite de önemlidir, haftada
3 gün en az 45 dakika tempolu yürüyüş yapılmalıdır.















