Camii ve mescid kelimeleri, Arapça "cem’" kökünden türemiş olup, "toplayan" ve "bir araya getiren" anlamlarını taşımaktadır. Tarihsel süreç içerisinde, camii terimi büyük mescidleri tanımlamak için kullanılmış ve özellikle Cuma namazının kılındığı ibadethaneleri ifade etmiştir. Hz. Peygamber’in "el-mescidü’l cami" ifadesini ilk kez kullandığı bilinmekte olup, bu kullanım Tabiin döneminde de devam etmiştir. Hicri IV. yüzyıl itibarıyla cami kelimesinin tek başına kullanımı yaygınlaşmış, minberi bulunan ve hutbe okunan ibadethaneler "cami", minberi bulunmayan ve Cuma namazı kılınmayan ibadethaneler ise "mescid" olarak adlandırılmıştır. İslam tarihindeki ilk mescid, 2 Temmuz 622 yılında inşa edilen Kuba Mescidi’dir.
Osmanlı arşiv kayıtlarına göre Elbistan’da bulunan tarihi mescidlerden biri de Bab-ı Derb (Kale Kapısı) Mescidi’dir. 1540 tarihli tahrir defterinde adı geçen bu mescid, dönemin vakıf sistemine göre düzenlenmiş ve 80 akçelik bir gelire sahip bir arazi vakfedilmiştir. Bu gelirin mescidin imamı ve müezzinine tahsis edildiği belirtilmektedir. 1689 yılı kayıtlarında mescidin gelirinin 360 akçeye yükseldiği, 1694 yılına ait belgelerde ise günlük gelirinin 1 akçe olduğu görülmektedir. Daha sonraki tahrir veya evkaf kayıtlarında Bab-ı Derb Mescidi hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır.
Tarihçiler, mescidin kaleye yakın bir konumda yer aldığı görüşünü dile getirmektedir. Ancak günümüzde Bab-ı Derb adını taşıyan bir mahalle bulunmamaktadır. Mescidin, Elbistan’ın Köprübaşı Mahallesi olarak bilinen bölgede yer aldığı düşünülmektedir. Zaman içerisinde kayıtlardan silinen bu tarihi yapı, geçmişin izlerini günümüze taşıyan önemli bir miras olarak değerlendirilmektedir. Bab-ı Derb Mescidi'nin tarihi ve konumu hakkında daha fazla bilgi edinmek adına kapsamlı araştırmaların yapılması gerekmektedir.















