İnsan elbet bir gün öleceğini bildiği halde ölümden neden
korkar ki?
Evden çıkmakta zorlanıyor, kalabalık ortamlarda bulunmak
istemiyor, tünele girmekte, sinema veya tiyatroya gitmekte hatta kapalı
otoparklarda bulunmaktan ve asansör, uçak, otobüse binmekten korkuyorsanız agorafobi olabilirsiniz! Uzmanlar bu durumun kişilerde kontrol kaybı, kalp
krizi ve ölüm gibi düşüncelere sebep olduğuna dikkat çekiyor.
Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi’nden Uzm. Klinik
Psikolog Serkan Elçi, agorafobi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.
“Çoğu insan bazı şeylere karşı korku yaşamaktadır. BÖlümü Akla Getiren Korkular
unlar;
doğaüstü varlıklar, hayvanlar veya evde yalnız kalmak gibi şeyler olabilir.
Agorafobi ise kelime anlamı olarak alan korkusu anlamına gelmektedir” diyen
Serkan Elçi,
“Bu korku, kişinin bir alana sıkışmış hissi yarattığı,
utanılacak bir duruma düşecekmiş gibi düşündüğü, panikleyip, bulunduğu ortamdan
çıkamayıp, kaçamayacakmış gibi gelen bir anksiyete bozukluğu olarak
tanımlanmaktadır. Kontrolü kaybedip delirecekmiş gibi, kalp krizi geçirecek
hatta ölecekmiş gibi düşüncelere sebep olmaktadır. Bu hale vardığında da
kimsenin kendisine yardım edemeyeceğini düşünmektedir. Kişi bu düşünceyle
beraber ya evden dahi çıkmak istememekte ya da yanında güvendiği birinin
varlığını istemektedir” şeklinde konuştu.
En çok, panik bozuklukla birlikte görülüyor
Agorafobinin en fazla panik bozuklukla birlikte görüldüğünü
belirten Elçi, “Hatta birçok belirtileri birbiriyle örtüşmektedir. Fakat panik
bozukluk kendini ataklarla göstermektedir. Bu atakların zamanı, yeri hiç belli
olmayabilir; fakat agorafobide özellikle bir alan olması gerekmektedir. Bu
alanlar spesifik olacağı gibi, ev dışı tüm alanlara da yayılabilmektedir.
Oluşan olumsuz düşünce içeriği sinir sistemini de uyarmakta, bu uyarım da
vücudun alarm moduna geçmesine neden olmaktadır” dedi.
“Agorafobi temelde anksiyete bozukluğu çatısı altında
bulunduğu için diğer anksiyete bozuklarının yaşanması da agorafobinin zaman
zaman kendini göstermesine neden olabilmektedir” diyen Klinik Psikolog Serkan
Elçi, “Çünkü birçok rahatsızlıkta olduğu gibi kendi içinde yer değiştirmesi
mümkündür. Bu hastalıklar panik bozukluğun yanı sıra; yaygın anksiyete
bozukluğu, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı), travma
sonrası stres bozukluğu, madde kullanımının sebep olduğu anksiyete bozuklukları
ve özgül fobilerdir. Bunların dışında depresyon ve bazı kişilik özellikleri ile
birlikte de görülebilir” diye konuştu.
Agorafobinin belirtileri nelerdir?
Klinik Psikolog Serkan Elçi, agorafobinin belirtilerini
şöyle sıraladı:
- “Kişi evden çıkmakta zorlanıyor veya tek başına
çıkmıyorsa,
- Kalabalık ortamlarda bulunmak istemiyorsa,
- Tünele girmekte, sinema veya tiyatroya gitmekte, kapalı
otoparklarda bulunmakta, MR cihazı gibi dar alanlarda bulunmakta zorlanıyorsa,
- Asansör, uçak, otobüs gibi yerlerde bulunamıyorsa,
- Bu tür yerlerde bulunduğunda panikleyip, nefes darlığı
çekeceğini, bayılacağını, kalp krizi geçireceğini veya bayılacağını düşünüp,
istediği zaman o ortamdan çıkamayacağını düşünüyorsa,
- Günün büyük bölümü bu kaygılar ile geçiyorsa,
- Kaygılar aile, iş veya okul yaşantısını etkiliyorsa,
- Bu kaygıyı kontrol altına alamıyorsa,
- Yaşanan bu durum 6 aydan daha uzun süredir devam ediyorsa
agorafobinin varlığından söz edilebilir.”
Obsesif kişilik özellikleri olanlarda daha sık görülüyor
Temel sorunun kontrolü kaybetmek olduğu için, kişinin
kontrolün kendisinde olmadığını düşündüğü alanlarda bu rahatsızlığın açığa
çıktığını ifade eden Elçi, “Bu durumun kişilik özellikleri ile de bağlantılı
olduğu söylenebilir. ‘Mükemmeliyetçi’ diye tanınan obsesif kişilik özellikleri
olanlarda bu rahatsızlığın görülme sıklığı daha fazladır. Çünkü bu kişilik
özelliği ‘hep ya da hiç’ ilkesi ile hayatını sürdürmektir. Yani uçağa
bindiğinde ya çok rahat olacak ya da hiç binmeyecektir” diyerek, agorafobinin hangi
durumlarda meydana geldiğini şu şekilde ifade etti:
- “Sinir sistemi ile bağlantılı olarak biyolojik nedenler
varsa,
- Kişi taciz, tecavüz, doğal afet, beklenmedik yakın kaybı
gibi herhangi bir travmaya maruz kaldıysa,
- Ailede bu tür bir rahatsızlığı olan birisi varsa ve
kişiyle uzun süre birlikte vakit geçirmiş, model aldığı biriyse,
- Metro, uçak, asansör gibi kontrolün kendisinde olmadığı
alanlar olduğunda agorafobi meydana gelebilir.”
Agorafobi hastalarının psikiyatrik destek alması gerekiyor
“Kişinin öncelikle korktuğu, kaygı duyduğu alanın ne
olduğunu kavraması ve ‘kademeli’ olarak bu alana kendini maruz bırakması
önemlidir. Eğer denemelerle bunu başarabiliyorsa agorafobi noktasına gelmeden
bu kaygısını yenmiş olacaktır” diyen Serkan Elçi,
“Fakat tanı alacak düzeyde olan agorafobi hastalarının
psikiyatri başvurusu yapması gerekmektedir. Psikiyatrik olarak tablo
oluşturulmasından sonra terapi süreci devreye girmelidir. En yaygın olan
‘bilişsel davranışçı terapi’ yöntemidir. Bu terapi yöntemi ile kişi zihninde bu
kaygıyla birlikte neler olduğunu görüyor olacak, olası sonuçları
hesaplayabilecek, aşamalı olarak da bu kaygının üzerine gidebiliyor olacaktır.
Bunların yanı sıra hangi durumların bu kaygıyı tetiklediği, kaygı geldiği zaman
nasıl üstesinden geleceğini, sosyal ortamda bu kaygıyı nasıl kontrol
edebileceğini de kişi öğreniyor olacaktır. Bir diğer terapi ise EMDR
terapisidir. Genellikle travma tedavisinin terapi yöntemi olarak bilinse de
agorafobi gibi anksiyete bozukluklarında da oldukça işlevseldir. EMDR ile
kişinin negatif düşünce içeriği ele alınır ve sistemik olarak kişi bu düşünceye
karşı duyarsızlaştırılır. Son olarak son dönemlerde bazı kurumlarda
kullanılmaya başlanan sanal gerçeklik gözlükleri ile de agorafobi oldukça
olumlu sonuçlar vermektedir. Sanal gerçeklik gözlüğü ile bir terapistin
kontrolü dâhilinde MR cihazı, kapalı alan, yükseklik, asansör vb. kaygılar
çalışılmakta, sanki o anı yaşıyormuşçasına kontrollü şekilde kişiler bu
kaygıdan kurtulmaktadır” şeklinde konuştu.
Verilen egzersizlere uyum sağlanması, tedavi sürecini
hızlandırıyor
Serkan Elçi, “Eğer kişi agorafobiden dolayı evden
çıkamayacak hale gelmişse, başlangıç aşamasında internet üzerinden görüntülü
konuşma yapılması mümkün olup, ileri evrelerde bu tür tedavilerin yapıldığı
hastanelere yatış gerekebilir” diyerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu tedavi süreçlerinde kişinin terapistine güveni, verilen
egzersizlere uyum sağlayabilmesi, tedavi esnasında alkol, uyuşturucu vb.
maddelerden uzak kalabilmesi de iyileşme sürecine hız kazandıracaktır.”















