Doğu Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu Toroslarına kadar uzanan ve Suriye’yi içine alan bölge, İngiltere için hayati önem taşımaktaydı. Öte yandan bu bölgede yer alan petrolün kontrolünü sağlamak da İngiltere açısından önemli görülmüştür. Bu kapsamda Güney Doğu Anadolu, İngiliz kontrolünde olması gereken bir nokta idi. Ayrıca İngiltere için Fransa’ya karşı Antep, Maraş ve Urfa’yı pazarlık konusu olarak kullanma emelleri de söz konusuydu. Henüz I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa arasında yapılan Sykes-Picot gizli paylaşım antlaşmasına göre Kilikya, Suriye, Musul, Filistin ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Fransa’ya verilirken; Hayfa, Akka Limanları ve Irak İngiltere’ye bırakılıyordu. İngiltere ve Fransa, savaş sonrası imzalanan Mondros Mütarekesi ile bu anlaşmayı yürürlüğe koyma fırsatını bulmuşlardı. Keza bu devletler Mondros Mütarekesi’nin 5, 7, 10 ve 16. maddelerine dayalı olarak işgal sürecini başlatmışlardı. Özellikle 7. madde ile güvenliklerini tehlikede gördükleri noktaları işgal edebilme yetkisini eline alan İngiltere, söz konusu maddeyi hızla uygulamaya geçirmiştir. Sykes-Picot Antlaşması’na göre Fransa’ya verilmiş bulunan Antep, Urfa ve Maraş bölgesi İngilizler tarafından işgal edilmiştir. İngilizler, Osmanlı Devletine verdikleri nota ile Pozantı’ya kadar olan toprakları boşaltılmasını istemiştir. Bunun üzerine Erkan-ı Har-biye Riyasetinden gelen emir ile Türk ordusu tarafından boşaltılan bölge, mütarekenin 7. maddesi uyarınca 17 Aralık’ta Antep, 22 Şubat 1919’da da Maraş’ın İngilizler tarafından işgal edilmesi ile sonuçlanmıştır. İngilizler bölgedeki işgallerinin yasal bir temeli olmaması nedeni ile işgallerinin aslında ordularının beslenmesi için geçici bir durum teşkil ettiğini de ifade etmişlerdir.30 Ekim 1919’da İngilizlerin Maraş’ı işgal edeceği haberini duyan Maraş halkı, İngiliz işgaline bir tepki olarak İngilizler şehre gelmeden işgal yolu üzerinde bulunan Aksu Köprüsü’nü yıkmıştır. Maraş’a giren İngilizler önce resmî makamları ele geçirme ve sonra iletişim ağlarına el koyma işlemini devreye sokmuştu. Özellikle kilise ve Gayr-i Müslimlere ait noktaları daha güvenli bulan İngilizler, Maraş’ta Abarabaşı Kilisesi, Ermeni ve Katolik Kiliseleri, Alman Çiftliği binalarına yerleşmişlerdir. İngilizler, işgallerinin hemen ardından şehrin ileri gelenleri ile temas kurarak hâkimiyet sağlamaya çalışmıştır. Maraş’ı işgallerinin ardından İngilizler, halkın nabzını tutmak amacı ile ilk etapta Amerikan Kolejinde şehrin ileri gelen kişileri ile bir toplantı yapmışlardır. İngilizler bu toplantıda, Ermenilerin gasp edilen mallarının iadesini isteyen ve bütün halka eşit ve adil bir muamele yapılacağını ifade eden bir beyanname ilan etmiştir. Bu beyannameye halkın bilfiil riayet etmesi de talep edilmiştir. Nispeten sakin geçen İngiliz işgal döneminin ardından İngilizler, Fransa ile aralarında 15 Eylül 1919 tarihli Suriye İtirafnamesi’ni imzalayarak; petrol politikası açısından da önem arz eden Musul bölgesi-ne karşılık Antep, Urfa ve Maraş bölgesini Fransa’ya devrettiler. Buna göre Fransızlar, 30 Ekim 1919’da Maraş’ı, 5 Kasım 1919’da da Antep’i İngilizlerden devralarak işgal etmişlerdir. Halkın daha zor günler geçirdiği bu yeni işgal döneminde özellikle Fransızların sert tutumu ve Ermenilere karşı gösterdikleri tolerans halkı rahatsız etmiştir. Bu sebeple millî kuvvet ve cemiyetlerin kurulma süreci bu dönemde daha da hızlanmıştır. Maraş’ın Fransızlarca işgalinden sadece birkaç gün sonra 31 Ekim 1919 Cuma günü meydana gelen “Sütçü İmam Vakası (Uzunoluk Olayı)”, sonraki olaylar dizisinin de kapısını aralamıştır. Geçimini sütçülük yaparak sağlayan, bunun yanı sıra ücretsiz müezzinlik yapan Sütçü İmam, Türk kadınının peçesine saldıran Ermeni askerlerini hemen silahına sarılarak öldürmüştür. Öldürülen Ermeni askerinin defni bir manga eşliğinde olmuş ve üç gün boyunca çan çalınmıştır. Bu olay Maraş halkı nezdinde büyük bir infial uyandırmıştır. Fransız işgali esnasında Maraş’ta Ermeniler ile Türkler arasında çıkan çatışmaların ardı arkası kesilmiyordu. Bu duruma Maraş ileri gelenlerin protestoları da eklenince Fransa’nın Lübnan’da bulunan Doğu Orduları Başkumandanı General Gouraud’un emri ile Cebel-i Bereket (Osmaniye) Askerî Valisi Andre’ye Maraş Valiliği görevi de verildi. Adana Bölge Valisi Albay Bremond, Maraş Mutasarrıfı Ata Bey ile Beyazıtzade Abdulkadir, Beyazıtzade Şükrü, Kadızade Hacı Hasan Efendi ve Ermeni Hırlakyan Agop’a bir telgraf çekerek Maraş’a gelecek olan Andre’nin akşam yemeğini Abdulkadir Paşa’nın konağında yiyeceğini, daha sonra da Hırlakyanlara misafir olacağını bildirerek kendisinin iyi karşılanmasını istedi. Ayrıca Andre’de Ermeni liderlerinden Span Aghazaryan, Antepli Agop, Ketenjion, Fırnızlı Kirkor ve Setrak Hırlakyan’a bir telgraf çekerek, kendisinin Türkoğlu’nda büyük bir merasimle karşılanmasını istedi. Yüzbaşı Andre’nin Maraş’a geleceği gün Ermeniler; kadın, erkek, küçük, büyük, bir araya gelerek ellerinde bayraklarla karşılamaya çıktılar. Her ihtimale karşı Türklerden Beyazıtzade Abdulkadir Paşa, Şükrü Bey, Belediye Reisi Arif, Bekir Sıtkı Bey, Hüdayizade Tahsin, Çuhadarzade Hacı Mehmet, Kilislizade Nedim, Kocabaşzade Hacı Ahmet, Hacı Naci ve Dedezade Mehmet Hilmi Efendilerle bazı kimseler de Andre’yi karşılamaya çıktılar. Andre, 26 Kasım 1919 tarihinde Maraş’a geldi. Şeyhadil mevkiinde Ermeni kızları ve delikanlıları ellerinde Fransız bayrağı olduğu hâlde çılgınca hep bir ağızdan “Yaşasın Fransızlarla Ermenistan, kahrolsun Osmanlılarla Türkler!” naraları atarak şehre girmeye başladılar. Bunun üzerine Andre’yi karşılamaya giden Türklerden birçoğu yan sokaklara saparak kalabalıktan ayrıldılar. Ancak, Beyazıtzadelerden birkaç kişi topluluk arasında kalmaya mecbur oldular. Kendisini karşılayan toplulukla birlikte Andre hükümet konağına geldi. Jandarma Bölük Komutanı Mahmut’un talimatı ile Göllülü Yusuf Çavuş, süngüsünü kalabalığa doğru uzatarak içeri Andre ve tercümanından başka kimseyi almadı. Yüzbaşı Andre, Mutasarrıfa kendisini askeri vali sıfatıyla takdim etmesi üzerine mutasarrıf, Andre’ye kendisini bu sıfatla kabul edemeyeceğini söyledi. Tartışma uzayınca Andre’nin beraberinde getirdiği kuvvetlerden piyade olanlar hükümet binasına, süvari olanlar kaleye yerleştirildi ve kendisine de hükümet binasından iki oda ayrıldı. Konu bayrak meselesine gelince, Andre kaleye Türk bayrağının çekilmemesini istedi. Andre’nin gelişinden birkaç gün önce hükümete gelen Fransız subayı da kapıda asılı gördüğü Türk bayrağına itiraz ederek Mutasarrıf Ata Bey’den bayrağın indirilmesini istemiş ise de mutasarrıf, bunun kötü sonuç doğuracağını anlatarak Fransız subayını oyalamış ve yapılan teşebbüs üzerine geçici olarak Maraş’ta Şanlı Bir Gün bayrağın çekilmesine izin verilmişti. Bu gelişmelerden, bayrak meselesinin bir olaya sebebiyet vereceği anlaşılıyordu. Şehrin ileri gelenleri tedbir amaçlı Andre’yi ziyarette bulundular. Andre, o gün akşam yemeğini Beyazıtzade Abdulkadir Paşa’nın evinde yedikten sonra oradan Hırlakyanların konağına gitti.Fransız Askerî Valisi Andre, gelişen olaylar üzerine 27 Kasım 1919’da bir yazı göndererek Maraş ileri gelenlerini Kadir Paşa Konağı’nda konuşmak üzere davet etmiştir. Ancak Maraş ileri gelenleri bu toplantıya gitmenin millet ve memleket için zararlı olacağını düşünerek Boğazkesen Camii’nde toplandılar ve konuyu görüştüler. Sonunda toplantıya gitmeme kararı alarak şehir esnafına bildirdiler ve toplantıya gitmekte olanları da geri çevirdiler. Yüzbaşı Andre yanında süvari jandarma tabur komutanı Çerkez Sıtkı, Yüzbaşı Mithat, tercümanı Vahan, eski Osmanlı mebuslarından Agop Hırlakyan ve oğulları Osep ve Setrek’ten oluşan 25 kadar süvari ile birlikte Hırlakyanların evinden Kadir Paşa’nın konağına gitti. Fakat toplantı saati gelmesine rağmen Türklerden hiç kimse toplantıya katılmadı. Davet edilen Türklerin toplantıya gelmemesine Andre çok kızdı. Ancak ev sahibi toplantıya Türklerin katılmamasını makul bir şekilde anlattı. Ev sahibi bu duruma alaturka saat ile alafranga saat arasındaki farkın neden olmuş olabileceğini belirtti. Açıklamalara pek de ikna olmayan Andre, gayet sert ve tehditkâr bir dille toplantının cumartesi günü belediye binasında yapılmasını ve davetlerin yeniden yazılmasını emretti.Aynı gün akşam Hırlakyanların evinde bir ziyafet tertip edildi. Hırlakyanlar Maraş Ermenileri içinde en nüfuzlu ailelerden biri idi. Onlar Katolik Mezhebi’nden olup Fransız kültürünü benimsemişler, ayrıca Sultan’ın müteahhitliğini yaptıklarından dolayı oldukça zenginleşmişlerdi. Agop Ağa ailenin en büyüğü idi. Onun kardeşi Kevork Ağa, Sultan II. Abdülhamit Han tarafından boğdurulmuştu. Gündüzden gelmeye başlayan davetliler müzik eşliğinde eğlenmeye ve içmeye başlamışlardı. Yüzbaşı Andre Hırlakyanların evine misafir oldu. Yemek faslından sonra Yüzbaşı Andre, Hırlak ailesini şereflendirmek için Osep’in kızı ve müstakbel Ermenistan prensesi Helena’yı dansa davet etti. Helena dansı nezaketle reddedince, Andre sebebini sordu. Helena; “Sizinle dans etmekten mazurum, çünkü kendimi hâlâ esaret ve zillet içinde yaşayan bir kadın olarak görüyorum. Kalesinde hâlâ Türk bayrağı dalgalanan bir memlekette, Fransızların hâkim olduklarını ve bizim emniyet ve hürriyet içinde yaşadığımızı nasıl düşünebiliyorsunuz?” dedi.Helena’nın bu tahrik edici sözleri üzerine Andre, Binbaşı Çerkez Sıtkı’ya Helena’nın isteğini yerine getirmek için; “Kaledeki Türk bayrağının derhal indirilmesini, yerine Fransız bayrağının çekilmesini istiyorum. İşgalimiz altında bulunan bir memlekette başka bir milletin bayrağı bulunamaz.” diyerek emir verdi. Bunun üzerine Helena, Andre’nin dans teklifini kabul etti. Dans teklifinin reddediliş sebebi hakkında bütün kaynaklar fikir birliği içindedir. Fakat Helena’nın Andre’ye söylediği sözler hakkında kaynaklarda bazı farklı ifadeler yer almaktadır. Andre’nin emri üzerine Binbaşı Sıtkı, adamlarını göndererek kaledeki Türk bayrağını indirtti. Kalede Türk ihtiyat askerlerinden beş kişi bulunuyordu. Sayıları çok az olduğundan bayrağın indirilmesine ses çıkaramadılar. Fakat şehre inip Türk bayrağının indirildiğini herkese duyurdular. Bazı kay-naklarda özellikle Stanley E. Kerr’in “The Lions of Marash” adlı kitabında olduğu gibi ka-ledeki Türk bayrağının yerine Fransız bayrağının çekildiği ifade edilse de; Hüsamettin Karadağ’ın “İstiklal Savaşı’nda Maraş” adlı kitabında da belirttiği gibi kaynakların ekseriyeti, Fransızların kendi bayraklarını kaleye çekmeye cesaret edemediklerini yazmaktadır. 28 Kasım 1919 Cuma sabahı, her zaman kalesinin burcunda bayrağının dalgalanması mutluluğu ile günü kucaklayan Maraşlılar, Türk bayrağının indirilmiş olduğunu görünce şaşkına döndüler. Maraş halkı o zaman işgal altında olduğunu anladı. Ali Sezai Bey, Belediye Reisi Bekir Sıtkı ile mutasarrıfa giderek durumu sordular. Mutasarrıf da Andre’nin kendisine, Fransız kuvvetlerinin bulunduğu yerde başka devletin bayrağının dalgalanamayacağını, ancak hükümet binasında bulundurulabileceğini söylediğini bildirdi. 28 Kasım Cuma sabahı penceresinden kaledeki Türk bayrağının indirilmiş olduğunu gören Mehmet Ali (Kısakürek) hasta yatağından kalkarak, duyduğu üzüntünün sonucu olarak vatani ve millî gayretle bir beyanname yazdı. Birkaç nüsha çoğaltılarak ayrı ayrı zarflara konulan ve üzerlerine “Âlem-i İslama Hitap” yazılı Beyannamede şu ifadeler yer almıştır: Ey millet-i necibe-i Osmaniye! (Ey yüce Osmanlı milleti) Vaktine hazır ol. Bin üç yüz seneden beri Hazreti Allah’ı ve Peygamber-i Zişanını (en şanlı Peygamber) hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına fethettiği bir kalenin burcu barusundaki (bayrak direği) al sancağın bugün Fransızlar tarafından indirilip, yerine kendi bandıraları kondu. Şimdi acaba bunu yerine koyacak sende birkaç yüz İslam gayreti hiç mi yok? İğtişaş (coş-kunluk) arzu etmeyelim. Yalnız pür vekâr (ağırbaşlılıkla) ve azamet olarak, ol al sancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar kemâl-i mehabetle yerlerimize avdet edelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Allah’a (Allah’a güvenerek) kendi mevcudiyetini gösterecek olursan değil birkaç Fransız kuvveti, hatta bütün Fransız milleti kıramaz. Buna emin ol!Avukat Mehmet Ali Kısakürek tarafından yedi adet ya-zılan bu beyannamenin iki adedini kendi, beş adedini de oğlu Şahap, Ulu Camii, Sarayaltı ve Çarşıbaşı gibi şehrin belirli yerlerine koymuştu. Cuma namazı için abdest almaya gelenler bu beyannameyi okudular. Demokrasiye Hizmet Gazetesi, Sayı 34-1737’de “Kurtuluşunu Kutlayan Şehir” başlıklı habere göre; Mehmet Ali Kısakürek’in oğlu Şahap Kısakürek, o zamanlar 17-18 yaşlarında olduğunu, babasının el yazısı ile “Elbistan” adında birkaç nüsha gazete yazdığını, kendisinin bu gazeteleri halkın toplanabileceği yerlere gizlice bıraktığını, bir cuma günü (28 Kasım 1919) kaleye Türk bayrağının asılmadığını gören babasının, kendisine bir beyanname yazacağını, bu beyannameyi kimseye göstermeden Ulu Camii’ye cemaatin arasına bırakmasını istediğini, durumu uzaktan takip edip kendisine haber getirmesini, söylediğini belirtmektedir. Ayrıca Şahap, hatıralarında bu beyannameyi Ulu Camii’nin avlusundaki saathanenin (muhtemelen bu yer muvakkithane) civarına bıraktığını belirtmektedir. Namaz öncesi toplanan cemaatin bir kısmı bayrağın indirildiğini görünce hâkimiyetlerinin elden gittiği kanaatine varmışlardı. Zira devlet anlayışında hâkimiyetin en önemli sembollerinden birisi bayraktır. Osmaniye’den Fransızların yanında Maraş’a gelen Teğmen Kenan, cemaate İstanbul’dan geldiğini ve orada hükümetin de bayrağın da olmadığını söyledi ise de kimse dinlemediği gibi bu sözler halkın heyecanını daha da artırmıştır. Halk bu duygular içinde cuma namazını kılmak için camiye girdi. Şerbetçioğlu Mehmet “sancağı çıkarın” diye bağırırken, Muhaciroğlu Murat “Allah’ını seven sancağın altına geçsin.” dedi. Ezan okundu, sünnetler kılındı ve hatip hutbeye başladı. Egemenliğin ve hürriyetin kıymetini çok iyi bilen Ulu Camii İmamı Rıdvan Hoca; “Hürriyeti elinden alınan bir milletin cuma namazı kılmasının caiz olmadığını söyledi.” Bunun üzerine cemaat minberdeki sancağı alarak dışarıya çıktı. Avluda beli bükülmüş bir ihtiyar, “haydin babam din kavgasıdır bu” diyerek halkı teşvik etti. Halkın Ulu Cami’den sancağı alarak kaleye doğru hareket etmesi bir anda şehrin her tarafına yayılmıştı. Halk sarp yoldan akın akın kaleye akıyordu. Askerlik şubesi kalem reisi Abdullah Bey, bu hareketten vazgeçilmesini, koca Osmanlı Devleti’nin müttefikleriyle birlikte başa çıkamayarak mağlup olduğunu, Fransa devletine karşı durmanın mümkün olmadığını, hâlen işgal altında bulunulduğunu ve çoluk çocuğun kanına girilmemesi gerektiğini söylese de kendisini kimse dinlemedi. Kaleye doğru gittikçe artan kalabalığın tekbir sesleri gök kubbeyi kaplamıştı. Kalenin kapıları Fransız kuvvetleri tarafından kapatılmıştı. Bunun üzerine halk kale duvarlarına tırmanarak içeri girdi ve kapıları açtı. Fransız askerleri bu mahşeri kalabalık karşısında çarpışmayı göze alamayarak kalenin arka kapısından kaçtılar. Burçları ilk defa aşan onba-şı Osman Erşan, Türk bayrağını kale burcuna dikti.Bayrak olayının kahramanlarından Osman Erşan olayı şu sözleriyle anlatıyor: “Cuma günü hoca bayrak çekilmeden cuma namazı kılınmaz deyince hep birden dışarı çıktık. Ben hemen var kuvvetimle kaleye doğru koşmaya başladım. O yokuşu bir nefeste nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. Peşimden birkaç Türk geliyordu. Kaleye varınca hemen bayrağı aramaya başladım. Bayrak koğuşların orada duruyordu. Bunu kaptığım gibi yüzüme gözüme sürdüm ve sonra direğe çektim.”Kaleye Türk bayrağını çeken Maraş halkı, cuma namazını kıldıktan sonra hükümete gitti. Mutasarrıf Ata Bey’e Fransızların hükümete ve bayrağa hiçbir şekilde müdahalesini kabul etmeyeceklerini bildirdiler. Andre’nin tercümanı Ermeni Vahan, halka bir bez parçası için bu kadar gürültü koparmaya ne gerek var diyerek bayrağa hakaret etmesi üzerine, halk tarafından dövülmüş ve tabancası alınmıştır. Andre’nin yaveri İshak ise halka kama çekmişti. Yüzbaşı Mahmut’un müdahalesiyle İshak ve Vahan linç edilmekten son anda kurtuldular. Halkın arzusu üzerine Andre, kuvvetleriyle birlikte hükümet binasından ayrılmaya mecbur oldu. Bu geri adım üzerine halk da dağıldı. O gün Andre mıntıka komutanı Miralay Emrullah ve bir tahkikat için Maraş’a gelen Süleymanlı Askerî Kaymakamı Abdullah Bey yanında olduğu hâlde halkı yatıştırmak amacıyla çarşıda dolaşıp şehrin ileri gelenlerinden rastladığına tebessüm ile iltifat ederek tercüman vasıtası ile hatırlarını sordu. 29 Kasım 1919 Cumartesi günü halk dükkânlarını açmadı. Bu durumu öğrenen Andre tercümanı ile birlikte çarşıya çıktı. Nakip Camii’nin önüne geldiğinde Aşıklıoğlu Hüseyin ile karşılaştı. Ona kendisini tanıttıktan sonra bayrak hadisesini hatırlatarak, bir bez parçası için niçin bu kadar gürültü yapıldığını, Türk halkı üzerine top tüfek kullanabileceğini, Türklerin çoluk çocuklarına zarar gelebileceğini söyledi. Andre’nin bu sözleri üzerine Aşıklıoğlu Hüseyin; bayrak için ölmenin her Türk’ün gö-revi olduğunu, onu görmeden yaşayamayacaklarını, ve Türk çoluk çocuklarına top tüfek kullanılması hâlinde, Türklerin evvela kendi çocuklarını öldürüp sonra da şehri ateşe verip yine de işgalcilerin karşılarına çıkacaklarını, o zaman bütün silahlarını getirmesini dile getirdi. Bu sözler üzerine verecek bir cevap bulamayan Andre konuşmayı bırakıp oradan uzaklaştı. Maraş’ta yaşanan “Bayrak Olayı” yalnız Kurtuluş Savaşı veya Türk tarihi açısından değil, Dünya tarihi açısından önemli bir olay olarak değerlendirilmesi gerekir. Millî bir hassasiyet atfedilen bayrak olgusunun işgaller boyunca ve işgallere karşı dürtücü bir işlev görmesi oldukça önemlidir. Bayrak algısı ve hassasiyeti bu işgal dönemlerinde daha fazla önem kazanmıştır. Yüzbaşı Andre bayrak konusunda Maraş halkının bu kadar büyük bir hassasiyet göstermesini bir türlü kabullenememiştir. Maraş halkının üstün direnişi karşısında tamamen ümidini kaybeden Andre, 23 Aralık 1919’da Maraş’ı terk ederek Antep’e gitti. Bayrağın Türkler için ne anlam ifade ettiğini anlayamayan zihniyetler başta Fransızlar olmak üzere hadisesinin önemini bir türlü kavrayama-mışlardır. Bayrağın değerini bir bez parçası olarak görenlerden elbette bu beklenemez. Hakikatte bayrak bir milletin varlığının ve bağımsızlığının sembolüdür. Bağımsızlığına ve bayrağına düşkün olan Maraşlıların bu açıdan bakıldığında cuma namazından önce kaleye hücum ederek bayrağı kalenin burçlarına yeniden dikmeleri oldukça manidar ve tüm mazlum milletlere örnek bir davranıştı. Ayrıca “Bayrak Olayı” bir kez daha bizlere bayrak, cuma, camii ve hürriyetin birbirleri ile bütünleştiğini göstermiş, bu değerlere olan ölümüne bağlılık sonucunda şehir halkı tek bir yürek olmuş, işte bu idrak sonucu Maraş Fransız işgalinden kurtarılmıştır.Kaynak : Kahramanmaraş ansiklopedisi
Kültür-Sanat
Yayınlanma: 04 Ekim 2018 - 14:44
BAYRAK OLAYI NEDİR?
(28 Kasım 1919)İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı sırasında kendi çıkarları çerçevesinde stratejik açıdan önem verdikleri bölgeler üzerinde hâkimiyet kurma ideallerini hesaba katarak bazı gizli anlaşmalar yapmışlardı. Buna göre İngiltere için hayati önem arz eden Hindistan sömürgeleri ve buraya ulaşan yolların güvenliğini sağlamak stratejik olarak yeni bazı noktaların ele geçirilmesini gerektirmekteydi.
Kültür-Sanat
04 Ekim 2018 - 14:44
İlginizi Çekebilir











