Devlet Bakanlığı yaptığı dönemde Kahramanmaraş’ın kanayan
birçok yarasına merhem olan Doğan, o zamanlarlarda devrim sayılabilecek başarılı
çalışmalara imza attı. Devlet Bakanlığından sonra da çok sevdiği
Kahramanmaraş’a hizmet etmeyi bir görev bildi; tercihini İstanbul yazan
öğrencilerin eğitim elçisi oldu. 20 yıl boyunca Kahramanmaraş Okutma ve Yardım
Derneği’nin Başkanlığı’nı yaptı. Bir süre derneğe bağlı öğrenci yurdunun
müdürlüğü görevini üstlendi. Kahramanmaraşlı öğrencilere kol kanat gerdi.
Kimine iş buldu, kimine yol-yordam gösterdi. O, Kahramanmaraş’ı;
Kahramanmaraşlılar da onu çok sevdi. Çünkü Kahramanmaraş’ı sevmek kadar
sahiplenmenin de önemli olduğunu gösterdi; gerek Devlet Bakanlığı dönemindeki
icraatlarıyla gerekse Devlet Bakanlığı sonrası yaptığı Kahramanmaraş
lobiciliğiyle!
Birçok Kahramanmaraşlı gibi biz de kapısını çaldık; Kahramanmaraş’ın adını duyunca gözlerinin içi parlayan eski Devlet Bakanımızı! Kahramanmaraş’ın dününü, bugününü ve yarınını konuştuk. Keyifle okumanız dileğiyle…
Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Ali Doğan kimdir?
Ali Doğan, bir garip adamdır. Kahramanmaraş’ta doğdum. Ortaokul ve liseyi Kahramanmaraş’ta okudum. Sonra İstanbul üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldum. İstanbul’a gelişimin elli birinci yılı, yani yarım asırdır İstanbul’da bulunuyoruz. Ama Kahramanmaraş’tan, Kahramanmaraşlılardan hiç kopmadık. Bizim burada Kahramanmaraş okutma ve yardım derneği var. 20 yıl orasının başkanlığını yaptım. Öğrenci yurdu müdürlüğü yaptım beş bin öğrenci geçti yurttan. Biz bu öğrencileri alırdık, Maraş’tan liselerden çok iyi yetişerek gelmiyorlar. Biz onlara zaman mekân kâinattan başlayarak, dokuz grupluk seminerler düzenlerdik. Her hafta bir hafta bir dil profesörü, bir hafta tarih profesörü özellikle sosyoloji profesörü getirir, onların yetişmesini sağlardık. Mezun olan çocukları da tasnif ederdik. Dizini kırıp çalışabilen zeki olan varsa; rica minnet onların üniversitede asistan kalmalarını sağlardık. Siyasal Bilimler bitirenlerin önüne düşer Ankara’ya giderdik. O tarihlerde Ankara’da benim bağlantılarım vardı. Mesela rahmetli Hasan Celal Güzel vardı, Nedim abi vardı. Bunlar başbakanlıkta içişleri bakanlığında müşavirlik yaparlardı. Bunların kaymakam olmalarını sağlardık. Sonra bizim çocuklar mezun olduğunda illaki Maraş’a gitmek isterler, onların işleriyle uğraşırdık. Bir ara benimle sürekli teması olan iki yüz küsur kaymakam, vali yardımcısı Mülkiyeli vardı. Bir o kadar da başka okullardan vardı. Hayatları devam ederken de irtibatlarımız devam ederdi. Bir de o tarihlerde bile Maraş’ın envanterini elimizde tutardık. Yani Maraş’ın neye ihtiyacı var? Sağlık alanında, enerjide, eğitimde durum nedir? Maraş’ın genel durumu hakkında bilgi sahibi olurduk.
Ali Doğan’nın yanında Kahramanmaraş’ın nasıl bir yeri var?
Bizim için insanın doğup büyüdüğü yer kutsaldır. Bizim arkadaşlar benim Maraş’a olan düşkünlüğümü bilirler. İstanbul’dakiler beni ararlar bazen; “Kutsal Topraklarda mısın” derler. Maraş’ı kastederler yani. Maraş, tabi bizim vazgeçilmezimiz. Doğduğumuz, büyüdüğümüz topraklar bizim için çok özeldir.
Siyaset ile yolunuz nerede nasıl kesişti?
Babam rahmetli de siyaseti severdi. O zamanlar Demokrat Parti ocak-bucak başkanlığı yapardı. Siyaseti seven bir aileyiz.
Konuştuğunda yer yerinden oynar Maraş söz konusu olduğunda hiç kimseyi dinlemez, korkusuz olur diyorlar peki korktuğunuz bir şeyler var mı?
Allah’tan başka kimseden korkmuyorum. Biraz trafik kazalarından çekiniyorum. Yani şöyle, çok insan kaybediyoruz. Hani “Allah’a emanet” diyoruz ya! Bizim yollarımızın hepsi hasarlı, kusurlu. Hiçbir alt yapımız doğru dürüst ilerlemiyor. Yola gideni çok merak ederim. Bizim arkadaşlar bazen Antep uçağıyla geliyor. Yahu arkadaş 3 saat bekle Maraş uçağıyla git. Antep havaalanından Maraş’a gelene kadar tehlikeli bir yol yok.
İstanbul trafiğinde 46 plakayı görünce verdiğiniz selam bir fotoğraf karesiyle sosyal medyada gündem oldu? Her zaman mı böyle davranırsınız?
Ben şimdi trafikte gezerken 46 plaka görünce heyecanlanıyorum. Hemen sağ, sol yapıyorum. El sallıyorum. Kamyon da oluyor, otobüs de, araba da oluyor. Gözüm de keskindir. 68 kuşağı olduğumuz için. Şimdi ben asfaltta, yolda karşıdan gelen arabadaki adamı görürüm. Ben trafikte 46 plaka mutlaka görürüm, gözümden kaçan yoktur. O gün de karşıya geçiyordum. Baktım bir tane 46 plaka. Gençler de beni tanıdılar. Gençler, dikkatli gidin hadi bakalım, dedim. Çocuklarda fotoğraf çekmişler.
Devlet Bakanı iken Kahramanmaraşlılar kapınızı en çok ne için çalıyordu?
Maraş’a gitmeden önce zaten Maraş’ın envanterini tutuyordum; ama bir ay Ankara’da kaldım. Ankara’da devlet planlamadan, devlet su işleri, enerji aklına geliyorsa Maraş’la ilgili bütün verileri aldım. Maraş’a çok hazırlıklı gittim. Maraş’a gittiğimde her köşesinin her bucağının ne ihtiyacı var, durumu nedir, bunlar elimin altındaydı. Mesela enerjide Maraş Elazığ Keban Barajından elektrik alıyordu. O zamanlar sürekli elektrik kesintileri oluyordu. Fabrikalar çalışamıyordu. Biz onu uğraştık mücadele ettik mesela Elâzığ kesildiyse öbüründen alacak sisteme bağladık. Sonra otobüs terminaline anketçiler gönderdim. O araştırmalarım içinde baktım sağlık çok ödeydi. Otobüs terminalinde Adana’ya, Antep’e giden hemşerilerimizin yüzde 40’ı Maraş’taki sağlık kuruluşlarına güvenmiyordu. Müracaat bile etmiyordu. Hastanenin aciline senede 40 bin kişi geliyordu. Nefes kokusundan bayılıyordu insanlar. Önce acili yıktık yaptık. Sonra ben hastanede bir oda annem rahmetli için yaptırdım, bir oda babam için, bir oda benim için, kardeşlilerim için işte esnaf vatandaş için yaptırdım. Sonra Sağlık Bakanlığı’ndan üç trilyon (milyon lira) ödenek aldık. Çok geziyorduk o gezdiğimiz yerlerdi dizanteriye yakalanmışım. Hastanede bayılmışım. Bir gün gece uyandım oradaki görevlilere şu ameliyathaneyi açın dedim. Açtık ameliyathaneyi, ameliyathane depo gibi! Kahverengi bir boya oradaki ameliyat malzemeleri dahi paslanmıştı. Sabah bir kilit getirdim zincir getirdim ameliyathaneyi kapattım. Giren hasta sağ çıkmaz oradan. Sonra bir heyet kurdum. Dedim ki; gidin Ankara’nın Bayındır Hastanesi’nin ameliyathanesini görün bakın bakalım orası mı ameliyathane burası mı? Sonra Tıp Fakültesi’ni kurduk. Ama bize bilinçli olarak şurada şu var, şunu yap diyen olmadı.
Bakanlığınız ve milletvekilliğiniz döneminde başınıza gelen en ilginç olay ne oldu?
Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy vardı. Allah rahmet eylesin yakın zamanda vefat etti. Baba derdik. Akşamdan sonra giderdim Bakanlığa onunla buluşurduk. Bir gün gittim okullardan mezun olmuş çocuklar var. Ebe var, hemşire, teknisyen var da var. Bunları bir çıkar bakalım dedim ne kadar Maraş doğumlu var. 1200 küsur çıktı. 1200 Maraşlı o dönem tayin olacak ama Hakkâri’den başlamışlar Bingöl’den bilmem nereye kadar dağıtmaya başlamışlar.
Sağlık Müdürlüğü de personel eksikliğinden dert yanardı. O gece 1200 Maraşlıyı da Kahramanmaraş’a gönderdik. Andırın doğumluyu Andırın’a, Elbistan doğumluyu Elbistan’a, Göksunluyu Göksu’na ilçelerine göre gönderdik. O zaman da Maraş olayları daha sıcaktı bu çocuklar Maraşlı olarak oralara gidemezlerdi zaten. Ben dedim şimdi Maraş’a gidersek heykellerimizi dikerler. Kahramanmaraş’a vardığımda; Andırın’dan bir grup geldi. Dediler ki; bizim çocuklarımızı köylere verdirmişsin, çocukları merkeze al, dediler. Dedim ki biz sizin çocuklarınızı Hakkâri’den Bingöl’den aldık buraya verdik dedim. Yeni tayinler köylere veriyor kıdem arttıkça köyden. Kasabaya, kasabadan, şehre doğru geçiş yapılıyor. Devletin bir işleyişi var. Küstü insanlar bize! Sonra Maraş’tan 40 bin insanın geldiği müracaat ettiği, izdihamı kesmek için sağlık ocağı yapmaya karar verdik. Bir sağlık ocağında üç yılda beş yılda bir yapamazsın. Planlanacak bütçeye girecek… Bir vakıf kurduk. Bu vakfa ben bir sağlık ocağının icap ettiği bütün sağlık malzemelerini her ay gönderiyorum. Sağlık Müdürlüğü de sağlık ocağını kiralıyor mahallerden, sağlık ocağını boyasını tamiratını yapıyor. Her ay bir sağlık ocağı açıyoruz. 30-40 tane sağlık ocağı açtık o dönem.
Çağlayancerit’e de açtık. Ambulans da gönderiyoruz. Hasan Bey (Hasan Kekil) vardı. Belediye başkanı. Yattı yolun içine; ambulansı da bize bırak, dedi. Verdik. Bir gün Çağlayancerit o zirveden aşağıya iniyoruz, baktım orada bir ova var. Dağların arasında! Burası ne dedim. Bu kadar yükseklikte böyle bir tarım arazisi var. Merkdüzü dediler. Geldim, Devlet Su İşlerine, bir ekip kurup gidip bakalım burayı nasıl sularız dedim. Uğraştım didindim oraya basmalı taşımalı sulama sistemi sağladık.
Kahramanmaraş için en büyük hayaliniz nedir?
Bu konuda iki husus var. Birincisi: Belediyecilik yapamadık, belediye bize nasip olmadı. İçimde bir ukdedir, şehirciliğin devamı açısından. Benim düşündüğüm belediyeciliği size şöyle ifadedeyim: Atatürk, Ankara’yı çok önemli bir şehircilik uzmanına çizdirdi. Fakat ondan sonra Kayseri’de ve Konya’da dönemin belediye başkanları şehircilik uzmanı getiriyorlar, şehirlerini çizdiriyorlar. Şehircilik uzmanlarının mimarlarının çizdiklerini kanunen değiştiremiyorsun. Şimdi Anadolu’ya gidip baktığınızda iki planlı şehir vardır. Biri Konya’dır biri Kayseri’dir. Kayseri’ye gidin geniş caddeler, bulvarlar dikkatinizi çeker. Bu iş at, deve değil. Dünyada şehircilik uzmanları belli. Getireceksin bunları. Ben Fatih’te (İstanbul) partiden mecburen belediye başkanı adayı olmuştum. Getirdim onları, havadan gezdirdim Fatih’i alttan üstten yandan helikopter yardımıyla bütün planları programları yaptım. Maraş’a bakacaksın, bunlara çizdireceksin. Maraş’ın bir 50 yılını, 100 yılını planlayacaksın. Ben New York’a gittim. New York’un 500 yıl sonra suyunun ne olacağının planı yapılıyordu. Los Angeles’e gittim döktükleri asfaltın 100’üncü yılını kutluyorlardı. Bu içimde bir ukdedir. Ben hizmet edeceğim, yapacağım demek ile olmaz. Allah nasip edecek ama sen çok çalışacaksın.
Maraş’ta ki o sosyal olaylar (alevi-Sünni) kavgası kadar beni üzen bir olay yoktur. Ben orada çok mesafe aldım. En büyük hizmetin ne deseler; o, derim. Ben 1991’yılında gittiğimde ova köylere kimse gidemiyordu. Ben o köylere geziye gitmek istedim, vali önüme çıktı. Güvenliğini sağlayamayız, dedi. Benimle gelen ekibin yarısı kaçtı, gelmedi. Ben o bütün aşiret köylerini gezdim. Onlara gittim. Onlar böyle yüksekte duruyor, biz orada duruyoruz. Onlar bize bakıyor, biz onlara! Ne kadar üzücü bir durum, ne vahim bir şey! Onlara dedim ki; bakın kardeşim ben oy verin diye gelmedim. Ama ben Kahramanmaraş milletvekili adayıyım. Kahramanmaraş’ın her yerini görmek istedim. Oy vermenizin hiç önemi yok, dedim. Cem eviniz var mı dedim. Kimi; var, dedi. Kimi; çöktü, dedi. Gittiğim her köydeki cem evine yardım ettim. Şimdi Cem evlerini konuşuyorsun. O gün kimse Cem evi diyemiyordu. Sonra onlardan yönetim kuruluna arkadaş aldım, belediye meclisine aday gösterdim. Ankara’ya gittiğimde beni arayanlardan, gelenlerden aşiret köylerinden gelenler varsa; önceliğim onlardı. Biz; biriz, kardeşiz. Türkiye’de kilise var, Havra var. Adamın da Cem evi varsa niye o adamı ötekileştiriyorsun ki?
Siyaseti ne zaman, nasıl bıraktınız? Sonradan yeniden siyasete dönmeyi düşündünüz mü?
Siyaseti, ben bırakmaya karar verdim. Allah’a dua ettim. Abdest aldım, namaz kıldım: Allah’ım benim iradem ile bıraktır, dedim. Ben bu içimde ki mikrobu atayım, dedim. Benim iradem ile bıraktırdı. Kahramanmaraş’a gittim. Oradaki arkadaşlarla helalleştim, vedalaştım. Sonra Genel Başkana gittim; arkadaş böyle, böyle dedim. Evimi taşıdım, kütüphanemi taşıdım. Sadece merkez karar toplantılarına gidiyordum Ankara’ya.
Devlet Bakanlığı görevi size nasıl tevdi edildi?
Merkez karar toplantılarına gittiğim bir gün Genel Başkanı bekliyoruz. Genel Başkan bir türlü gelmiyor. Yarım saat, bir saat rahmetli Mustafa Taşar geldi bana; Bakanlığın hayırlı olsun, dedi. Meğer benim Bakanlığım Cumhurbaşkanına gitmiş, oradan onanmış; televizyonlar, radyolar söylüyorlar. Allah Kur’an hakkı için haberim yok. Sonra Genel Başkanla görüştüm: Bu saatten sonra bakanlık beni refüze eder, beni aşağılar. Böyle bir şeyi lütfen yapmayın, dedim. Aliciğim böyle böyle dedi. “Bir darbe de sen vurma” dedi. Yaklaşık bir süre oturduk konuştuk. Allah var; adam da beni daha ilk milletvekili olduktan bir ay sonra Orman Bakanı olarak atamıştı. Bakanlar Kurulu onayı, Cumhurbaşkanlığından bir teknik sebepten döndü. O arada eskiler konuşuyor: Ali Doğan daha dün geldi, bugün Bakan oluyor diye. Bakanlar Kurulu onaylanmayınca bizim de Bakanlığımız olmadı. Öyle de bir geçmişimiz var. Sonra bir erken seçim oldu. Kısa bir süre bakanlık yaptım. Türkiye o zaman 28 Şubat sürecini yaşıyordu. Askerler Başbakanlığa oda kurmuşlardı. Dernekler yasası, cemiyetler yasası, vakıflar yasası, medeni yasa çıkmış, yönetmelikler çıkmıyordu. Çıkarttırmıyorlardı. İki bakanı orada pert ettiler. Askeri darbe oldu.
Sonra Allah var; bütün partiler siyasi davet ettiler. Her partiden teklif geldi; ama en çok AK Parti’den ısrarcı oldular Abdullah Gül benim okul arkadaşım, üniversiteyi beraber okuduk. Abdullah Bey çok ısrar etti, sonra İsmail Kahraman geldi. Kabl etmedim. Bir gün Abdi İpekçi’de basketbol maçına gitmiştim İrfan Gündüz vardı. AK Parti’nin grup başkan vekiliydi. O, aradı beni. Abi Tayyip Bey sizinle görüşmek istiyor, dedi. Hocam ayıp olur, dedim. Maraş tabiriyle bizim yüzümüz yumuşak olana yok, gelene git diyemeyiz. Şık olmaz, dedim. Fakat beş dakika sonra Tayyip Bey, İrfan Hoca ile Abdi İpekçi’ye geldi. Yanımda oturandan rica etti, benim yanıma oturdu. Aynen şöyle dedi: “Ağabey bizimle yol arkadaşlığı yap. İstediğin makamı, mevkiyi seç. Sana ihtiyacımız var” dedi. Ben de ona nazik bir şekilde dedim ki; “Ben siyaseti kendi iradem ile bıraktım. Bana ihtiyacınız yok” dedim.














