Kadın ve Demokrasi Derneği kadem’in Aile, Çalışma ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı ile birlikte düzenlediği “Ailenin Güçlendirilmesi”
temasıyla düzenlenen III. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi, “Ailenin
Birleştirici Gücü olarak Din” konusu da ele alındı.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı’nın
moderatölüğünde yapılan oturumda “din ve aile” konusu ele alındı. Prof. Dr.
Huriye Martı, Güçlü bir aile dokusu oluşturmak için dinin son derece önemli
katkılarının olduğunu belirterek, “Dinin aile üzerinde onarıcı ve yapıcı rolü
yadsınamaz. Dinin aileyi birleştirici ve koruyucu gücü bir takım hukuki ve
ahlaki kurallarla ortaya çıkıyor. Dinin insanlar tarafından algılanışı ve
yorumu bazen amacına muhalif olarak gerçekleşebiliyor. Aile içi şiddet içeren
tavırların din kisvesi altında gösterilmesini asla kabul etmiyoruz” diye
konuştu.
Yaşam kalitesi ve dini değerler arasında bağ var
Polonya’dan zirveye gelen Opole Üniversitesi’nden Prof. Dr.
Dariusz Krok, dini değerlerin bazı davranışları kolaylaştırdığını belirterek
şunları söyledi:
“Bugün özellikle batı dünyasında dinin sosyal ve kültürel
hayatımızdaki değerini göremiyoruz. Din ve ahlak değerleri; aile ilişkilerinin
kurulmasında, değerlerin geliştirilmesinde, sosyal destekte, dayanışmada,
ebeveyn çocuk ilişiklerinde önemli rol oynar.”
Filistin, dar al hijrah İslam Merkezi Kadın İlişkileri
Direktörü Ieasha Prime da oturumda yaptığı konuşmada, İslam’ın hem fiziksel hem
manevi gelişimi temsil ettiğini söyledi. Ieasha Prime, “Modern medeniyet
içerisinde din yer bulabilmeli. Biz dine eski bir eser olarak bakarsak ruhları
bunu reddedecek ve kıymetini bilemeyecektir. Kuran-ı Kerim yaşayan bir mucize
olmuştur. İslam her zaman çözüm getirmiştir” dedi.
Toplumsal realite ile kutsallar üzerinde bir bağ var
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Şule albayrak ise Dinin toplumsal gerçekliğe bir makuliyet çatısı oluşturmada
çok önemli bir rolü olduğunu söyledi.
Dinin kaos ve anomalinin oluşmaması için bir rol oynadığını
belirten Dr. Şule Albayrak, “Beşeri toplumsal realite ile kutsallar üzerinde
bir bağ vardır. Bütün dinlerde aile çok önemlidir. İslam’a göre de aile kutsal
bir kurum niteliğindedir. Bu birçok Kuran ayeti ve sevgili peygamberimizin
sünnetinde mevcuttur. Peygambere gelen birinin “kime iyilik edeyim ya
Resulallah” dediğinde peygamberimiz 3 defa tekrarlayarak “annene” daha sonra da
“babana” demiştir. Dinin aileye kutsallık vermesi, bu dünyada öbür dünya
arasında bir bağ kurması oldukça dikkat çekici” dedi.
Aileler değişime zorlanıyor
Kendisini Hristyian bir aile mensubu, anne ve iş kadını
olarak tanımlayan Lia Galici ise şunları söyledi:
“Evli bir çift problemlerini çözmekle mükelleftir.
Hristiyanlıkta insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen bir kanun
vardır. Hristiyan aile kavramı günümüz ortamında çağa uymayan ve eski kafalı
olarak algılanabilir. Hristiyan aile onu değişime zorlayan etkilere direnmeye
devam etmektedir. Kilise sosyal yapının en değerli hücresi olan aile için
endişe ediyor. Evlilik akdinin insan akdinin en önemli noktalarından biri
olarak kabul edilmekle birlikte başarısız evlilikler de ruhsal başarısızlık
anlamına geliyor.”
Din Aileyi bir arada tutan en önemli değerdir
Başrahip Tatul Anuşyan da oturumda yaptığı konuşmada, bugün
aile yapılarındaki sallantıların ihmallerden kaynaklandığı belirterek şöyle
devam etti:
“Eğitim ruha işlemektir. Öğretim ise zihne hitap eder.
Ailenin reisi de öğretmeni de annedir. İlk duayı da anne öğretir aileyi bir
arada anne tutar. Ruhsal gelişimimizi tamamlamaya çalışırken dini değerlerimizi
göz ardı ediyoruz. Aileyi bir arada tutan en önemli değerlerden biri dindir. Bu
bağlamda çağdaş sandığımız kültürlere itaat etmemeliyiz. Ülkemizde depreme
dayanıklı binalardan bahsediliyor. Binaları bilemem. Ama aile yapımızın ne
kadar dayanıklı olduğunu biliyorum. Çünkü o yapının mimarı bir kadındır.”













