Gazi olaylarını
anlatan Gereği Düşünüldü kitabının yazarı, Gazi belgeselinin yönetmeni ve Gazi
Davası’nın avukatlarından Remzi Kazmaz; Gazi olaylarının 25. Yıldönümü
nedeniyle bir mesaj yayınladı.
Av. Remzi Kazmaz’ın
mesajı şöyle:
“Çeyrek asır geçti ama failler adalet önüne çıkartılamadı.
Gazi katliamı da faili meçhul kaldı. "Bir tuğla çekersek duvar
yıkılır" diyen devlet adamlarının dediği oldu. Duvar yıkılmasın diye
failler korundu.
Öldürülen Alevi Dedesi’nin
katilleri hakkında dava açılmadı
12 Mart 1995 tarihinde ve ondan öncesi, Gazi Mahallesi
üzerine iktidar tarafından muhalif bir mahalle-ilçe olması nedeniyle sürekli
bir baskı, göz altı, yıldırma politikası izleniyordu. Nihayet, önceden
tasarlanan oyun, 12 Mart 1995 saat 20:00 sularında sahneye kondu. İsmet Paşa
Caddesi üzerinde yer alan Öntaş ve Doğu kıraathanelerinin taranması ile
başlayan olaylardan sonra bu işyerlerini tarayanların izine rastlanılamamış,
kim, neden, nasıl sorularına bugüne kadar cevap alınamamış. Bu saldırıda
öldürülen Alevi dedesi Halil Kaya’nın katilleri hakkında hiçbir dava bile
açılmamıştır.
Kahve taranması ve Halil Kaya’nın öldürülmesine karşı halk
sokağa çıkmış, protesto yapılmış, büyük bir kitle yürüyüşe geçmiştir. Araya
giren yetkililer, sanatçılar, akil adamlar halkın tepkisini yumuşatarak büyük
olayların çıkmasını önlemiştir. Halk, maktül Halil Kaya’nın cenazesini alarak
Gazi Cemevi’ne getirmiş, sabahki cenaze töreni içi evlerine geri dönmüştür.
Sokak sakinleşmiş, olaylar bitmiştir.
Halk sakinleşmişken
çıkan olaylar neden 5 gün sürdü?
Aynı gece saat 04:30 sularında iki panzer cemevinin önünde
bulunan ve cenaze merasimi için hazırlık yapan gruba doğru yönelmiş, aynı anda
panzerlerin bulunduğu yerden grubun üzerine yoğun bir şekilde otomatik
silahlarla ateş edilmeye başlanmıştır. Mehmet Günday, açılan bu ateş sonucu
ölüyor ve 10 kişi de çeşitli yerlerinden yaralanıyor. Bu olay, oynanan oyunun
ikinci perdesidir. Yani, kahvelerin taranmasıyla ulaşılmak istenen amaca
ulaşılamamış, bunun üzerine cemevi önünde toplanan kalabalığa ateş açılmak
suretiyle bu gerginlik tırmandırılmıştır. Bu olaylardan sonra öfkeye kapılan ve
tahrik olan halk, tekrar protestoya başlamıştır. 15 bine yaklaşan kitle
protestolarını sürdürürken, kitle üzerine uzun namlulu silahlarla ateş açılmış,
bu açılan ateş sonucu Reis Kopal, Ali Yıldırım, Zeynep Poyraz, Mümtaz Kaya,
Dilek Sevinç, Fevzi Tunç, Hasan Sel, Hasan Gürgen, Hasan Ersüzer ve Dinçer
Yılmaz aldıkları kurşun yarasıyla hayatlarını kaybetmişlerdir.
Gazi davası neden Trabzon’a
görüldü?
Bu kadar insan ölünce dava önce Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde
açıldı. 20 sanık polis hakkında açılan bu dava, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın 05.07.1995 gün ve 1995/2483 Hz. 1995/87 sayılı fezlekesiyle
açıldı. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı çok acele ve deliller fazla
incelenmeden, hızlıca hazırlamış olduğu soruşturmada birçok eksik hukuki
değerlendirmeler ve yetersiz bir inceleme ile sağlıksız bir iddianame
hazırladı.
Haliyle dava açılırken, hukuki açıdan çok yetersiz idi.
Olayı hazırlayanlar ve olaya dışarıdan emir ve talimat verenlerin hiçbiri
iddianamede sanık olarak gösterilmedi. Onlar hakkında takipsizlik kararı
verildi.
Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi 1995/172 Esas no’lu kararında,
20 sanıklı bu davayı, güvenlik gerekçesiyle bin 200 km uzaklıktaki Trabzon’a
sürgün etti. Bu karar, yıllarca tartışıldı.
CMUK’a göre, eğer ciddi bir tehlike durumu olsa, o zaman en
yakın Ağır Ceza Mahkemesi’ne tedbir için gönderebilirdi. Ama nedense, CMUK’daki
bu açık maddeye rağmen en uzak olan ile gönderildi. Buradaki maksat,
müdafilerin, vekillerin takibini zorlaştırmak, davayı kamuoyundan saklamak,
gizlemekti.
Dava ne kadar sürdü?
Sonuç ne oldu?
Evet, yargılamanın seyrine baktığımız zaman, bu davanın
zaman, usul ve esasa ilişkin hatalarla dolu olduğunu görebiliyoruz.
Davanın ilk duruşmasında hiç kimseye söz hakkı verilmeden
“Davanın Durmasına” karar verildi.
Ardından, dünyada hiçbir yerde görülmeyen şey oldu, davanın
hakimi, davadan çok ilginç bir çekilme kararı vererek davanın tekrar durmasına
neden oldu. Uzun uğraşlardan sonra, Rize Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararla
tekrar Trabzon Ağır Ceza’da devam etti.
Adil yargılamanın en temel ilkelerinden biri olan “makul
süre” tarih olmuş, dava parçalara ayrılmıştı.
Alevi Dedesi Halil Kaya’nın öldürülmesi, İstanbul DGM
Savcılığı’na gönderilmiş, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet
Müdürü Necdet Menzil hakkında şikayet nedeniyle ihmal fezlekesi düzenlenerek
Adalet Bakanlığı’na gönderildi, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe tarafından
haklarında takipsizlik kararı verildi.
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, basit bir cinayet
davası olarak görülen davada, zaten 20 sanıktan 18 tahliye olmuş, ardından
hemen beraat edilmişti. Geriye sadece 2 sanık kalmıştı. Adem A. ve Mehmet G.
Yani, 5 gün süren ve toplam 23 kişinin öldüğü Gazi Katliamı davasında sadece 2
polis memuru ceza almıştı.
Hanefi avcı konuşmalı
Zaten mahkeme başkanı Hüseyin İ., davadan çekilirken
ölenleri ve yakınlarını PKK ve TPK kolu azılı teröristler olarak gördüğünü,
yakınlarının bu kişilerden zarar gördüğünü, o nedenle onlarla arasında bir
husumet olduğunu söyleyerek açık açık reyini belli etmişti. Yerine gelen başkan
da bu konuda ön yargılı davranmaya devam ettiği için bizim hiçbir yazılı-sözlü
talebimize olumlu cevap vermedi. Haliyle davada hiçbir yol alamadık. Net örnek
verecek olursak; Dava devam ederken, “Susurluk Çetesi” olarak adlandırılan olay
meydana gelmiş, Başbakanlık tarafından yapılan soruşturmada Meclis Araştırma
Komisyonu, ifade veren Hanefi Avcı’nın tanık olarak dinlenilmesi talebi
reddedildi, hukuk devleti açısından tarihi bir fırsat kaçırıldı. Eğer Hanefi
Avcı’yı bu davada tanık olarak dinletebilseydik, Gazi Dava’sının karanlıkta
kalan bütün yanları aydınlığa çıkabilirdi. Ama defalarca mahkemeye bu konuda
birçok talebimiz oldu ancak her seferinde reddedildi.
Örneğin eşif, asıl mahkeme tarafından yapılmayarak
Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesi’ne tevdi edilen keşif bir hakimle yapılmış,
2 saatte tamamlanmıştır. Yani 5 gün süren, 23 kişinin hayatını kaybettiği,
600’den fazla kişinin yaralandığı bu katliam, 2 saatte bitirilebildi. Yani,
dağ, fare doğurdu.
Örneğin, uzun namlulu silahlar kimler tarafından kullanıldı?
Maktüllerin üzerinde bulunan mermi çekirdeklerinin hangi silahlardan atıldığı…
Bu taleplerimiz, asla yerini bulmadı. Polis tapelerindeki telsiz konuşmaları
hep silinmişti..
Sonuçta bu yaşananları, dosya ile ilgili hukuka aykırılığı
anlatmak imkansız, biz bunları yaşayarak gördük. Bir büyük katliam davasının
hem tanığı olduk hem de mağduru olduk. Gazi Mahallesi’nden başlayan, Trabzon
yollarında devam eden ve 8 yıl süren bu dava, Karadeniz’in azgın dalgalarında
kayboldu. Haklı davamızda mağdur olduk.
Nitekim, Yargıtay’daki hukuk mücadelesi de olumlu
sonuçlanmadı. Bu davada, Adem A. adlı sanık, Fevzi Tunç, Reis Kopal ve Dilek
Sevinç’i öldürmekten 3 yıl hapis cezası aldı. Mehmet G. adlı sanık da Mümtaz
Kaya’yı öldürmekten 1 yıl 8 Ay hapis cezası aldı. Yani 23 kişinin ölümü ve 600
kişinin yaralanması sonucu yapılan yargılamada sadece iki kişi ceza aldı ama o
cezalar da affedildi çünkü sanıklar tekrar işlerine döndüler.
Anılan davada Zeynep Poyraz ve Sezgin Engin’i öldüren
sanıklar davada beraat etmişlerdir.
Yargıtay’dan sonra bu
dava kapandı mı?
Biz hukukçular olarak, keşke kol kırılsa da, yen içinde
kalsa. Ülkemizde meydana gelen bu dava, hem soruşturma hem de kovuşturma
yönünden eksik, hukuk ve adaletin tecellisi yönünden eksikti ve doyurucu değildi.
Nitekim bu insanlık davası için gidilmesi gereken her yere gitmek, yapılması
gereken her şeyi yapmaktı. Biz de öyle yaptık ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AİHM) gittik çünkü olaylardan sonra izlenen yargısal sürecin,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu tarafımızca görülmüştü.
AİHM, 26 Temmuz 2005 tarihli kararında, “Sorumluların, uygun
ve yeterli soruşturma yapmadıkları, öldürme koşullarının uygun ve yeterli bir
incelemeye alınmadığı, yargılamanın çok ağır adımlarla ilerlediği, cezaların
görece hafif olduğu, dolayısı ile sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiği
sonucuna varmıştır. Ayrıca, etkin soruşturma ve adli sürecin yapılmadığı, bu
nedenle 13. Maddenin ihlal edildiği sonucuna da varılmıştır. Karar ile,
ihlallerin yanı sıra, her ölüm olayı için 30.000 Euro paranın başvuruculara
ödenmesi hükmü yer almıştır. Nitekim, bizim söylediklerimizi el oğlunun
mahkemesi söyledi, keşke Türk mahkemelerinde bu kararı alabilseydik de hukuk
devleti hiç yara almamış olsaydı.
Gazi davası bitti mi?
Bu davanın kara kutusu, o dönemin Emniyet Müdür Yardımcısı Hanefi Avcı’dır. Çağırın dinleyin veya Susurluk Raporu’nun 20 sahifesindeki ifadelerine bir göz atın, gerçekler orada kısmen yazılı. Neden hala dinlenmiyor Hanefi Avcı? Eğer Gazi Katliamı ile ilgili gerçekler ortaya çıkarsa, bu ülkedeki diğer faili meçhullerin de teker teker ortaya çıkmasından korkan egemen ve karanlık güçler mi bu gidişatın önünü kesiyor?”















