Onur, şeref, özsaygı; eş anlamlı kavramlar.
Dilimizde,
"onuruna
yedirememek" diye bir deyim
var; insanın, kendine
duyduğu saygıyla
bağdaşmayan, onur kırıcı
olay veya davranışlar karşısında tepkide
bulunması, bunları kendine yedirememesi, anlamlarında...
İşte, anadilimiz de ulusça bizim onurumuzdur; onun bilinçli
olarak ya da
bilinçsizce yozlaştırılmasını kendimize yedirememeliyiz.
Ama ne yazık ülkemizdeki dil kirliliği; kültür
piramidinin 'sivri' ucundan
tabanına doğru, usa sığmaz bir hızla ilerliyor. Bu
benzetmeyle siyaset ulularına
gönderme yaptığımız sanılmasın; yazımızın ulaştığı
her kesimden insan,
tutmaya çalıştığımız alçakgönüllü boy aynasındaki yansısına (akis)
baksın isteriz.
"Çıkartma" Yerine
"Sticker"
Gedikli
müşterisi olduğumuz araba
parkının değnekçisi, yeni bir
uygulama başlattıklarını
söyleyerek sordu:
- Size, 'sticker' vermediler mi?
Aracın ön camına yapıştıracağımız 'çıkartma'dan söz ediyordu.
Ancak bu güzelim
Türkçe sözcük yerine, İngilizce
'sticker' (okunuşu: stikır) demeyi yeğliyordu.
Aynı günün gecesi, CNN Türk Tv kanalında,
"5N1K"nin duyurusu vardı. Bu izlenceyi hazırlayıp sunan kişi,
duyuruda şöyle diyordu:
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın
New York 'çıkartması', 5
N1K'de...
Sözde deneyimli -daha
önce Kanal D'de
ana bülten bültenlerini sunmuş
olan- televizyoncu; Türkçe "çıkartma" ile
"çıkarma" sözcüklerini
birbirine karıştırıyordu.
Bu kişinin, ekrandaki duyuruda mecazî anlamıyla kullanmak
istediği, aslında "düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme"
anlamındaki "çıkarma" sözcüğüydü.
Yine, habercilik kurallarından
olan "5N1K"yi
söylerken "ne" sesini,
"5 nee" diye
uzatması gerekirken soru sorarmış gibi "5 ne?" demesi de
cabası.
Uydurma Fransızca "Otopark"
Eskiler,
"Laf lafı, laf
sigara paketini açtırır." derlerdi.
Yazımızın giriş tümcesinde
"otopark" demek yerine,
"araba parkı" tamlamasını özellikle kullandık. Çünkü,
"otopark" uydurma bir sözcük.
Türkçe sözlüklerin çoğu, "Fr. oto + parc"ı kaynak
olarak gösterir. "Oto" ve
"park" sözcüklerinin
Fransızca olduğu doğru.
Ancak, Fransızcada
"otopark" diye bir sözcük yok. Bunun yerine ya "parc de
stationnement" (okunuşu: park dö stasyonman) derler ya da İngilizlerden
ödünç aldıkları "parking" sözcüğünü kullanırlar. (*)
"Anadil" İle
"Anadili" Farkı
Yine yukarıda, anadilimiz
ulusça bizim onurumuzdur, dedik.
İşte, bu "anadili" sözcüğüyle "anadil"
de sıklıkla birbirine karıştırılıyor.
Örneğin, bir Tv kanalımızda düzenlenen eğitimle ilgili tartışma
izlencesinde bir üniversite
öğretim üyesinin sözleri:
"Anadilde millî eğitim, Türkçeden başka bir dille yapılmamalı."
"Anadil (İng. primitive language ); kendisinden başka
diller veya lehçeler türemiş olan dil" demek. Örneğin, Orta
Asya Türkçesi; Anadolu
ve Azeri Türkçeleri için
"anadil"dir.
"Anadili"
(İng. mother language,)
ise "kişinin ailesinden ve
içinde yaşadığı topluluktan öğrendiği dil". Dolayısıyla da
söz konusu öğretim
üyesi, "Anadilinde millî eğitim..." demeliydi.
Öğretim üyeliği merdiveninin en üst basamağına
tırmanmış olan bir
iletişim uzmanı dostumuz
da "kameriye" ile "kamelya" sözcüklerini karıştırabiliyor. Bize, cep
telefonundaki fotoğrafları gösterirken
"İşte bu da bahçemizdeki kamelya!" diyor.
Şaka yapıyor olabilir mi? diye hayretle yüzüne bakıyoruz.
Çünkü,
gösterdiği fotoğrafta bir
“kameriye” (bahçelerde yazın oturulmak
için yapılmış, süslü çardak) var.
Onun yerine kullandığı "kamelya" (Fr. camélia) ise
Japon gülü, Çin gülü de denen bir çiçek.
"Puantiyeli"
Denir Mi!
Gündelik bir gazetemizde,
üst düzey bir siyasetçimizin eşinin giyiminden söz
edilirken şöyle deniliyordu:
"Büyük puantiyeli başörtüsüyle..."
Ünlü bir romancımız da en ciddi düşün (fikir) gazetemizdeki
köşe yazısında, bir anısını anlatırken şunu yazıyordu:
“... Behiye Aksoy,
beyaz üstüne siyah puvantiyeli, göz kamaştırıcı tuvaletini
giymişti.”
Fransızca
kökenli “puan” (Fr.
point), “nokta” demek. “Puantiye”
(Fr. pointillé) de “noktalı, benekli ya da nokta nokta çizgili”... Yani;
“puanlı”, “noktalı”, “benekli” ve de
“puantiye” diyebilirsiniz. Ama, “puantiyeli” ya da “puvantiyeli” denmez.
Sesletim Yanlışları
Biz Tv ekranı başında 'vakit öldürmeyi' çok seven bir ulusuz.
Bu yüzden Tv
kanallarımızın, yayınlarında "doğru ve güzel Türkçe"
kullanması büyük önem taşıyor.
Hem izlence (program) içeriklerine bu
açıdan özen göstermeleri
hem de izlence sunucularını
seçerken kılı kırk
yarmaları gerekiyor.
Oysa örneğin, Tv
sunucularının hemen tümü, bugünden bir sonraki gün, anlamında
olup her iki hecesi de kısa okunan "yarın" sözcüğünü,
"yaarın" diye yanlış sesletiyor. Böylece sözcüğün anlamını da
değiştirmiş oluyorlar; çünkü,
"yârın" (yârin)
sevgilinin, demek:
"Derviş Yunus, var yârına (yârine) Koma bugünü
yarına..."
Üstüne üstlük, kısa sesletilen (telaffuz edilen)
"yar" sözcüğü, 'uçurum' anlamına da geliyor:
"Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz." Tut kelin perçeminden!
Sağlık Haberlerinde
Yukarıda verdiğimiz son örnekteki sesletim (ve de yazım)
yanlışlarının benzerlerini sağlık haberlerinde de görüyoruz.
Bunlardan biri, “sezaryen”
(Fr. césarienne) sözcüğünü, “sezeryan”
diye söyleyip yazmamız. Bilindiği gibi, doğal olmayan
durumlarda karın ve döl yatağının kesilerek bebeğin alınmasına dayanan tıp yönteminin
adı bu.
(Roma İmparatoru Sezar'ın, ağır doğum sancıları çeken
kraliçenin karnını kılıcıyla keserek doğumu sağladığı, bu
yüzden de yönteme
onun adının verildiği öne
sürülür. Oysa, “sezaryen”,
Latince “kesmek” demek olan “caedere”den geliyor. Anne karnından ameliyatla
alınan bebeğe de
“caesar” deniliyor.)
Aynı bağlamda, sanki
ısrarla kullandığımız iki yanlış sözcük de "küvez" ve
"vejeteryan"!..
Yeni doğan kimi
bebeklerin yoğun bakımda tutuldukları aygıtın
adı, elbette “küvez” değil,“kuvöz”dür (Fr. couveuse).
“Bitkilerle beslenen, etyemez” anlamındaki yine
Fransızca kökenli sözcük
de -sanki bir
Ermeni soyadıymış gibi- "vejeteryan" değil, “vejetaryen”dir
(Fr. végétarien).















