Türkiye’nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital
bilimsel bilgi platformu “Bilim Bunu Konuşuyor” ile en güncel bilgileri
kamuoyuyla paylaşan Sabri Ülker Vakfı, 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle bu
kez Akdeniz diyetinin kansere karşı koruyucu etkilerini masaya yatırıyor.
Sabri Ülker Vakfı kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda,
beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu
konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle
çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf bu çerçevede hayata geçirdiği Türkiye’nin
sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformu “Bilim
Bunu Konuşuyor” ile sağlık ve beslenmeyle ilgili gündemdeki konuları, bilimsel
ve en güncel bilgileri tarafsız bir yorum ve anlaşılır bir dille kamuoyuyla
paylaşıyor. Sabri Ülker Vakfı, Bilim Bunu Konuşuyor’da 4 Şubat Dünya KanserGünü vesilesiyle “Akdeniz diyeti kansere karşı koruyucu mu” sorusuna bilimsel
bir yanıt arıyor.
Akdeniz diyeti genel olarak taze sebze ve meyveler, sert
kabuklu yemişler ve tam tahıllar gibi bitkisel kaynaklı besinler ile
zeytinyağının baskın tüketildiği, hayvansal kaynaklı besinlerden ise balık ve
beyaz etler ile süt ürünlerin (çoğunlukla yoğurt ve peynir) orta düzeyde,
kırmızı ve işlenmiş etlerin ise düşük seviyede tüketildiği bir beslenme tipi.
Yemeğin ardından, dinlenme ve sonrasında da düzenli fiziksel aktivite Akdeniz
diyetinde büyük önem taşıyor.
Bilimsel veriler neler söylüyor?
İçeriği ve uygulaması abartı ve aldatıcılıktan uzak olan
Akdeniz diyetinin olumlu sağlık etkileri bilimsel kanıtlarla da destekleniyor.
Akdeniz diyetinin tüm nedenlere bağlı ölüm ve hastalık oranlarını azalttığı
biliniyor. Kanser, kalp damar hastalıkları, metabolik sendrom, şişmanlık ve
şeker hastalığı riskini azaltması, Akdeniz diyetinin başlıca sağlık etkileri
arasında sayılıyor.
Akdeniz diyeti bazı kanser türlerine karşı koruyucu etki
gösteriyor
Akdeniz diyeti, birçok kronik hastalığın görülme sıklığının
azalmasıyla da ilişkilendiriliyor. Bu beslenme biçiminin kanser üzerine
etkileri incelendiğinde özellikle meme ve kolon kanseri başta olmak üzere
çeşitli kanser türlerine karşı koruyucu etkileri olduğunu gösteren veriler
bulunuyor.
Amerika’da Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH)tarafından
gerçekleştirilen Diyet ve Sağlık çalışmasında 5 yıl boyunca takip edilen, 400
bin yetişkinde Akdeniz diyetinin kansere bağlı ölüm oranını erkeklerde %17,
kadınlarda ise %12 oranında azalttığı bildirilmiştir. Avrupa Prospektif Kanser
ve Nütrisyon Araştırması (EPIC) bazı besin öğelerinin diyetle yetersiz alımı ve
kanser riski arasındaki ilişkiyi değerlendirmiştir. EPIC çalışmasının
sonuçlarına göre, D vitamini, B vitaminleri, C vitamini ve bazı karotenoidlerin
kolorektal, mide ve akciğer kanseri gibi kanser türlerine karşı koruyucu
etkileri olduğu bildirilmiştir. Bu araştırmalar gibi daha birçok gözlemsel ve
klinik çalışmalar, Akdeniz diyetinin kanserin birincil ve ikincil korunmasında
etkili olduğunu gösteriyor. Bu etkilerden sorumlu mekanizmalar arasında diyetin
polifenol içeriği ve artan antioksidan alımına bağlı olarak inflamasyon ve
oksidatif hasarın azalması olduğu ileri sürülüyor.
Akdeniz tipi beslenme aynı zamanda sürdürülebilir bir
beslenme biçimi
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Akdeniz diyetini, günümüzde 65
yaş altı küresel ölçekte erken ölüm vakalarının temel nedeni olan bulaşıcı
olmayan hastalıkların önlenmesi ve kontrolünde etkin bir beslenme stratejisi
olarak tanımlıyor. Literatür Akdeniz diyetinin beslenmeyle ilintili bulaşıcı
olmayan hastalıkların önlenmesi ve kontrol altında tutulmasında faydalı
olduğunu bildiriyor. Ayrıca diyette yer alan besinlerin kolay erişilebilir ve
kabul edilebilir olması diyetin sürdürülebilir olmasını da sağlıyor. Akdeniz
diyetinin kalp damar hastalıklarını önleyici etkisinin özellikle gelir düzeyi
yüksek bireylerde daha anlamlı olduğu da bildiriliyor. Bu sonuçlar da gelir
düzeyi yüksek kişilerin besinlere daha kolay ulaşabilmesi ve eğitim
düzeylerinin de yüksek olması ile ilişkilendiriliyor. Birçok kişi ise Akdeniz
diyetini kilo yönetimini desteklemesi ve sağlıklı yaşamı geliştirmesi açısından
etkin bir strateji olarak değerlendiriyor.















