Burası aynı zamanda köyün en yüksek tepesi olup, üzerinde kime ait olduğu bilinmeyen bir mezar bulunmaktadır. Mezarın çevresi taşlarla çevrilidir ve köylüler, bu mezarın küffar ile savaşırken okla şehit olan bir askere ait olabileceğini düşünmektedirler.
Köy halkı, geceleri yeşil sarıklı olarak bilinen Milcan, Kemal ve Kudret Dedelerin Ada’ya geldiklerini ve burada zikir çektiklerini, ardından birbirlerini ziyaret etmek üzere ayrıldıklarını anlatmaktadırlar. Bölgenin güneybatısında yer alan ve evliyaların abdest aldığı düşünülen su kaynağı, yöre halkı tarafından büyük bir saygı ile korunmakta ve kirletilmemektedir. "Ziyaret suyu" olarak anılan bu su, akmamakta ve ne kadar alınırsa alınsın eksilmemektedir. Halk, bu suyun çeşitli hastalıklara iyi geldiğine inanmakta ve bu su ile banyo yapmaktadır. Ayrıca, yaylaya çıktıklarında sürülerini uyuz gibi hastalıklardan korumak için bu sudan üzerlerine serpmektedirler.
Köy halkı, ziyarete geldiklerinde önce bu su ile abdest almakta, ardından yaklaşık 150 metre yukarıda bulunan Ada’ya doğru dua ve niyazlarla tırmanmaktadır. Ziyarete kış mevsimi hariç her zaman gidilebilmektedir ve neredeyse her evin bir kurbana iştirak ettiği bu yolculuğa tüm köy halkı katılmaktadır. Kurbanlar kesilip yemekler yapılmakta ve gelenlere ikram edilmektedir. Yemeklerin ardından topluca namaz kılınıp dualar edilmekte ve dilekler dilenerek kamalak ağaçlarına çaput bağlanmaktadır.
Kutsal kabul edilen bu ağaçlara dokunulmamaktadır. Ağaçtan bir dal kesen kişinin kendisinin de bir uzvunun kesileceğine inanılmaktadır. Ağaçtan dal kesen bir köylünün elini kestiği, başka birisinin ise ağaç keserken baltayla bacağını yaraladığı anlatılmaktadır. Yaşlılar, ziyarete gideceklere "Ağaçlarına zarar vermeyin, ziyaret yerinin etrafını kirletmeyin, şayet mezar taşları düşmüş ise onları tekrar yerlerine koyun" diyerek uyarılarda bulunmaktadır.















