Kahramanmaraş Olgunlaşma Enstitüsü’nde “Atmadan önce bir daha düşün" eğitimi ve “Atık Kâğıt ve Ambalaj Malzemesinden aksesuar yapımı” kursu düzenlendi. Vepsan Plastik’in destek verdiği kursun sonunda katılımcılara sertifika belgeleri verildi. İsrafın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesi veya en aza indirilmesi, atığın oluşması durumunda ise kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanımının sağlanması amacıyla Kahramanmaraş Olgunlaşma Enstitüsü’nde kursiyerle ve katılımcılara yönelik bir kurs programı düzenlendi. Programda Çevre Mühendisi Seda Karadağ, katılımcıları yaptığı sunumla bilgilendirirken; kahramanmaraş olgunlaşma enstitüsü Müdüriyesi Mutlu Aslantürk de katılımcılara sertifikalarını verdi. Sertifika programında konuşan Mutlu Aslantürk şu ifadelere yer verdi: “İsrafın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesi veya en aza indirilmesi, atığın oluşması durumunda ise kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanımının sağlanması amaçlanmaktadır. Eskiden Osmanlıda çöp çıkaranlara 'Arayıcı Esnafı' da denirmiş. Arayıcı esnafı, kadıdan şehrin süprüntülerini ve konaklardan atık çöpleri toplamak üzere yıllık ihale alır, çöp topladığı mahallenin gelir düzeyine göre kadıya ücret öder. Çöpleri topladığı için devletten ücret almadığı gibi devlete her yıl para verir. Günümüzde durum tam tersi: Belediyeler temizlik işçilerine çalıştığı alana göre ücret ödüyor. Arayıcı esnafın, sepet ve küfelerle topladığı çöplerin sonraki durağı Haliç ve Boğaz kenarlarındaki 'tanzifat iskeleleri' olur. Çöpler, deniz kenarlarındaki çamur teknelerinde ve tanzifat kayıklarında ayrılır, içinde akçe, mangır veya işe yarar başka şeyler varsa çıkarılır, bunlar genelde çöpçülerin olur. Arta kalan atıklar ise kayıklarla Adalar'ın ilerisinde Marmara denizine dökülür. O devirde kimyasal atıklar olmadığı için çöpler suda erir gider, deniz kirlenmezmiş. 1850'li yıllara, yani Şehremaneti'nin kurulduğu döneme kadar temizliği arayıcı esnaflar üstlenmiş. Topkapı Sarayı'nda bulunan değeri paha biçilmez 'Kaşıkçı Elması'nı da çöpçülerden birinin bulduğu anlatılıyor. Hikâyeye göre, 1699 yılında İstanbul’da Eğrikapı çöplüğünde dolaşan bir kaşıkçı bu elması bulmuştur. Kaşıkçı, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçeye (Osmanlı’da kullanılan gümüş para) satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca sus payı ister. Aralarında kavga çıkar. Mesele kuyumcubaşıya kadar gider. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır. Fakat bu sefer de olayı Sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken, mesele Padişah IV. Mehmet’e (Avcı Mehmet) gider. Elmas saraya getirtilir ve saray elmastıraşına verilir. Eğrikapı çöplüğünde bulunan taş işlenince ortaya 86 karatlık nadide bir elmas çıkar. Kuyumcubaşıya kapıcıbaşılık rütbesi ve bir kese bahşiş verilir.”


















