Elbistan'da ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, o dönemin ilim merkezi olan İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'da, Fatih Dersiâmlarından Rizeli Muharrem Lütfi Efendi'den ileri düzeyde dini ve ilmi eğitim alarak icazetname almıştır. Ayrıca, kadı yetiştiren Mekteb-i Kuzat'tan da 1912 yılında pekiyi dereceyle mezun olmuştur. Ahmed Hamdi Efendi, hem Türkçe hem de Arapça dillerine hakim, kültürlü bir şahsiyettir.
Ahmed Hamdi Efendi, Mekteb-i Kuzat'tan mezun olduktan sonra, 1911 yılında Keban kazası kadılığına atanmıştır. Kadılık görevindeki yetkinliği ve dürüstlüğüyle tanınmış, özellikle şer'i konulardaki bilgi birikimi ve adil kararlarıyla dikkat çekmiştir. Ayrıca, o dönemde yaşanan savaşlar ve zorlu koşullar altında gösterdiği vatanseverlik ve fedakarlıklar nedeniyle de takdir toplamıştır. Bu hizmetleri nedeniyle terfi etmiş ve kendisine birinci sınıf kaza maaşı bağlanmıştır.
Daha sonra, Ma'muretü'l-Aziz'den (Elazığ) gelen bir yazı üzerine, maaş zammı talebi gündeme gelmiştir. Ancak, bütçede yeterli ödenek bulunmadığı için, kendisine 1913 yılında Bursa Ruûs-i Hümâyunu ile taltif edilmiştir. Bu taltif, o dönemde verilen en yüksek dereceli nişanlardan biri olup, Ahmed Hamdi Efendi'nin devlet nezdindeki itibarını göstermektedir.
Ahmed Hamdi Efendi'nin hayatının ilerleyen dönemleri ve ölüm tarihi hakkında maalesef detaylı bilgi bulunmamaktadır. Ancak, kadılık yaptığı dönemdeki hizmetleri ve devlet tarafından gösterilen takdir, onun Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde yaşamış önemli ve saygın bir şahsiyet olduğunu göstermektedir.











