a)Hayatı:
Kaynaklarda Seyyid Nesîmî'nin doğum yeri ve tarihi hakkında
kesin bilgi bulunmamaktadır. İran kaynakları onun Şiraz ya da Şirvan'da
doğduğunu belirtirler. Osmanlı tezkirecilerinden Âşık
Çelebi Bursalı olduğunu ifade
ederken, Mehmet Tahir Efendi,
Diyarbakır/Nusaybin'de;
Tezkireci, Kastamonu'lu
Latîfî, Bağdat/Nesîmî karyesinde doğduğunu ve onun Türkmen asıllı
olduğunu iddia etmişlerdir.
Nesîmî'nin soyu ve gerçek adı hakkında da, farklı görüşler
vardır. Sıbt İbnü'l-Acemî, Nesîmî'nin gerçek adının Ali olduğunu yazar. Âşık
Çelebi, “Meşâirü'ş- şuara” Vr.133, isimli eserinde Nesîmî'nin Türkmen
asıllı olduğu ve
gerçek adı da
Ömer'dir der. “İmâdeddin” lakabı,
gerçek ismi yerine geçecek genel kadar
kabul görmüştür. Soy
itibariyle “Seyyid” olduğu için
de, “Seyyid” unvanını her
zaman kullanmıştır.
Kaynakların ekserisine göre, Seyyid Nesîmî, aslen “Türkmen”
veya “Azerbaycan Türküdür”. O iyi bir tahsil
görmüş, hem Türkçe,
hem de Farsça
divan yazmıştır. Genç yaşlarında
tasavvufa yönelmiş, devrinin
tanınmış mutasavvıflarından Bedreddin eş- Şiblîye bağlanmış
ise de, daha
sonra fikirleriyle herkesin
dikkatini üzerine çeken Fazlullah Hurufî'ye intisap etmiştir. Ve
O'nun sadık halifesi
olmuş,
Bakü'de, Şirvan'da ve daha birçok yerlerde Hurufiliği
yaymaya beraber çalışmışlardır. Hurufilik,
harflere rakamlar vererek mana çıkarmaktır.
Timurlenk, İran seferinde Hurufilikten rahatsızlık duymuş ve
Fazlullah'ın durumunu, Ahmet Hoca ile görüştükten sonra
Fazlullâh'ı idam ettirmiştir. Şeyhi'nin feci şekilde
öldürülmesi olayı Nesîmî'yi, çok fazla sarstığı için İran'dan ayrılıp
Anadolu'ya gelir. l. Murat zamanında Anadolu'da Diyarbakır, Karaman, Bursa ve
Ankara'ya kadar bir çok vilayetlere uğrar fakat umduğunu bulamaz. Kendini dinleyen
şeyhleri ve din ulularını
bulamadığı gibi, Hacı
Bayram-ı Velî'nin kendini huzura
bile almadığını görür
ve büsbütün ümitsizliğe düşer. Daha önce birkaç defa Suriye'ye gidip
Halep ve Şam şehirlerinde Hurufiliği kabul etmiş müritleri olduğu için onlarla
buluşmak amacıyla giderken yolu
Kahramanmaraş'a uğrar. Maraş
şeyhleri ve din uluları da kendini kabul etmek istemeyince:
“Rızkı Meraş'dan umarsan hoş değil Razzaku'l-erzâkımuz Merâş
değil”
Tuyuğunu yazıp,
yoluna devam eder.
Seyyid
Nesîmî'nin, Rakka'da yaşayan
meczup sıfatlı, uzun saçlı hâl ehli Şah Handan isminde bir kardeşi vardı.
O kardeşi Nesîmî'nin
durumundan haberdar olduğunda ona kısa bir mektup gönderir.
“Gel bu sırrı kimseye fâş eyleme Hûnı-hâsı âmeye âş eyleme”
(Gel bu sırrı kimseye açıklama; Eli ve ağzı kanlı haslarla
ile bütün halka aş eyleme) der. Kardeşi Şah Handan'ın gönderdiği anlamlı
mektubu alan Seyyid Nesîmî'de, kardeşi Şah Handan'a şu manzum mektubu gönderir:
1
Deryâyı muhît cûşa
geldi
Kevnile mekân hurûşa
geldi
2
Sırr-ı ezel oldı
âşikârâ
Ârif nice eylesün
müdârâ
3
Yer ü gök ârası Hak
oldı mutlak
Söyler def ü çeng ü
ney ene'l-Hak.
(Her yanı kuşatan deniz coştukça coştu, varlık da varlık
durağı da çoğaldıkça çoğaldı.)
(Ezel sırrı ortaya döküldü, âşık artık kime mudâra eylesin?)
(Yerle gök baştanbaşa mutlak olarak Hak oldu, bundan dolayı
def, saz ve ney Ene'l-Hak-benim der.)
b)Seyyid Nesîmî'nin Ölümü:
Suriye vilayetlerinde gezip Hurufîliğin yayılması için
uğraşan Seyyid Nesîmî'den zahirî din adamları ve şeyhleri rahatsız oldular. Her
gün kendilerine gelip Hurufîlik hakkında sorular sorup fetva isteyen halk
tabakaları, kadıları, müftüleri canından bezdiriyordu. Özellikle de:
“Tanrı'nın insan yüzünde tecelli etmesi” ve “bütün
organlarını harflerle izah”
etme fikirleri, Sünnî çevrelerde tepkiyle karşılandı. Halep
uleması onun ulûhiyet iddia ettiğini ileri sürerek katline fetva verdi. Bu
fetva Memlûk Sultanı el-Melikü'l- Müeyyed Şeyh el- Mahmûdî'nin
onayını alan saltanat
nâibi Emir Yeşbek tarafından
boynu vurulup derisi yüzülmek suretiyle uygulandı.
İslâm inancına uymayan şu sözlerin doğru veya yanlış olduğu
hakkında halk müftülerden
fetva istiyorlardı:
Dâim Ene'l-Hak söylerem Hak'dan çü Mansûr olmışam bu sözleri
kabul edip, kendisi de:
“Mansur ene'l-Hak söyledi
Hak'dur sözü Hak söyledi” Latifî tezkiresi Vr.97b.
(Mansur ben Hakk'ım
dedi, Hak sözü,
Hak söyledi) gibi inancı zedeleyici sözleriyle; Evrende bulunan her şey Allah'tır manasına
gelen:
“Lâ-mevcûde illâ Allah” (Allah'tan başka hiçbir şey
yoktur)inancını da yaymaya çalıştığı için: Halep şehrinde toplanan Arap
hocaları, Nesîmî'nin halka anlattığı sözlerin şer'i şerif'e aykırı olduğuna
ittifakla karar verdiler.
Mısır Sultanı Melikü'l-Müeyyed, Nesîmî hakkında verilen
fetvayı(hükmü) tasdik edip, söyle emretti:
“Derisi yüzüle, ölüsü Halep'te 7 gün teşhir edile, durumu
herkese duyurula, sonra uzuvları parçalana, birer parçasın
Zülkadiroğlu Ali Bey'le
kardeşi Nasirü'd-din'e; bir parçasını da Kara Yülük Osman'a ve
Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah'a gönderile.”
İmâdeddin Seyyid Nesîmî
derisi yüzülerek öldürüldü.
Ferâfire Mahallesi'ndeki hükümet konağı yakınında Sultan Hamamı bitişiğinde,
kendi adıyla anılan Tekye'de gömüldü.”
Hüseyin Hallac-ı Mansur,
Fazlullah Hurufî ve Seyyid
Nesîmî her üçü
de inandıkları düşünceleri nedeniyle İslâm din adamlarınca
şer'i şerife aykırı olarak her üçü de feci şekilde öldürüldüler. Bunların her
üçü de birer tavır adamı olduklarından inandıkları felsefeden canları pahasına
dönmediler.
c)Ölümü Hakkında Efsaneler:
Seyyid
Nesîmî'nin ölümü hakkında
bazı kaynaklara göre, ölüsü bir hafta halka teşhir edilmiştir. Ölümü sonrası
bazı çevreler bu
acıyı efsaneleştirmişlerdir. Örnek olarak;
Nesîmî, “Ene'l-Hakk'ım” sözünü söylediği zaman Hz. Muhammed,
Nesîmî'ye “sen benim
şeriat çadırımdan bir delik açtın” der. Nesîmî de:
“Yâ Rasulllah açtığım
deliği, kendi derimle yamarım” demiş.
Derisinin yüzülmesinden hiç
acı duymamış ve hep gülmüştür.
Ölümüne fetva veren kadı:
“Nesîmî'nin kanı, kimin üzerine değerse, değdiği yeri kesmek
gerekir” demiş. Nesîmî'nin
derisi yüzülürken, Kadı'nın parmak ucuna bir damla kan isabet etmiş.
Kadı efendi o kanı ne yaptıysa silip giderememiştir. Nesîmî,
“bir parmak'a dahi dayanamıyorsun Ey Kadı!” Der.
Nesîmî, derisi
yüzüldükten sonra deriyi, omzuna atıp:
“Canı verdiysek de
postu kurtardık
elhamdülillah” deyip Halep'in üç
kapısından aynı anda çıktığı rivayet edilmiştir.
d)Seyyid Nesîmî'nin Eserleri: 1.Türkçe Divanı:
Çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları bulunan divanı yanında,
birçok şiir mecmualarında
ve cönklerde de şiirleri vardır. Burada dikkat edilecek nokta, heceli
olan şiirler Âşık Nesîmî'ye ait olmayıp daha sonra yaşamış olan Kul Nesimi'ye
aittir.
Hüseyin Ayan, Türkçe Divanı üzerinde doktora çalışma yapıp
iki cilt halinde
yayımlamıştır. Bu yayıma göre,
Divan'da üç mesnevi, 457 gazel, dört müstezad, bir murabba, üç terciibend, 315
tuyuğ, dört beyit bulunmaktadır.(İslâm Ansl.)
Fatih Köksal Türkiye'de basılan
Nesimi Divanlarında yer almayan 36,
Ömer Zülfe'de 16
yeni tuyuğ tesbit etmişlerdir.(İslâm Ansl.)
Görülüyor ki, Nesimi'de Kadı Burhaneddin gibi halk zevkini
devam ettiren tuyuğlar yazmıştır. Fakat Nesîmî'nin en güzel şiirleri gazel
tarzında yazdığı İlâhi aşkı terennüm eden Türkçe manzumeleridir.
2.Farsça Dîvanı:
Nesîmî'nin
basılmış olan dîvanı
yanında şiir mecmualarında muhtelif
şiirlerine rastlanır. Farsça divanında bulunan şiirlerde Fazlullah
Hurûfî'yi sıkça methetmiş, Hurûfilikle ilgili konulara yer vermiş ve Hz. Ali
ile 12 imamlara methiyeler yazmıştır.
3.Mükaddimetü'l-hakâik
Fazlullah Hurûfi'nin Cavidan isimli kitabı esas alınarak
yazılmış olan bu kitabın gerçekten Seyyid Nesîmî'nin olup
olmadığı şüphelidir. Seyyid Nesîmî'nin gazellerinden biri:
Gazeli
1
Çün beni Bezm-i Ezel'de eyledi ol yâr mest
Ol cihetden görünür bu çeşmime deyyâr mest
(O sevgili, beni
daha Ezel toplantısında kendimden geçirdi.
Onun içindir ki bu gözlerime herkes sarhoş görünüyor.)
2
Aşk-ı Subhanî meyinden vâlih oldı şöyle bil
Arş mest ü ferş mest ü kevkeb-i seyyâr mest
(Şöyle bil: İlâhî
aşk şarabından içip
hayran oldukları içindir ki gökler sarhoş, yerler sarhoş, dönen, dolaşan
yıldızlar sarhoştur.)
3
Enbiya vü evliya vü asfiya vü etkiya
Oldular Hak meclisinde şöyle bi-hüşyâr mest
(Peygamberler, ermişler, temiz gönüllüler, Allah korkusu
duyanlar (Tanrı aşkıyla) akıllarını yitirerek Tanrı meclisinde kendilerinden
geçmişlerdir.)
4
Gönlümüz nûr-ı tecellî cismimizdir Kûh-i Tûr
Canımız dîdâre karşı oldu “Mûsâ” “var” mest
(Bizim gönlümüz tecellî nûru'dur; vücûdumuz Tanrı güzelliğinin
görünüşü karşısında Mûsâ
gibi baygın düşmüştür.)
5
Ey Nesîmî sırr-ı Hakk'ın mahremi sensin bugün
Söyledin kudret diliyle man'ni-i esrâr mest
(Ey Nesîmî! Bugün, Tanrı sırlarını yakından bilen kişi sensin.
Sen bu sırların
manasını kendinden geçerek,
kudret diliyle söyledin.)
e)Nesîmî'nin Etkileri:
Türk
edebiyatında önemli etkisi
olan Seyyid Nesîmî'nin en çok
Mutasavvıf şâirler ile bütün halk şairleri
üzerinde etkili olmuştur.
Şiirlerinde “Elest
bezmin”den bahsetmeyen halk
şairi yok gibidir. Bilhassa Alevi-Bektaşi şairler
Nesimi'yi yedi büyük şairlerden sayarlar ve büyük saygı duyarlar.
XV. yüzyılda yaşayan
Âzeri şair Habîbî; Diyarbakırlı Halîlî, Karakoyunlu
hükümdarlarından Cihan Şah(Hakîkî); Hurûfî şairlerden Refîî ve Panâhî,
XVl. yüzyılda Arşî
ve Usûlî gibi
şairler etkilenmişlerdir. Şah İsmail Hatâî de, Nesîmî'den etkilenen ve
ona nazireler yazan şairlerdendir. Seyyid Nesîmî'nin Anadolu'ya yamadığı
Hurufiliği yaymak için kendi çevresinde
yetişmiş veya yetiştirilmiş şairleri ve şeyhleri Andolu'ya
göndermek suretiyle bunlara hem mezhebî
hem siyâsi propaganda yaptırmıştır. Mesela,
onlardan biri de,
Şeyh Temennâî'dir.
Şeyh Temennâî, siyasî
amaçla gönderilen Şah İsmail'in
Dâi'sidir. Siyasi amacına
ulaşmak için Kayseri, yakınlarında
ki Yılanlı Dağı'na gelip yerleşmiştir. Şeyh diye yanına gelen
yüzlerce adam işsiz, hırsız, asker kaçağı, yaramaz adamları toplamış
onlara dini terbiye
yerine askeri talim
yaptırarak, “cennetin ve hurilerin hepsi dünyadadır. Boş yere çula
çaputa secde etmeyin, insan ot gibi, dünyada biter, ot gibi kurur gider. Sağ
iken dünya nimetlerinden fazlaca faydalanmasını
bilin ve zaten
sizin namazını ve orucunuzu benden önceki şeyhler
kılmıştır.” Der.
Şeyh Temennâî'nin sapık düşüncelerinden bazıları şöyledir:
1
“Ey sanem sen mazharu' Allâhsın
Nusha-i cümle kelâmu'llâhsın”
(Ey put gibi
güzel sen Allah'ın
tecellisisin.
Bütünden bir örnek olmakla Allah'ın emrisin)
Deyip, gördükleri güzele secde ederlerdi. Veya başka bir
şiirinde:
2
“Sofu kalender ol gel kazıt saçı sakalı
Sana bu bir tuzaktır gider bu kîl ü kâli”
(İbadet düşkünü gel saçı sakalı kazıt. Sana bu bir tuzaktır
dedi koduyu gider)
Veya bir başka şiirinde de:
3
“Ebleh olma sofu virme nakd-i ömrü nesneye
Gözün aç dîdârı cennet hûr ü gılman bundadır”
Latifî Vr. 73b
(Aptal olma sofu değerli ömrünü boşa harcama. Gözünü aç
cennetin güzellikleri huri
ve gılman buradadır)
Sultan Bayezit zamanında çoğunu kılıçla, kimisini de,
yakarak ortadan kaldırdılar. İçlerinden dokuz kişi kurtulduğundan, daha sonra
“dokuz Osmanlar” adıyla gizli bir tarikat meydana getirmişlerdir.















