Atmalı Aşireti'nin, Türkistan'dan Horasan'a gelirken Şaman
olarak geldiklerini, İran/Horasan'da konakladıklarında, İslam dinini İranlılardan öğrendiklerini, Şia'nın
etkisinde kaldıklarını, haliyle Alevilik / Bektaşilik tarikatına gönül
verdiklerini, Hacı Bektaş-ı Veli ile birlikte 10 bin çadır olarak Anadolu'ya geldiklerini
büyüklerimizden öğreniyoruz. Aşiretin Ağrı'dan Anadolu'ya girişi sırasında
tamamının Türkmen Alevisi olarak geldiklerini görmekteyiz. Kürtçe bildikleri halde, Cemevinde duasını ve
semahını Türkçe yapmaktadırlar.
Deyişleri, makamları, Türk
makamlarıdır. Türkün malı olan Davul, Zurna ve Saz ile Türk musikisini
yaşatırlar. Maraş ve Malatya Tahrir Defterinde Aşiretin 1550-1650 yıllarında
Türkiye'ye geldikleri anlaşılmaktadır. Atmalı Aşireti, Türkçe ve Kürtçe (Gurmançca)
konuşmaktadır. Uygur Devletinden koparak geldikleri için, konuştukları Gurmançca'nın; bir Uygur lehçesi olduğunu uzun çalışmalardan
sonra tespit etmiş durumdayız. Yani Atmalı Aşiretinin konuştuğu Kürtçe, bir
Uygur Türkçesidir. Atmalı Aşiretinin Türk Tipi Askeri teşkilatlanmasına uyarak
12 oymaktan oluştuğunu görmekteyiz. Bu Oymaklardan Altı tanesinin Anadolu'da
Sünnileştiklerini görüyoruz. Altı oymağın da Alevi olarak yaşamına devam
ettiklerini tespit ediyoruz.
ALEVİ OYMAKLAR: SÜNNİ OYMAKLAR:
1-KİZİRLİ --------------------- 1-KABALAR
2-AĞCALAR ------------------ 2-MAĞIKANLI
3-TİLKİLİ/RIFYON ----------- 3-SADAKALAR
4-TURUŞLU ------------------ 4-KETÜLER
5-HAYDARLI/ĞALKAN ----- 5-KARAHASANLAR
6-KARALAR/KARKON ---- 6-KIZKAPANLAR/ZETTIKAN
Bu
saydığımız Atmalı oymaklarının bir benzerinin de İran Urmiye şehri, Selmas ilçesi civarında, Suriye Afrin ve Kobani bölgelerinde
yaşadıklarını görmekteyiz. Yine bir benzer oymakların da Malatya İlçeleri,
Adıyaman, Doğu illeri, Edirne Keşan
yöresi, Yozgat İlçeleri, Kahramanmaraş'a bağlı Elbistan, Afşın ve Pazarcık
yöresinde yaşadıklarını biliyoruz.
Türkçe
ve Kürtçe konuşan ve aslen Türkmen olan Atmalı Aşireti, bölücülük hareketlerine prim vermemiş, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde
sürekli Devletinin yanında olmuştur.
Karayılan'ın
Nüfus Kaydı
Her
ne kadar Nüfus kaydında Besni yazıyorsa da, doğrusu Karayılan, Duman Mevkiinde doğdu, Höcüklü köyünde
büyüdü. Adı: Mulla Mehmet, Babası: Mamo,
Anasının Adı: Ayşe, Doğum yeri: K.Elif Köyü,
Doğum tarihi: Rumi1304 (miladi
1888),
Ölüm Tarihi:1336 (1920), Medeni Hali: Evli Sanatı: Çiftçi (aslında Göçer)
Hane:92/1, Cilt No:9,
Karayılan'ın
doğduğu köy: 1963 yılında Pazarcık ilçesinin Yukarı Höcüklü Muhtarlığına
bağlanmış, 20-25 haneli (Kürt Elif) Köyüdür. Höcüklü köyleri, Kürt Elife yayan
15 dakika mesafedir. K.Elif Köyü Pazarcık'a 36 km. Gaziantep'e 46 km.
uzaklıktadır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Kürt Elif Mezrası Maraş'a bağlıdır.
Kısaca Karayılan Pazarcıklıdır, Maraşlıdır demek mümkündür.
Pazarcık Kuvva-İ Milliyesi Kuruluyor
29 Ekim 1919'da İngilizler Antep'i Fransızlara devrettiler.
İşte tam o sırada Üsteğmen Asaf; KILIÇ ALİ PAŞA kod adı ile Atatürk tarafından
Pazarcık'a gönderildi. Çünkü Maraş ve Antep işgal altında idi. Pazarcıkta
teşkilatlanmak mümkün idi. Kılıç Ali,
Pazarcıkta Atmalı Aşireti Resi ve Pazarcık Kaymakamı Paşa Yakup Hamdi Beyi, Sinemilli
Aşireti Beyi Tapo Ağayı başına toplayarak Kuvva-i Milliye Teşkilatını kurarlar.
Atmalı Aşireti Beş Cepheden Fransızlara Karşı;
1-Eloğlu/Türkoğlu Baskını:
7 Ocak 1920 İslâhiye'den Maraş'a gitmekte olan bir Fransız
Senegal Taburuna, Eloğlu(Türkoğlu)
mıntıkasında Milli Kuvvetler tarafından silahlarla karşı konulmuş, iki günlük
çetin bir savaştan sonra, Fransızlar birçok ölü ve yaralı vererek Maraş'a
girebilmiştir. Bu baskında Pazarcık'tan Atmalı Aşiretini idare eden Paşa Yakup Hamdi
Beyin direktifleri ile İslâhiye köylerinden bu savaşa katılan Atmalı çete
başları ve çeteleri vardır.
2-Halep-İslâhiye-Fevzi Paşa Hattı: 10 Ocak 1920
İslahiye İlçesi'ne bağlı Atmalı Köyü'nden, Atmalı Aşireti'ne
mensup MUSA(Musé Kel İsıke: Kel İsmail'in oğlu Musa) Ağa Çetesi ile, 10 Ocak'ta
Halep'ten İslahiye'ye, oradan Fevzipaşa, oradan Adana veya Maraş'a geçecek olan
Fransız Treni'ne saldırı yapıldı. Tren Halep'ten gelmeden bir gün önce Atmalı
Musa, Çetesi ile birlikte LEÇE(Ağalar Obası) denilen düzlükte hazırlık yapar.
Önce demiryolunun raylarından birkaç tanesini sökerler ve gece pusuya yatarlar.
3-Büyük Araptar Olayı:-13 Ocak 1920
12 Ocak 1920'de bir dağ topçu takımı ile takviye edilmiş,
iki Fransız Bölüğü, Sakçagözü'ne gitmek üzere Antep'ten hareket etti. Geceyi
Büyük Araptar Köyü'nde geçiren bu kol, karlı bir kış gününde, köy halkını evlerinden
zorla çıkarmış, ev
eşyalarını yağma etmişler, kümes
hayvanlarını kesmişler, kadınlara
sarkıntılık yapmışlardı. Köy halkı, köyü bırakarak dağlara
iltica etmiş, Boyno
Obası'nda Boyno Oğlu Memik Ağa'ya, Çavdar Ağa'ya, Gücüğe Köyü'nde
Ahmet ve
Mehmet Kâhya'lara haber uçurmuşlardı.
Sabahleyin
Sakçagözü istikametinde yürüyüşe geçen Fransız
kolu, Büyük Araptar'a 2-3
km. Mesafede, Çatalmazı denilen dar boğazda, Memik ve Çavdar Ağalar'la,
Ahmet ve Mehmet Kâhya'ların kumandasındaki
çevre köylerin baskınına
uğradı. Sisli bir havada başlayan silahlı çatışma sonunda Fransızlar'ın
büyük bir çoğunluğu öldürüldü, geri kalanlar
canlarını güçlükle kurtardılar.
Bu haber Türkleri sevindirdi
fakat Fransızları şaşırttı.
4-Harabe Köyü Çatışmaları: - 18-19 Ocak 1920
Antep-Maraş yolu üzerinde,
Türk Milli Kuvvetleri sık
sık Fransız Konvoyları'nı
rahatsız ediyorlardı. Bu nedenle 19 Ocak 1920 günü Antep'ten Maraş'a hareket
edecek (olan ve
20 Ocak'ta Karabıyıklı Köyü'ne
varması beklenen) Fransız Konvoyunu korumak ve
yolunu açmak için,
18 Ocak'ta bir Fransız
konvoyu Maraş'tan hareket ettirildi. Yarbay Thıbauld emrindeki
bu kuvvetlerin sayısı, yaklaşık 2000 civarında idi. Maraş'tan çıkan
Fransız kuvvetleri, Pazarcık-Maraş yollarını
Milli Kuvvetlerden temizlemek istiyorlardı.
Kılıç Ali Pazarcık'ın bir km. batısında, Hacı Ahmet Mevkiinde pusu
kurdu. Dehliz Köyü'nde bulunan Pişkin Ali Rıza Bey, kuvvetleri ile birlikte
Aksu Köprü'sü civarına yerleşti.
Pazarcık'tan Atmalı Aşireti Reisi
Paşa Yakup Hamdi Kuvvetleri
de Pazarcık'ın 5 km.
güneyinde yerleşti. Kılıç Ali bunlara ilaveten, Aksu Çayı'nın kuzeyinde bulunan
Harabe Köyü sırtlarına küçük bir kuvvet göndermişti.
Maraş'tan hareket eden Fransız konvoyu, Yakup Hamdi Kuvvetleri
tarafından baskına uğradı. Fransızlardan yaralı ve ölü vardı. Bu
nedenle Fransız kuvvetleri, geri çekilerek
Harabe Köyüne doğru ilerledi. Harabe
Köyü'ndeki kuvvetlerimiz tarafından
yine baskına uğrayan Fransızlar, birçok ölü ve yaralı verdikten sonra, Maraş'a
doğru kaçmaya başladılar. Kaçan Fransız
kuvvetleri, Eloğlu(Türkoğlu) yönünden gelen Hüseyin EFE'nin komuta ettiği
80 kişilik bir
kuvvetin taarruzuna uğradı. Yine Birçok
ölü ve yaralı
bırakan Fransızlardan sağ kalanlar, Maraş'a sığınabildiler.
5-Karabıyıklı Baskını: -20 Ocak 1920
Mulla Karayılan, bu baskında henüz 32 yaşına yeni girmişti.
19 ocak 1920 günü Antep'ten Maraş'a doğru yola çıkan Fransız kuvvetleri, 20
Ocak günü sabaha karşı Karabıyıklı Köyü'ne yetişmişti.
20 Ocak 1920 gününün sabahı soğuk ve karlı bir gündü. Sabahın
erken saatlerinde Karayılan
82 Çetesi'ni Karabıyıklı Köyü'nün aşağısında, dar bir boğaz olan “Devret
Deresi”nin yüksek yamaçlarına yerleştirdi.
Çete'nin bir bölümünü
derenin üst girişine, bir
kısmını derenin orta
kesimlerine, bir kısmını da
derenin üst bitimine yerleştirdi.
Karayılan'ın elinde bir Alaman Filintesi Mavzer, Fransız
Tümeni dar boğaza girmeden öncü olarak iki atlı dar boğaza girdiler. Fransızlar
daha uzakta idiler. Öncü atlılar, bir
pusu olup olmadığını,
yolun emniyette olup olmadığını haber vermek için önden geliyorlardı.
Karayılan öncü atlıların
geçip gitmesine izin verdi.
Öncüler boğazı çıkmak üzere
iken Fransız Tümeni Boğaza
girmeye başlamıştı. Fransız Kuvvetleri'nin iyice
dereye girmesine izin
verdi, herkes yüksek kısımlarda
pusuya yatmış. Molla Karayılan da, derenin Maraş'a doğru
giden en son Tulhum Ovasına açılacak
yerinde pusudadır. Fransızlar
gayet sakin bir şekilde yollarına devam etmektedirler. Hatta
komutan, Fransızca bir
şarkı tutturmuş, deyme keyfine. Karayılan tam zamanında Ezanın ilk
dörtlüğünü okudu ve bir el ateş etti.
KARAYILAN: Allahu
Ekber, Allahu Ekber… (Taaak)
Ateeeş! Dedi. (Ezan
okumasının nedeni, Fransız
ordusunun arasındaki Senegalli Müslüman askerlerin, direnişini
kırmak, savaşmalarına mani olmaktır.) Bir anda 150 ayrı yerden ateş
açıldı ve bir cayırtı koptu. Karayılan bağırıyor:
-KARAYILAN: Vurun Aslanlarım! Vurun Çetelerim Namus
Günüdür! Allah Aşkına Vurun! Peygamber
Aşkına Vurun! Vatan Aşkına Vurun! Namus Aşkına vurun! Şehitler Aşkına Vurun!
Diyordu
Bu arada Fransızlar,
neye uğradıklarını
bilemeden, yere yattılar. Araçlarından inerek, araçların altına
girdiler. Birçokları silahlarına sarılamadan öldüler. Fransız
askerlerinin içerisinde Müslüman
Senegalli, Faslı, Tunuslu,
Cezayirli Lejyon Erler vardı.
Onlar buraların Müslüman olduklarını bilmiyorlardı. Bu
Müslüman Askerlerden, Karayılan'ın; “Allahu Ekber” narasını duyanlar, Türk
Çetesi'nin Müslüman olduğunu anlamışlardı ve mevzilerden
çıkmadan, savaşmayı bırakmışlardı adeta.
Ancak, Bir Fransız
askeri Makineli Tüfeğin başına geçmiş, tepelere doğru ateş
ediyor. Çetelerin tüfekleri yoğun ateş sonucu ısınmış, el vurulmayacak
duruma gelmişti. Çeteler
çakaralmaz tüfeklerle,
Fransız Zırhlı Araçlarını, Silahlarını
tesirsiz hale
getiremiyorlardı. Fransızlar, eğer
ovaya çıkmayı başarabilirlerse,
çeteyi ovada avlardı. Ne yapıp onları bu derede sağ çıkarmamalı idi. Karayılan
tepeden aşağı pusarak indi
ve Makineli Tüfek
kullanan Fransız Askeri'ni vurdu ve Makineli Tüfeği iki adamı ile dağa
çıkardı. Karayılan daha
önce Şark Cephesi'nde savaşırken,
Makineli Tüfeği kullanmasını
biliyordu. Düşmana ateş etmeye
başladı, onları perişan
etti. (Karayılan o
andan itibaren, Antep Harbi dâhil, hiç elinden Makineli Tüfeği indirmedi,
sürekli Makineli kullanıyordu. Hatta Tüfek ile takla atarak
uçan kuşu vurduğu da söylenir) Kısa bir süre sonra ikinci bir Makineli Tüfek
ele geçirdiler, diğer çeteler Makineliyi kullanmasını bilmiyorlardı. Bu arada
Karayılan, Şüro'ya seslendi:
-KARAYILAN:
Şüro, Şüro! Fransızlar'ın arasında Zenci Müslümanlar var.
İşte onlardan bir tanesini esir alacağım,
ancak onlar Makineliyi kullanırlar. Dedi. (ve hemen
Karayılan dağdan aşağı kayarak indi ve bir Cezayirli askeri esir aldı ve dağa
çıkardı. Karayılan, Malatya'daki
Hocasından Medrese tahsili aldığı için biraz Arapça biliyordu. Cezayirli
'ye işaret ederek:
-KARAYILAN: Ene Müslim, Freng Kâfir, yani “Ben de
Müslüman'ım, Fransız Kâfirdir. “İnnemel Mü'minune
İğvatun”(Mü'minler Kardeştir)ayetini okudu ve makineli ile ateş etmesini
işaret etti. Cezayirli meseleyi anladı ve Fransızların üzerine ateş etmeye
başladı. Ancak diğer Müslüman askerleri de vurmamaya çalışıyordu. Bu Makineli
Tüfeklerle Fransızları perişan
ettiler. Sağ kimse kalmadı. Şüro'nun torunu Vedat
Karayılan'a göre tam
50 kadar Müslüman asker sağ kalmıştı. Onları da bilerek vurmamışlardı. Onlar zaten mevzilerinden
çıkmamışlardı. Karayılan Çetesi'ni kutluyordu:
-KARAYILAN: Arkadaşlar
gazanız mübarek olsun. Vatanımıza
göz dikeni böyle yok ederiz. Bütün silah
ve mühimmatı çetelerime,
giyecek ve yiyecekleri
Karabıyıklı köylülerine mükâfat olarak bırakıyorum. Herkes birer silah alsın,
Elif Köyü'ne dönüyoruz.
Karayılan, Kadana adını verdikleri Bacağı kısa bir At'a
bindi, başına bir Arap poşusu sardı, kardeşleri, çetesi ve
diğer 93 (bazı
eserlerde 50 esir
geçer) Müslüman esirle köye ulaştı. Köylü akrabaları, ev halkı, Karayılanı
önce tanıyamadılar, Arap
zannettiler. Poşuyu çıkardıktan
sonra Karayılan olduğunu
anladılar.
-Böylece bu baskın sonunda, Fransızlardan 100 kadar Katır-At,
2 hafif Makineli Tüfek, 1 Ağır Makineli, 160 adet piyade tüfeği, 20
sandık cephane,
100 kadar bomba ele geçirilmişti. (Karayılan davet üzerine
Antep Harbine girdiği gün, kendi silahlarının dışında, Fransızlardan elde etmiş
olduğu bu silahlarla girdi. Daha önce silahları toplatılan Antep için bu
silahlar ilaç gibi gelmişti.)
Esirler'in Elif Köyü'nde
Tedavi Edilmesi 21 Ocak 1920
Esirler Elif Köyü'ne vardıklarında, önce karınları
doyuruldu. Sonra temizlik yapmalarına izin verildi. Daha sonra
Karayılan'ın annesi Ayşe Hanım tarafından yaraları tedavi edildi. Ayşe
Hanım, Halk Tababeti yönünden baya
maharetli idi. Antep Pekmezi ile
Zeytinyağı'nı kızdırarak, esirlerin yaralarına sürdü,
Koyun Yününü yağa batırıp mikrobunun ölmesini sağladı,
yaraların üzerine sardı ve kısa zamanda tedavi etti.
Daha sonraları Karayılan Antep'te savaşırken, sık sık köye
gelip esirlerin durumuna
bakıp tekrar savaşmaya gidiyordu.
Bu arada esirler
boş durmadılar. Bir gün çoban hasta olmuştu. Esirlerden Mevlüt ve Ali
gönüllü olarak davar yaymaya gittiler. Şüro'nun hanımı Hané, endişelenir; “ya
bunlar davarı alıp giderlerse ben ne yaparım, Kaynım Karayılan bizi öldürür”
diye endişe ederken,
Karayılan Antep'ten köye gelir, Hané Gelin durumu korkarak anlatır. Karayılan;
“Korkmayın onlar bize
yanlış yapmazlar, bizi seviyorlar. Çünkü onları din kardeşi diyerek öldürmedik,
her gün 3-4
koyun kestirip yediriyoruz. Bu
ihaneti yapmazlar” diyor. Akşamüzeri davarla birlikte dönerler.
Hatta bir gün dağda Kurt görmüşlerdi. Akşamüzeri eve dönünce, heyecanla kendi
lisanları ile Kurt'u
tarif etmeye çalıştılar. Ancak
Türkçe bilmedikleri için, anlatım biraz komik olunca herkes gülmeye başlamıştı.
Esirler
Karayılan'ı görünce ayağa
kalkıyor, el pençe divan
duruyorlardı. Karayılan'ı çok seviyorlardı. Çünkü
Karayılan isteseydi onları
da öldürebilirdi. Din kardeşleri
oldukları için onları öldürmediklerini bildikleri için onu
çok sayıyorlardı. Karayılan Şehit olduğu
güne kadar, annesi Ayşe, erkek kardeşi Halil ve Şüro
Mammo'nun hanımı, kız kardeşleri Ayşe,
Hatice ve Hané
köyde 93 esire baktılar ve onlara her gün 3-4 koyun
keserlerdi. Bir gün onları etsiz
bırakmadılar. Ancak Maraş bu esirlerden habersizdi.
SONUÇ: Kısacası, Maraşlılar,
Maraş'ın içerisinde
Fransızlarla kahramanca savaşırken, İslahiye'de Fransız Treninin önün
kesen, Eloğlunda Fransızların önünü kesen, Karabıyıklı'da Fransızların önünü
kesen, Büyük Araptar Köyünde Fransızların Sakça gözünden Maraş'a inmelerini
engellemek için canını ortaya koyan
kahraman bir aşiret
olan ATMALI AŞİRETİNDEN ve MULLA MEHMET KARAYILAN'dan haberleri
yoktu. İşte Maraş Harbinin 22
gün gibi kısa
bir sürede bitmesi, Karayılan ve Aşiretinin Fransızların
Maraş'a giden yolları kesmesinden zafer
kazanılmıştır. Kahramanmaraş eşrafının ve halkının Karayılan'a ve Atmalı
Aşiretine birer teşekkür
borçları vardır. Atmalı bir yazar
olarak, 100 yıl sonra gecikmiş de olsa bu teşekkürü aşiretim adına bekliyorum.















