Oğuzların Bozok koluna mensup 12 boydan biri olarak bilinen Beğdili Boyu, Yeni İl koluna bağlı cemaatlerden biri olarak karşımıza çıkar. İlk yerleşimlerini Halep ile Diyarbakır arasındaki bölgede gerçekleştiren Beğmişli cemaati, zamanla Sivas, Malatya, Maraş, Antep, Adıyaman, Antakya, Hama ve Rakka gibi geniş bir coğrafyada yaylak ve kışlak edinmiştir. Ancak 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bazı eşkıyalık faaliyetlerine karıştıkları kaydedilmiştir. 1660 yılında cemaat üyeleri, diğer boy mensuplarıyla birleşip Valide Sultan hassı kapsamındaki Rişvan obalarını basarak büyük miktarda mal gasp etmişlerdir.
1687’de ise Bağdat’tan gelen bir kervanı soymuşlardır. 1688-1689 yıllarında Hısn-ı Mansur’da ekili arazilere ve köylere zarar verip yerleşik halkı mağdur etmişlerdir. 1691 yılında Elbistan çevresinde başka kabilelerle birleşerek yol kesme ve yağma gibi suçlara karışmışlardır. Osmanlı Devleti, bu tür huzursuzlukların önüne geçebilmek adına 1691 yılında Yeni İl (Sivas) bölgesinde bulunan diğer Beğdili cemaatleriyle birlikte yaklaşık 500 çadırlık Beğmişli cemaatini Rakka çevresine zorunlu iskâna tabi tutmuştur. Cemaat, kethüdaları Ganem bin el-Hac önderliğinde 136 nüfus olarak Rakka’daki Belih Nehri’nin batısında yer alan Heyşe ve Üskürle bölgelerine yerleştirilmiştir. Burada tahminen 250 çiftlik alana sahip reaya olarak ziraatla uğraşmaya başlamışlardır. Beğmişli Türkmenleri, Rakka valisi Süleyman Paşa döneminde, 1728 yılında bulundukları iskân yerlerinden firar etmişlerdir.
Ancak Temmuz 1729’da tekrar iskân bölgelerine geri getirilmeleri sağlanmış ve ikamete zorlanmışlardır. Zamanla cemaatin bir kısmı 19. yüzyılda Antep, Urfa, Karkamış, Oğuzeli ve Kilis civarına dağılırken, bir kısmı ise Rakka ve Halep çevresinde kalmıştır. Bu dönemde Halep’te gelirleri Haremeyn Evkafına ait olan mukataa arazilerinin, Antep yöresinde yaşayan Beğmişli cemaatine 800 kuruş bedelle ihaleye verildiği görülmektedir. Günümüzde Beğmişli cemaatinin geniş ölçüde Maraş, Antep, Malatya, Antakya, Rakka ve Halep’te varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Cemaat mensuplarının çoğunluğu Türklük özelliklerini muhafaza etmekle birlikte, bir kısmının diğer toplumlarla bütünleşerek entegrasyon sağladığı da dikkat çekmektedir.













