Yüz yıl evvelinde bugünün modern toplumları, bugünün başımıza
medeniyet havarileri, bugünün insan
hakları savunuculuğunu üstlenmiş
olan milletlerin “hasta adam”
dedikleri Osmanlı
İmparatorluğunun zayıflamasını fırsat bilerek çeşitli bahane ve ürettikleri
entrikalarla yeraltı kaynakları, konum
ve kültürel zenginlik
ihtiva eden Anadolu topraklarını
paylaşma yoluna gitmişlerdi. Buna zemin hazırlayan birinci dünya savaşı mağlubiyeti,
imzalanan Mondros ateşkes antlaşması
olanağı ile ilk
işgal kaderin içinde sakladığı gizem gibi 22 Şubatta 1919 da
İngiliz birliklerinin Maraş
topraklarına ayak basmasıyla fiilen
başlamıştır. Sonrasında işgalci İngilizlerin çekilmesi
işgali sonlandırmamış
Fransızların ve içimizde ki işbirlikçilerin desteği ile devam etmiştir.
Zulmün yaşadığı dönemlerde Anadolu'nun o günkü durumu
herkesçe malumdur. Yıllarca süren savaşların verdiği yokluk, çaresizlik,
insanımızın belini kırmıştır. İşgalin
sadece Maraş topraklarında
değil birçok ilimizde vuku
bulması Maraş insanının
vereceği kurtuluş
mücadelesinde ki yalnızlığının
gerçekliği kadar işgalcilere karşı verilecek mücadelenin başka illerde ki
insanımıza da ilham
kaynağı olacağı aşikârdır.
Kurtuluş
mücadelesinin belirli bir
plan ve örgütlenme dâhilinde
başlamadığını: ''Fransız
devriyeleri ile birlikte hareket eden Ermeni güçlerin 31 Ekim 1919'da
tarihi Uzunoluk Hamamından
çıkan kadınlarımıza hakaret etmeleri, kıyafetlerine müdahale
etmeleri bunun akabinde
sarkıntılıklarını devam
ettirmeleridir. Bu zulmün
karşısında ilk tepkiyi canlarını ortaya
koyan Çakmakçı Said
ve Gaffar Kabuloğlu Osman'ın
yaralanması bu olayların cereyan ettiği yerde işyeri olan Sütçü İmam'ın
olaylara tanıklık etmesi sonucu tabancasını
alarak Çakmakçı Said'i yaralayan işgalci
askere sıktığı kurşun
ile'' kendiliğinden başladığına tanık oluyoruz. Artık kurşun
namludan çıkmıştır. Artık zulüm
şiddetini artırarak devam ederken
bunun karşısında durmanın
vakti gelmiştir. Kurtuluş mücadelesinde
destanlar yazan isimleri tek tek
yazılması imkânsız her yiğit, onurlu, Maraş
insanının girdiği bu
mücadele aynı kaderi yaşayan diğer
illerimize de ilham
kaynağı olmaya yetmişti. Bu yönü
ile değerlendirdiğimizde Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atılmasında ki en
önemli temel olaylardan birinin
Maraş ilinin kurtuluş mücadelesi başlatması bunun etkileri
ile Urfa, Antep gibi illerin de mücadele başlatıp işgal kuvvetlerinin
başka illere özellikle Ankara'ya varmaları
plan ve hevesini kırmasına sebep
olmuştur. Oysa Maraş halkı beklenen işgale karşı ''Maraş Müdafaa-i Milliyesi
adına Hayrullah Beye, Mustafa
Kemal ile nasıl davranacakları, nasıl
hareket edecekleri konusunda görüşmesi ve akabinde bilgi
vermesini istemeleri'' bir planın
olduğunu lakin mücadelenin
bu plandan bağımsız başladığını
gözlemliyoruz.
Maraş ilinin verdiği mucizevî kurtuluş mücadelesi
galibiyet ile sonuçlanınca Anadolu insanına kazandırdığı moral,
isteklendirme çok önemlidir. Maddi yönden imkânsızlıkların
belini kırdığı insanlar verecekleri
mücadelenin artık zaferle
sonuçlanma umudunu
hissediyordu. Bu hissiyat
onların yüreklerinde ki azmi, mücadele etme dirençlerini taze tutmaya
yetiyordu.
Bu kutlu mücadele
suya atılmış taşın
yaydığı halkalar gibi yayılıp, yıkılan imparatorluğun yerine kurulan
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş şanlı tarihine yaldızlarla yazılan kahramanlık
destanlarının sayısızca olmasının
ilk ilham kaynağıdır. Sade bir
bakışla bakıldığında fark edilmeyen
ilk olmanın zorluğu derinlere inildiğinde
daha net fark
edilecektir. Bu kanıyı en
iyi idrak edecek
gönüller; yaşam serüvenlerinde girdikleri
örneği olmayan mücadelelerden
galibiyet ile ayrılanlar olacaktır. Bu güzide
insanlar arkası sıra
gelenlere yol açma mihmandarlığını en
ala şekilde yapmışlardır.
Bu onların başarısı kadar içinde var oldukları toplumun da yüceliğini,
yiğitliğini, ulviyetini gösterir.
Maraş'ın
kurtuluşunda öne çıkan
birkaç insandan biri olan Ulu Cami imamının verdiği fetvada dediği
''işgal altında bulunan bir ülkede cuma namazı kılınmaz.'' sözü kadar Maraş
halkının söylediği ''Maraş bize
mezar olmadan düşmana
gülzar olmaz'' sözü yukarıda bahsettiğim bu yöre insanının
taşıdığı sıfatlar için yeterli bir gerekçedir.
İşgalci İngilizlerin sonradan söylediği “Fransızlar arı kovanına
çomak soktu'' söylevi
onların ileriyi görme mahareti
kadar bu bölge
insanının temel özelliklerini de
ortaya çıkarmaya yeten
bir söz olmuştur. Çünkü bal
arıları kovanına bir zeval geldiği anda
kovanını canı pahasına
savunur. Bal arıları insanları ısırdıktan
sonra maalesef hayatlarını kaybeder. Sonu
ölüm dahi olsa
içgüdüsel olarak kovanlarını koruma
genine sahip arılar
üstünden benzetme sanatına koyulan işgalci İngilizlerin edebiyat
sahasında ki başarıları kadar başarılı bir mücadeleye imza atan o dönemde
yaşamış her birey ''bu gün biz edebiyatçıların
anlatmakta zorlandığı, ulvi
bir sıfat bulmakta çaresiz
kaldığı minvalde'' değerlidir.
Yüzüncü kurtuluş yıldönümünde
kahraman insanlarımızı
rahmet, minnet ve
şükranla yâd ediyorken o
insanların sayesinde Maraş ülkenin güzide sanatçılarına, şairlerine ve
yazarlarına gülzar olmakla kalmadı ülkenin nevi şahsına münhasır bir vilayeti
olma sıfatına da kavuşmuş oldu















