Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından, T.C Kültür ve
Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve Malatya Valiliği’nin katkılarıyla
9-15 Kasım 2018 tarihinde düzenlenen 8. Malatya Uluslararası Film Festivali,
film gösterimleri ve paralel etkinliklerle devam ediyor.
Bu yıl Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, doğumunun 90. yılı
vesilesiyle festival tarafından bir programla anılıyor. Festival bünyesinde
Aytmatov eserlerinden sinemaya uyarlanan ‘Beyaz Gemi’, ‘Kızıl Elma’ ve ‘Elveda
Gülsarı’ gibi filmler gösterilirken Kırgız yazar anısına bir de panel
düzenlendi.
Malatya Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen panele
yönetmen Ardak Amirkulov ile yazar Yağmur Tunalı konuşmacı
olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü İhsan Kabil üstlendi.
Panelin açılış konuşmasını yapan İhsan Kabil, Cengiz
Aytmayov’un 90. doğum yılı münasebetiyle gerçekleştirilen film gösterim
programına ek olarak bu filmlerin ruhunun ve içeriğinin ele alınacağı bir panel
düzenlediklerini ifade etti.
Kabil, panelde sinema ve edebiyat ilişkisinin ele
alınacağını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Aytmatov, çok büyük bir roman yazarı. İnsanın doğasını, hem
sosyal ilişkiler hem de içinde yaşadığı dönem itibarıyla Sovyetler Birliği
gerçeğiyle, onun yapısıyla bu bağı kurabilen ama insanın dramını asla
aksatmayan ve asla ihmal etmeyen bir yaklaşım sergileyen çok büyük bir yazar.
Kitapları da dilimize çok fazla çevrildi. 1960’lardan itibaren Aytmatov’un
senaryo çalışmalarına da bizatihi katıldığını biliyoruz. Zaten kitaplarına
baktığınızda da fazlasıyla sinematografik öğeler yer alıyor. Adeta insan ruhunu
işleyen eserleri biz okuduğumuzda görüp, o sürece tanıklık ediyoruz.’
Kabil sonrasında daha önce Aytmatov ile çalışmış olan
Yönetmen Ardak Amirkulov’a söz verdi.
Yakın zamanda Aytmatov’la ilgili bir kitap çalışmasına da
katkıda bulunduğundan söz eden Amirkulov, Aytmatov’la olan tanışıklıklarını ve
beraber çalışmaya nasıl başladıklarını aktardı:
‘Biz Aytmatov’la çok iyi arkadaştık. O benim babamla yaşıttı
ama biz çok iyi arkadaştık. Taşkentte bir festivalde tanışmıştık. O jüriydi.
Benim de filmim gösteriliyordu orada. Filmimi izledikten sonra benimle tanışmak
istedi. Ve bana iş teklifinde bulundu. Uzun bir süre düşündük hangi eserini
elle alıp sahnelendirelim diye. O bana son dönem çalışmalarından birini önerdi.
Çok uzun zaman düşündüm cevap vermek için. Aytmatov için zaman geçiyordu ve ona
bir cevap vermem gerekiyordu. Tam 9 yıl düşündüm. 1997’de biz konuyu
konuşmuştuk ve 2006’da anca cevap verebildim. ‘Hoşçakal Gülsarı’yı önerdim, onu
çekelim diye. ‘Hoşçakal Gülsarı’ benim için parlak bir geçmiş. O kitabı ben
daha okuldayken okumuştum. Aytmatov da bunu kabul etti ve çekimlere hemen
başladık.’
Sonrasında söz alan edebiyatçı ve yazarYağmur Tunalıkaleme
aldığı ‘Gittiler’ adlı biyografi kitabında Aytmatov’a da yer verdiğinden
bahsetti. Aymatov’u şahsen tanıma fırsatı bulduğundan da söz eden Tunalı, ‘Ben
de Ardak bey gibi Aytmatov’un dost halkası içinde yer alma şansı bulanlardanım.
1992’de Türkiye’de tanıdım kendisini. Daha sonrasında görevlerim dolayısıyla
televizyonda birçok program yaptım onunla ilgili. Özel toplantılarına davet
edildim’ dedi.
‘Biyografiler önemlidir. Eser verenlerin yaratıcıların
biyografilerinde eserlerinin derinlere saklanmış izleri vardır. Bendeniz onları
kovalıyorum’ şeklinde konuşan Tunalı, Aytmatov’un yaşamından satır başları
verdi ve ‘Cengiz Aytmatov, küçücük bir köyde doğmuştur. O küçücük köyden bir
dünya devi çıkmıştır’ şeklinde konuştu. Tunalı, sözlerine şöyle devam etti:
‘Köy gibi dar bir yerden çıkıp yine o köy ve çevresindeki o
kır hayatını, o bozkır hayatını, o dar hayatı, atlarla, sürülerle ve toprağı
ekip biçen sınırlı bir hayatı yazıp bunu dünya ölçeğinde bir sanat eseri
niteliğinde takdim edebilmek başarısı muhakkak üzerinde durmamız gereken bir
şeydir. Bu çok kolay başarılacak bir şey değildir. Kabiliyetle de izah edilecek
bir şey değildir. Birçok kabiliyet işletilmediği için, çalıştırılmadığı için
birçok zeki çocuk körelir giderler. Fakat Aytmatov içine doğduğu, yanında
yöresinde bulunduğu o büyük Rus edebiyatının klasiklerini içercesine okuyup
onların başarı şifrelerini çözerek eserlerinde o şifreleri kullanır.
Dolayısıyla evrensel bir mesaja dönüştürür.















