Üzerinde yaşadığımız bu toprakların her bir köşesi her
asırda yol gösteren, ışık olan bilgelerini de bağrında yetiştirmiştir. “Anadolu
Erenleri” her asırda var olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Ne var ki değişen
değer yargıları ile kamaşan gözler çoğu zaman bu değerleri görememektedir.
Aydınlarımız da Ferrarisini
satıp arayışa çıkacak denli
aydınlanmamıştır henüz…
Gönül
erenlerini, yürek insanlarını,
önden gidenleri anlatan eserleri
okuduğumda Robın Sharma'nın aylarca
“çok satanlar” listesinden inmeyen “Ferrari'sini
Satan Bilge”si düşer aklıma.
Yerli
yazarlarımızın yapamadığını yapar Robın
Sharma... Ülkemizdeki okuruna
kendi dedesinin de bir
bilge olduğunu, üstelik
de olmayan ferrarisini satmak zorunda olmayan bir bilge olduğunu
hatırlatır.
Esere ismini veren “Ferrari'sini Satan Bilge” bir avukattır
aslında. Batı dünyasının
dev şirketlerinin
efsaneleşmiş avukatı... En zor
davalar ona gelmekte
ve işini çok
iyi yapmaktadır... Karşılığı ise milyonlarca dolarlık servet... Özel
bir ada, bir
jet, muhteşem bir mâlikane
ve son model
ferrari... Buna karşın yorgun
ve çökmüş bir
vücut... Henüz elli yaşlarında iken yetmişlerde gibi
gösteren fiziki bir yapı...
Batılı yaşam tarzı
ve o yaşam
tarzının handikapları...
Bir anda olanlar olur ve mahkeme salonunda bir kalp krizi
geçirir Avukat Julian. Ölümden dönmüştür. Ölümden dönmüş olmakla birlikte bir
anda da kayboluvermiştir. Onu yıllarca kimse görmez. Milyonlarca dolarlık
mâlikanesini, özel adasını ve jetini
ferrarisi ile birlikte
satmış, ortalıktan yok olmuştur.
En yakın arkadaşı ve meslektaşı John, onun Hindistan'a
gittiğini duymuştur.
Yıllar yılları kovalar
ve bir gün
John'un ofisinin kapısı açılır ve otuz yaşlarında gösteren enerji dolu
bir insan girer içeriye... Bu avukatlık mesleğinin inceliklerini
kendisine öğreten ve yıllar
önce geçirdiği kalp
krizi sonrasında ortalıktan
kaybolan Avukat Julian'dır. Gözlerine inanamaz
John ve bunun
nasıl olduğunu öğrenmek ister.
Zaten Julian da bunu anlatmak için
oradadır. Himalaya dağlarında
Sivana bilgelerinden öğrendiklerini anlatmaya başlar.
Anlatılanlar aslında bildik gerçeklerdir.
Ninelerimizin, dedelerimizin, Anadolu'nun her köyünde, her
hanesinde anlattığı gerçek ve yaşanmış öyküler...
İşte Julian'ın ferrarisini satıp çıktığı Himalaya dağlarında
öğrendiği öykülerden biri:
Bir zamanlar sevgili kocasını yitirmiş olan zayıf, yaşlı bir
kadın varmış. Kadın yalnız kalınca oğlu,
gelini ve torunuyla
birlikte yaşamaya başlamış. Her
geçen gün yaşlı kadının gözleri bozulmaya, kulakları işitmemeğe başlamış. Bir
gün o kadar çok titremeğe başlamış ki kaşığındaki bezelyeler yere dökülmüş.
Oğlu ve gelini yaşlı kadının neden olduğu dağınıklıktan artık rahatsız olmuşlar
ve yeter diyerek yaşlı kadının yemeğini kilerde
ayrı bir yerde
yemesi için masasını ayırmışlar. Yaşlı kadın
tüm öğünlerini yalnız başına
o küçük kilerde
yerken yaşlı gözlerle odanın diğer ucundaki oğlu, gelini
ve torununu izlermiş.
Bir akşam yemekten hemen önce evin küçük kızı yerde
oturmuş oyuncak inşaat
setiyle oyalanmaktaymış. “Ne yapıyorsun?”
diye sormuş babası. Küçük kız ciddi bir sesle: “Sen ve annem için
küçük bir masa
yapıyorum” diye yanıtlamış. Sonra
devamla; “böylece ben büyüdüğümde köşede
oturup yemeğinizi
yiyebileceksiniz.”
Adam karısı ile birlikte sonsuzluk gibi gelen uzun bir
süre susmuşlar. Sonra
ağlamaya başlamışlar. İşte o zaman yaptıklarının anlamının ve sebep
oldukları üzüntünün farkına varmışlar. O akşam yaşlı kadını büyük yemek
masalarında onlarla birlikte olmak
üzere hakkı olan
yere oturtmuşlar tekrar. Bir daha da küçük bir parça yemek yere
döküldüğünde kimse yakınmamış.
Anlatılan öyküler bu tarz üzere uzayıp gidiyor. Her bir
öykünün eserdeki kaynağı Himalayalar olsa
da biz biliyoruz
ki aynı tür
öyküleri Anadolunun köy ve
kasabalarında duyageldi benim
insanım.
Robın Sharma'ya “Ferrari'sini Satan Bilge” ile
unuttuğumuz değerleri bize
bir kez daha hatırlattığı için teşekkürlerimizi
sunuyoruz…















