Barındırdığı
dram öğeleriyle izleyenlerin kalbinde derin bir sızı bırakmaya hazırlanan TÜRK
İŞİ DONDURMA; Birinci Dünya Savaşı sırasında kader arkadaşı olarak Avustralya’da
yaşayan Dondurmacı Mehmet (Ali Atay) ile Deveci Ali’ nin (Erkan Kolçak
Köstendil) öyküsünü anlatıyor. İki yakın arkadaşın, memleketlerinden binlerce
kilometre ötede verdikleri yaşam mücadelesini merkeze alan film, bu sırada
Osmanlı İmparatorluğu’nu pençesine alan acımasız savaşa milliyetçi duygularla
destek olabilmek için çırpınışlarına odaklanıyor.
15 Mart’ta vizyona girecek TÜRK İŞİ DONDURMA filminde görüntü ve
sesle aktarılan duyguları müzikle zirveye taşıyan isim ise AYLA da olduğu gibi
efsanevi müzisyen Fahir Atakoğlu..
“Dönemin Avustralya’sını ve duyguların yoğunluğunu aktarmaya
çalıştım”
Senaryo aşamasından itibaren filmin içinde olan
Atakoğlu;“Senaryo üzerinden temalar yazmaya başladım, görüntüler geldikçe
temaları düzenledim” dedi.
“İçinde mizah unsuru olan bir film vardı karşımda ama çok
dramatik de bir yapısı ve beklenmedik şekilde değişen bir konusu var. Mizah
yönünü verebilmek için “Dondurmam Buz Gibi Buz” şarkısını farklı
enstrümanlarla, 1900’lerin banjo tınılarını ekleyerek, Avustralya’nın o zamanki
görüntüsüne ters gelmeyecek tınılarla yeniden düzenledim. Aynı zamanda filmde
savaş var, aşk var, büyük kayıplar var. Açıkça söyleyebilirim; öyle güzel bir film olmuş ki
bütün duyguları çok orantılı bir şekilde içeriyor. Konunun dramatik yapısını
vermek için de büyük orkestra için besteler yaptım. Savaş sahneleri için
vurmalı çalgıları ön plana çıkardım” dedi.
“Filmi izlerken ağlarken gülüyorsun, gülerken ağlıyorsun”
Çeşitli duyguların bir arada harmanlandığı bir film olduğunu
söyleyen Atakaoğlu; “Üzülüyorsun, hüzünleniyorsun ama gülerken ağladığın bir
hava var. İçe dokunan, bir yanıyla da gerçek hayat hikayesinden esinlenerek
uyarlanan bir film. Çok severek, zevk alarak çalıştığım bir film oldu. Sete de gittim, çekimleri gördüm,
havayı soludum. Başroldeki oyuncularla sette bir araya geldik, konuştuk.
Ayla’da yaşamadığım bir durumdu, sete gitmemiştim. Çok faydası oldu. Setin
havasına girip, o kostümleri, dekoru, sıfırdan yaratılan devasa platoyu,
atmosferi görmenin bana çok faydası oldu, bazı tınılar kendi kendine geldi. O
zaman buldum, banjo koymayı, deve için şöyle bir müzik olmalı diye düşündüm”
dedi.
Fahir Atakoğlu; “2
saati geçen filmlerde genelde 40-50 yerde müzik geliyor. 6-7 tema üzerine
dönüyor. İngilizler’in Avustralya’lıları savaşa göndermesi için görevlendirdiği
İngiliz subayın varlığının altını çizen temalar, çok çok küçük yaşta çocukların
savaşa gönderilmesini durumunun altını çizen temalar, yolculuk teması, aşk
teması filme güç katıyor ve böyle böyle gelişti müzikler” dedi.















