olaya karıştığı artık delileriyle sabit olan 18 kişi, bunların
hepsi Suudi Arabistan'a döndüler. Bunların suç yeri İstanbul olduğuna göre
İstanbul'a getirilerek burada yargılanması, uluslararası kamuoyunu rahatlatmak
bakımından da fevkalade önemlidir. Aksi takdirde bu olayın birkaç kişinin
üzerine atılarak örtüleceği, ya da bir şekilde olayla ilgili olan esas
faillerin ortaya çıkarılmayacağı gibi bir endişe şimdiden dünya kamuoyunda
oluşmaya başlamıştır." Olayın içinde olanların ortaya çıkarılması için
Türkiye'nin elinden gelen her şeyi yaptığını anlatan Kurtulmuş, bu
konudaki somut delilleri de Türkiye'nin uluslararası kamuoyuyla paylaşmaya
hazır olduğunu vurguladı. Bundan sonraki soruşturma faslını da bütün dünya
kamuoyunun yakından takip edeceğini bildiren Kurtulmuş, "Bu aynı zamanda
dünyayı yeniden soğuk savaş döneminde, hatta hatırlayın filmlere de konu oldu,
işte falanca ülkeden adam kaçırıldı, falanca ülkeden meşhur bir gazeteci,
bir iş adamı, bir bilim adamı öldürülür yok edilir gibi. Filmlere de konu olan
bu soğuk savaşın maalesef ürkütücü cinayetler dönemine dönmek her halde dünyayı
son derece rahatsız eder." dedi. Numan Kurtulmuş, bu cinayetin tekil
cinayet olmaktan çok öte anlamları bulunduğuna değinerek, şunları kaydetti: "Bu
anlamda inşallah bütünüyle soruşturma sonucunda her şey ortaya çıkacaktır. Eğer
Suudi Arabistan yönetimi de soruşturmanın bütünüyle detaylarının ortaya çıkması
ve dünya kamuoyunun rahatlatılmasını sağlayacak şeffaf bir iş birliğine hazır
olmazsa şimdiden Suudi Arabistan yönetiminin yalnızlaşmaya başladığı süreçte
giderek daha fazla yalnızlaşacaktır." Kurtulmuş, "Bu emri kim
verdi?" sorusunu dünyadaki herkesin sorduğunu vurgulayarak, Suudi
Arabistan'ın şeffaf bir iş birliğine uluslararası alanda razı olmaması
durumunda ciddi bir yalnızlaşma sürecinin içine gireceğini yineledi. Konuyla
ilgili soruşturmanın başsavcı vekili başkanlığında sürdüğünü hatırlatan
Kurtulmuş, "Her gün yeni bir bilgi veya bulguya ulaşılıyor. Bunlar derli
toplu bir şekilde ortaya konuluyor ve bir sonuca doğru ulaşılacağını ümit
ediyoruz. Dün Cumhurbaşkanımızın sorduğu soruları bir daha sormuyorum ama bu
soruların içerisinde herhalde en çok dikkati çeken 'Bu emri kim verdi'
sorusudur ve bu talimatı verenlerin de ortaya konulması lazım." dedi.
Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek dörtlü zirve
Kurtulmuş, cumartesi günü İstanbul'da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un katılımıyla dörtlü zirve gerçekleştirileceğini
anımsattı. Bu zirvenin, hem Türkiye'nin uluslararası alanda geldiği noktayı
göstermesi bakımından hem de bölgedeki barışın tesisi yönünde atılacak
adımların oluşturulması anlamında önemine değinen Kurtulmuş,
"Türkiye, çok taraflı bir diplomasi imkanına sahip olan bir ülkedir."
diye konuştu. Kurtulmuş, Suriye konusunun son 100 yılın en ağır sorunlarından
birisi olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: "Vekalet savaşları üzerinden
yeni üretilen terör örgütleriyle, bölgenin cehenneme çevrildiği, bir tarafında
DEAŞ'ın, bir tarafında YPG/PYD'nin de olduğu, bölge ülkelerinin güvenliklerini
tehdit eden, sınırlarının değişmesini tehdit eden bir mahiyet kazandığı zor bir
denklem haline gelmiştir. Yıllar öncesinde diyorduk ki, 'Vekalet savaşlarının
bir sonu var, bu vekalet savaşlarının maşaları olan terör örgütleriyle bu
savaşı sürdüren büyük ülkeler, örneğin ABD ve Rusya, bu savaşın bitirilmesi
için bir irade ortaya koymazsa bir müddet sonra kendileri çatışma noktasına
gelecek.' Ayrıca, bu vekalet savaşını hiçbir ülkenin tek başına çözme imkanı ve
ihtimali kalmamıştır."
"Temel hedefimiz İdlib ve Menbiç'te barışın
sağlanması"
Kurtulmuş, Suriye ve Irak'ta devam eden gerilim tablosunda, bu savaşlardan en
çok etkilenen ülkelerin başında hiç şüphesiz Türkiye'nin geldiğini ifade etti. Türkiye'nin
uzun yıllardır terör örgütleri üzerinden "hizaya sokulmaya"
çalışıldığını belirten Kurtulmuş, "Bunlara karşı da hayati bir mücadele
veriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi beka sorununu kendisi halledecek
bir yetkinlikte." diye konuştu. Kurtulmuş, Türkiye'nin hem kendi
topraklarında hem dışarıda bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüğüne işaret ederek,
konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bakınız İdlib'de Ruslarla, Menbiç'te
ABD'lilerle müzakere ediyoruz. Her iki tarafta da bizim temel hedefimiz, İdlib
ve Menbiç'in orijinal halkının, yerli halkının kendi bölgelerine rahatlıkla
dönebilecekleri bir barışın temin edilmesidir. Bizim Suriye'nin ve Irak'ın bütünüyle
ilgili olarak ortaya koyduğumuz perspektif, Suriye'nin de Irak'ın da toprak
bütünlüğünün korunması zaruretidir. Bunun için Türkiye, masadaki gücünü
arttırmak için sahada var olmasının şart olduğunun gereği, Zeytin Dalı Harekatı
ve Fırat Kalkanı Operasyonu'nu yapmıştır. Bu operasyonlar olmasaydı, mesela
Astana süreci, ardından Soçi Mutabakatı ile bugün geldiğimiz noktaya gelemez,
İdlib'de yaklaşık 4 milyon insanı koruyabilecek bir performansı ortaya koyamaz,
Menbiç'te de Menbiç halkının yerine dönmesi için, PYD/YPG'nin oradan
temizlenmesi için kararlılığını bir şekilde sürdüremezdi. Türkiye bugün geldiği
noktada çok kararlı diplomasiyle bölgede kalıcı barışın sağlanması amacıyla
kuvvetli adımlar atıyor. Ümit ediyoruz ki 27 Ekim'de İstanbul'da yapılacak olan
dörtlü zirve bu anlamda çok önemli ve değerli bir adımın başlangıcı
olacak." Kurtulmuş, dörtlü zirveden olumlu sonuçlar çıkmasını ümit
ettiklerini aktararak, "Şimdiden bu zirvenin, Türkiye'nin uluslararası
alandaki diplomatik gücünün göstermesi bakımından çok önemli bir yer tuttuğunu
ve 27 Ekim'den sonraki süreçte de uzun uzun dünya kamuoyunda konuşulacağını
ifade etmek isterim." dedi.
"Hiçbir şekilde Ege'de oldu bittiye izin vermeyiz"
Kurtulmuş, Ege'de 12 mil tartışmasıyla ilgili de şu değerlendirmeleri yaptı: "Karasularının
12 mile çıkarılması meselesi, Türkiye için başından itibaren bir savaş nedeni
olarak kabul edilen bir durumdur. Türkiye, zaman zaman Yunanistan'ın,
Türkiye'nin başka gerilimlerden istifade ederek bir oldu bitti yapmak istediği
bu karasuları meselesini her zaman uyanık bir şekilde yakinen takip eden bir
ülkedir. Biz, hiçbir şekilde Ege'de bir oldu bitti olmasına müsaade etmeyiz.
Bunun için de Türkiye, Ege'de Yunanistan'ın atmaya çalıştığı adımları ciddi
şekilde takip ediyor. Kendi hakkını hukukunu, Ege'deki, egemenlik haklarını,
karasularımızdaki egemenlik haklarını sonuna kadar savunabilecek bir
kararlılığı ortaya koyuyor. Bazen de alışkanlık haline getirdikleri bu tutumdan
vazgeçeceklerini ümit ediyoruz. Bizim Ege'de herhangi bir şekilde 12 mil
meselesine göz yummayacağımızı, Türkiye'nin karasularını, hakkını, hukukunu
sonuna kadar koruyacağımızı bir kez daha dünya kamuoyuna ifade ediyoruz."















