Mantığın temel formu
“kıyas”tır. Gerek bireysel
akıllarda gerekse toplumsal akılda tek bir
mantık yoktur. İnsanın
mantık sistemi başlıca; göreceleme
ve özdeşlememantığı olmak üzere,
iki ana segmentten
oluşur. Göreceleme mantığı da hiçliksel ve varlıksal
görecelememantığı olmak üzere
iki alt segmente ayrılır.
Üç mantık segmenti birbirlerine ayrılıklar (çelişkiler)
ile bağlıdırlar. Aklın mantık sistemi, segmentlerin çelişkiyle birbirlerine bağlandıkları, bir
“çelişkili bütünlük” olarak yapılanmış olup, sistemi aklın duygulanma
sistemi harekete geçirir ve sistem segmentler arasındaki çelişkiler ile
hareketini sürdürür.
Mantık sistemine biraz
daha yakından bakalım.
“ Göreceleme mantığı
” olarak adlandırdığımız mantık segmenti, yaygın olarak “diyalektik mantık”
olarak bilinir. Bu mantık segmenti, şeyler arasında görecelilik ilişkileri
kurarak hareket eder. Akıl
kapsamına aldığı şeyleri, ayrılıklarına
göre birbirlerine görecelemek suretiyle
birbirlerinden ayırır.
Göreceli
ayrılıkları, aynı zamanda
şeylerin birbirlerine göreceli bağlılığıdır da. Başka bir deyişle, akıl
göreceleme mantığı ile
şeyleri, birbirleriyle
ayrılıkları üzerinden birbirlerine bağlar. Aralarındaki bu
çelişkili ilişkide, şeyler birbirleri karşısında, dönüşümlü olarak varlık-
hiçlik konumunda olurlar.
Söylediklerimizi basit bir örnekle açıklayalım. Evrendeki bütün şeylerin
akıl ile birlikte elma, armut ve şeftaliden ibaret olduğunu varsayalım. Akıl
gözlerini açar açmaz birşeyler görüyor
olması dolayımıyla,
herşeyden önce “düşünüyorum”
diyerek kendini fark eder. Buna müteakip elma, armut ve şeftaliden başka
bir şey(ler) olup
olmadığı merakıyla ufkun ötesine bakar. Ufkun ötesinde “hiçlikten” başka
“bir şey” olmadığından emin olur ve gördüğü
şeyleri kapsamına alarak, dördüne birden “varlık” der. Bu kez
dikkatini elma, armut ve şeftaliye yöneltir ve aralarında bazı bakımlardan
ayrılık olduğunu görür. Akla, elma,
armut ve şeftali
arasındaki ayrılıkları görmesini sağlayan
şey; içindeki göreceleme mantığıdır. Ancak, aynı anda üçünü
birden ayırt edemez; aralarından birini
seçip diğerlerini dışlayarak
ayırt eder. Seçilen şey “var edilen”,
dışlanan şey de “hiç edilen”dir. Biz bu işleme “hiç ederek var etme” diyoruz.
Psikolojide buna “şekil-zemin ilişkisi” denir. Hiç ederek var etme
durumunu, a ş a ğı daki ş ekle
bakarak deneyimleyebilirsiniz.
Bu şekle baktığınızda, hem vazoyu hem de iki insan
profilini aynı anda göremez, birisini şekil, diğerini zemin olarak
görebilirsiniz. Orada iki
ayrı şekil olduğunu bilmenize rağmen, şekiller sürekli
yer değiştirir. Başlangıçtaki
kişisel seçiminize göre,
(önce) vazoyu (veya profilleri)
var, profilleri (veya vazoyu) hiç edersiniz. Elma, armut ve
şeftaliyi de aynışekilde ilişkilendiririz.
Örneğin elmayı var
ederken, armut ve şeftaliyi
hiç; armutu var
ederken, elma ve şeftaliyi
hiç; şeftaliyi var
ederken, elma ve armutu hiç ederiz. Böylece her birisini
varlık ve hiçlik (ya da şekil ve zemin) konumuna koymuş oluruz; her birisi hem
şekil hem zemin olmuş olur. İşte aklımızın göreceleme mantığı böyle işler.
Aklın mantık sistemini,
diğer duygularla mantık sistemi
arasında köprü olan
“merak duygusu” harekete geçirir.
Göreceleme mantığının ilk hareketi, aklın varlık ve hiçliği
kıyaslayarak, varlığı yani kendisini keşfettiği “hiçliksel göreceleme
mantığı”dır. Buna “hiçliksel” dememizin
nedeni, varlık-hiçlik
kıyaslamasında hiçliğe odaklanıp,
hiçliğin peşinde koşarken, “sonsuz düşünme olanağına sahip şey” olarak
aklın kendini keşfetmesidir. “Akılcılar”
tarafından kullanılan bu
mantık, çeşitli düşünürlerce çeşitli
biçimlerde kullanılmış olmakla birlikte, esası; mevcut bilgi sistemini oluşturan
kavramları, göreceli bağlamları
üzerinden geriye doğru çöze çöze, şeyler
arasındaki hiçlik ilişkileri
üzerinden “mutlak hiçlik”e ve onun göreceli bağlamı olan “mutlak varlık”a
ulaşılmasıdır. Akıl, elma, armut
ve şeftaliden ibaret evren örneğimizde bu, aklın “düşünüyorum” dediği
aşamadır. Göreceleme mantığının bu alt segmenti, felsefe tarihinde
“idealist diyalektik” olarak karşımıza çıkar. Aklın kendini keşfetmesi aynı
anda hiçliğe göreceli olarak varlığı da keşfetmesidir. Akıl hiçliğe göreceli
olarak varlığı keşfettiği anda, bu kez
varlığa odaklanıp, içine
alarak varlık tiplerini
birbirlerine göreceleyerek, aralarındaki ayrılıkları kıyaslayıp birbirine
bağlayarak bilgi sistemine yerleştirir. Başka
bir deyişle, bir şey(ler)i
başka şey(ler)e göreceli
olarak bir şey(ler) yapar.
Göreceleme mantığının bu diğer alt segmentini, hiçliğe kıyasla varlığa odaklı
olduğu için, “varlıksal göreceleme
mantığı” olarak adlandırdık. Hiçliği
dışlayıp, varlığa odaklanmakla,
hiçliksel ve varlıksal göreceleme mantıkları arasında çelişki doğar. Göreceleme
mantığının bu segmenti
de “materyalist diyalektik” olarak
karşımıza çıkar. Varlıksal göreceleme mantığı,
elma, armut ve
şeftali örneğinde
gösterdiğimiz gibi; varlığın
içinde hareket ederken varlık-hiçlikkıyası yaparak ve hep var ederek
ilerler. Şeyler kümesi içinden, seçmediği olguları hiç ederken seçtiği olguyu
var eder. Böylece bütün olgular, birbirleriyle ayrılıkları üzerinden
kıyaslanırken hem varlık hem hiçlik olurlar.
Yukarıdaki şekilde, vazo ile profiller
arasında oluşan şekil-zemin
ilişkisi, göreceleme mantığının etkinliğinin sonucudur. Göreceleme
süreci sonsuza dek sürebilir ve bu süreç içinde bir ayrılıklar/bağlantılar
silsilesi ve örgüsü ortaya çıkar. Bu durumda her bir varlık tipinin anlamı
diğer bütün tiplerle
ayrılıklar üzerinden bağlantılı olduğu için, her bir tipin kesin anlamı
oluşamaz. İşte Derrida'nın “kesin anlam
asla oluşamaz” dediği
durum budur. Ancak akıl,
“mutlak doğru bilgi”ye
kesin anlama ulaşmak ister.
Çünkü yaşam mücadelesinde insanın
tutacağı doğru yolu, ancak
ve ancak aklının
elde edeceği mutlak doğru,
kesin bu nedenle
güvenilir bilgi
aydınlatabilir. İşte o
zaman göreceleme mantığına paralel
olarak, aklın diğer
mantık segmenti; “özdeşleme mantığı” devreye girer.
Özdeşleme mantığı, “formel mantık” ya da “klasik mantık”
olarak bilinir. Özdeşleme mantığı, kesin
ve mutlak doğru
bilgiler sağlamayan
göreceleme mantığından
“kuşkulanarak” onu reddetmek suretiyle işe başlar. Böylece iki mantık segmenti
arasında “çelişki” doğar. Ancak özdeşleme
mantığı, göreceleme mantığının hareketi sırasında elde edilmiş bilgileri
kullanır. Özdeşleme mantığı da kıyas temel formunu kullanarak, bir ayrılıklar
sistemi halinde örülmüş
tipleri, ayrılıklar
bağlantıları içinde beliren
kendilerine özgü ayrılıkları üzerinden
kendisini gösteren tip- kavramları altına alır. Akıl, elma, armut ve şeftaliden ibaret
evren örneğimizde, aklın, göreceli bağlam içindeki elma, armut
ve şeftaliyi ayrı ayrı var
etmesi, özdeşleme mantığının hareketiyle gerçekleşir. Yukarıdaki şekilde, vazonun ve profillerin ayrı ayrı
görülebilmesi, özdeşleme mantığının etkinliğinin sonucudur. Özdeşleme mantığı,
kıyas formunu kullanmayı sürdürerek,
tipleri birbirleri ile
kıyaslayarak, tümevarım yöntemi ile tür-kavramları, türleri kıyaslayarak
cins-kavramları yapar. Bu sürecin en üst
basamağı tip-tür-cins kavramları örgüsünden oluşan ve tüm
var-olanları içine alan “varlık” kavramıdır. Özdeşleme mantığı varlık
kavramını yapmakla tümvarımın
en üst basamağına ulaşmış olur.
Ancak, bu basamağa ulaştığında, bilgi siteminin doğruluğundan emin olmak için,
sistemi tümdengelim yöntemi ile denetler. Tümdengelim işlemininn uygulanması
sırasında, tümevarım ile bilgi sistemi kurulurken olgusal ve/veya mantıksal bir
yanlışlık yapılıp yapılmadığı araştırılır, yanlışlık
varsa giderilerek, sistemin doğruluğu
sağlanır. Özdeşleme mantığı böylece
işlemini tamamldığında, geriye iki kavram kalır: varlık ve ona kıyasla
hiçlik. Varlık kavramının örgüsü içindeki her şey, kendisi olarak tanımlandığı,
bir şeyin kendisi ile aynı olması, kuşku götürmez doğru olduğu için, bu
kavramlar örgüsü “mutlak doğru”
bilgidir. Tarih boyunca,
özdeşleme mantığının
taşıyıcılarının, elde ettikleri bilgilerin “mutlak
doğru” olduğunu öne sürmeleri bundandır.
İnsan aklı, özdeşleme mantığının kurduğu ve mutlak doğru
olduğunu öne sürdüğü özdeşleme mantığı
aşamasında kalamamıştır. Çünkü varlığın göreceli
bağlamı olan hiçlik, “kuşkulanma mantığı”nın
yolunu açmıştır. Kuşkulanma
mantığı, ayrı bir mantık segmenti olmayıp,
mantık segmentleri arasındaki
çelişkiliilişkive etkileşimlerdir. Hiçliksel göreceleme mantığı,
varlığın hiçliğe göreceli olarak var olduğunu, hiçlik de
bilinmedikçe, kesin bilginin oluşmuş
sayılamayacağını öne sürerek
“mutlak doğru”dan kuşkulanır. Varlıksal göreceleme mantığı da hareketini
sürdürerek, hiçliksel görecelemeyi reddedip
ufukların ötesine geçerek, yani
bilinmişlerden yeni bilineceklere
doğru ilerleyip, elma, armut ve şeftaliyi
daha yakından inceleyip,
bunlara ilaveten, üzüme, kayısıya, portakala vs. uzanıp, yeni ve daha
ayrıntılı ayrılıklar tespit ederek, ayrılıklar
bağlantısı örgüsünü zenginleştirip, derinleştirir. Böylece elde
ettiği yeni bilgileri özdeşleme mantığının önüne koyarak, mutlak doğru olduğu öne sürülen eski bilgi
sisteminin mutlak doğru olmadığını
öne sürer. Bu reddedilemez durum
karşısında, bu kez özdeşleme mantığı yeniden harekete
geçerek, varlıksal göreceleme mantığının elde ettiği yeni bilgiler üzerine,
bilgi sistemini yeniden kurar. Yeniden
kuşkulanmalar, yeniden
hareketlenmeler ve sonuçta
bilgi dünyasının derinleşerek
genişleyip gitmesi ve aklım hep mutlak
doğruyu arayan hareketinin sürekliliği…
Aklın hareketi boyunca mantık sisteminin bütün segmentleri,
elde ettikleri bilgileri
ve aralarındaki çelişkilerden kaynaklanan karşılıklı
kuşkulanmalarını dile-getirirler. Dile
getirme sürecinde hareket eden mantığı “aydınlanma mantığı” olarak adlandırıyoruz.
Aydınlanma mantığı da ayrı bir mantık segmenti olmayıp, üç mantık segmentinin
hareketleri sırasında elde ettikleri
bilgiler ile aralarındaki
çelişkilerden kaynaklanan
karşılıklı kuşkularının tebliğ
ve tebellüğ edilerek toplumsallaşması sürecidir. Düşünmenin hep dil aracılığıile
toplumsal bir etkinlik olarak yürütülüyor olmasının sonucu olarak, biyo-akılların mantık
segmentleri, kendileri ve aralarındaki
çelişkili ilişkiler
biçiminde, düşünürlerin, ardıllarının
ve taraftarlarının
taşıyıcılığında, toplumsal aklın farklı
mantık segmentleri olarak
tezahür etmiştir. Felsefe tarihindeki
düşünürlerin her biri, hiçliksel
ve varlıksal göreceleme mantığı ile özdeşleme
mantığının taşıyıcılarıdırlar.
Aralarındaki çelişkili kuşku
ilişkisi de her birisinin
farklı mantık segmentlerini
dile- getirmelerindendir.
Örneğin, Antik Yunan'da Platon
hiçliksel göreceleme mantığının, Demokritos varlıksal
göreceleme mantığının,
Aristoteles de özdeşleme
mantığının taşıyıcılarıdır.
Felsefe tarihinin ileri aşamalarında da aynı mantık yapılanması
ve çelişkili kuşku ilişkisi devam etmiştir.















