Ağıtlar, ölünün ardından duyulan acıları, onun niteliklerini (kahramanlığı, güzelliği, davranışları) dile getirerek onu yüceltir. Ağıtları genellikle kadınlar, özellikle de "ağıtçı" olarak bilinen kadınlar söyler.
Çukurova-Toroslar bölgesindeki ağıt töreni şu şekildedir: Hasta olan kişi can verirken, hoca Kuran okur ve ruhunu teslim ettikten sonra okumayı tamamlar. Ölenin yakınları ve tanıdık kadınlar bir araya gelir. Bir kadının önüne bir elbise ve çamaşır bohçası konur; bu, o kadının ağıt söylemesi için bir davet niteliğindedir. Kadın, bohçadan bir eşya çıkararak, hüzünlü bir edayla ağıtını söyler. Melodiye bağlı olarak, iki ya da dört dizeden sonra diğer kadınlar hep bir ağızdan ağlama sesi çıkarır. Ağıt söyleyen kadın sözlerini tamamladığında, bohçayı başka bir kadının önüne bırakır ve bu döngü devam eder.
Sivas çevresinde, cenaze töreninden sonra ağıtlar 3-7 gün boyunca söylenir. Ağıt, yalnızca yas tutma ve ağlama eylemi ile sınırlı kalmayıp, aynı zamanda Türk halk şiirinin bir türüdür. Bu tür ağıtlarda genellikle bir kişinin ölümünden kaynaklanan acı dile getirilir. Ayrıca, toplumun yaşadığı büyük felaketler ve kayıplar üzerine yazılmış destansı ağıtlar da bulunmaktadır.
Ağıt özelliği taşıyan şiirler, İslam öncesi Türk edebiyatında "sagu", Divan edebiyatında ise "mersiye" olarak adlandırılmaktadır. Bir kişi için yazılan veya söylenen ağıt, o kişinin hayat hikayesini yansıtır. Bu tür eserlerde, bireyin topluma katkıları, başarıları, yetenekleri ve yaşadığı olaylar dile getirilir. Ağıtlarda genellikle koşma nazım şekli kullanıldığı için, bu tür eserler sıklıkla "koşmanın bir türü" olarak yanlış bir şekilde algılanmaktadır.
Ağıt türündeki eserleri temel olarak iki ana kategoriye ayırmak mümkündür: 1. Ölen kişinin yakınları tarafından söylenen ağıtlar, 2. Şairler tarafından kaleme alınan ağıtlar. Edebiyatımızda her iki türde de ağıtlara rastlamak mümkündür. Bu ağıtların ayrı ayrı veya bir arada toplandığı eserler de bulunmaktadır.
Ağıt türündeki eserler, hemen her bölgede yer alsa da, bazı bölgeler bu konuda daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Kahramanmaraş, bu zenginliğin örneklerinden biridir. Yörede "ölü deşeti/deyi-şeti" olarak bilinen ağıt, bazı yerlerde hala söylenmeye ve yakılmaya devam etmektedir. Özellikle Kahramanmaraş sınırları içindeki Binboğa Dağları'ndaki Türkmen aşiretlerinde, "ağıtçı" ya da "deşetçi/deyişetçi" olarak adlandırılan kadınlar, ölen kişinin serilmiş çamaşırlarını birer birer öpüp koklayarak ağıtlarını söylemekte ve etraflarındaki insanları da ağlatmaktadırlar.
Kahramanmaraş yöresinde uzun yıllardır söylenen ağıtlar, çeşitli kişiler tarafından derlenip yayımlanmıştır. Bu ağıtların tümüne baktığımızda oldukça geniş bir hacim oluşturduğunu görebiliriz. Burada, yörenin en bilinen ağıtlarından biri olan ve TRT repertuarında 04060 numarasıyla kayıtlı bulunan "Meyrik"i hikayesiyle birlikte sunuyoruz: Meyrik (Meryem), Pazarcık’ın Damlataş Köyü’ndeki Kantarma Obası’nda yaşayan güzel bir kızdır. Teyzesinin oğlu Hasan ile evlenir, ancak evlenmeden önce verem hastalığına yakalanmıştır. Evliliğinin henüz üçüncü ayında hastalığı ağırlaşır ve Maraş’a hastaneye götürülür. Çok geçmeden köye ölüm haberi ulaşır. Bunun üzerine kadınlar bir araya gelerek ağıt yakarlar. Daha sonra "Meyrik Türküsü" olarak anılacak olan bu ağıt, aynı zamanda kayınvalidesi olan teyzesi tarafından söylenir. Olayın 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında gerçekleştiği rivayet edilmektedir.
Meyrik (Maraş’tan Bir Haber Geldi)
Şu Meyrik’in acısına
Çarşambanın gecesine oy oy
Dediler ki Meyrik ölmüş
Sabır onun kocasına oy oy
Oy Meyrik Meyrik Meyrik
Ben kurbanım sana Meyrik
Ben hayranım sana Meyrik oy oy
Doktor yarayı kesiyor
Yine Meyrik kan kusuyor oy oy
Keşke Merik ölmeseydi
Kocası kime küsüyor oy oy
Oy Meyrik Meyrik Meyrik
Ben kurbanım sana Meyrik
Ben hayranım sana Meyrik oy oy
Kurtdere’nin dağı meşe
Yaz baharım döndü kışa
Dediler ki Meyrik ölmüş
Alem şaştı böyle işe
Oy Meyrik Meyrik Meyrik
Ben kurbanım sana Meyrik
Ben hayranım sana Meyrik oy oy
Maraş’tan bir haber geldi
Dediler ki Merik öldü (Oy oy oy)
Keşke Merik ölmeseydi
Kesileydi elim kolum (Oy Oy Oy)
Oy Merik Merik Merik
Ben kurbanım sana Merik
Ben hayranım sana Merik
Doktor yarayı kesiyor
Gene Merik kan kusuyor
Dediler ki Merik öldü
Anası kime küsüyor
Oy Merik Merik Merik
Ben kurbanım sana Merik
Ben hayranım sana Merik
Şu Meriğin acısına
Çarşaf serin gecesine
Keşke Merik ölmeseydi
Sabır onun anasına
Oy Merik Merik Merik
Ben kurbanım sana Merik
Ben hayranım sana Merik












